Said-i Nursi hem Osmanlı hem  Cumhuriyet dönemini  yaşamış  ve  onun zamanında meydana gelen olaylar nedeniyle  kendi devrinin canlı bir tarihi olarak ta karşımıza çıkıyor.. .Said-i Nursi sadece yaşadıkları ile kalmamış, toplumu aydınlatmak üzere binlerce sayfa eser yazarak kendi devrine ait tarihi bazı gerçekleri de açıklamıştır.

Said-i Nursi’nin bu özelliklerine rağmen her nedense tarihçilerimizin ondan bahsetmemeleri büyük bir eksikliktir. Çünkü tarih belgelere dayanır. Onun içindir ki Said-i Nursi’nin Osmanlı devrinde Said-i Kürdi imzasıyla neşrettiği eserler tarihi birer belge hükmündedir. Risale-i Nur külliyatı müellifinin Ermenilerle ilgili yazdığı makaleler de tarihe ışık tutacak kadar son derece kıymetlidir.

Said-i Nursi Osmanlı devrinin son dönemlerine kadar Ermenilerle birlikte olmak ve komşuluk ilişkilerini metheder. Ancak Ermenilerin Ruslar ile birlikte hareket ederek,  bilhassa Taşnak örgütü tarafından Müslümanlara karşı yapılan katliamlara durdurmak için, talebeleri ile birlikte Van’ın Erek dağına çekilerek Ermenilerle savaşması açıkça gösteriyor ki, Ermenilerin ihaneti dayanılmaz bir hal almış ve Said-i Nursi’nin bu savaşta birçok talebesi Ermeniler tarafından katledilerek şehit olmuştur.   

Bu savaşta Ermeniler çocukları da öldürmektedir. Ancak Said-i Nursi yüzlerce Ermeni çocuğunu bir katliamdan kurtarır. Bu durum Ermenilere tarafından takdir edildiğinden Ermeniler de Müslüman çocuklarını artık öldürmekten vaz geçerler.

Fransız ihtilalinden sonra etnik milliyetçilik ön plana çıktığından Osmanlıyı dağıtmak için birçok milletleri Osmanlıya karşı kullanmak ve kışkırtmak için sinsi planlarla yapan başta İngilizler olmak üzere, Ermenilerin de ayrı bir devlet kurması için Osmanlıya karşı Ermeniler de savaşa sürüklediler. 

Ancak o devrin bazı aydın ve alimleri Osmanlının dağılmaması için büyük gayret gösterdiler.  Çünkü Osmanlının dağılması halinde artık toparlanmanın nerede ise imkansız bir hale geleceğini bildiklerinden Osmanlıyı ayakta tutmak için her türlü gayreti cansiperane gösterdiler. Çünkü tarih bize bildirir ki yıkılan bir devletin yerine yeni bir devlet kurmak hiçte kolay değildir. Hele hele günümüzde ilim, teknoloji, ekonomik ve siyasi askeri güç gerekmektedir. Doksan yıldır kurulan Türkiye’nin asrımızın gereklerine göre halen istenilen seviyede gelişmemiş olması bunun en açık delilidir.  Günümüzde İlim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte artık feza devri başlamış,  buna ayak uyduramayanlar ise ayaklar altında kalmaya mahkûm kaldılar.

 Said-i Nursi bu gerçekleri bildiği için Kürtlerin, Türk ve Araplardan ayrılmamasını şiddetle savunur. Irka dayalı devlet değil, ümmete dayalı bir devletin başarılı olacağını her zaman dile getirmiş ve ittihadı İslam’ın farz olduğunu vurgulamıştır.  .

Yarınki yazımızda hiçbir yorum katmadan onun 1920 yılında yazmış olduğu bir makaleyi okuyucularımıza takdim edeceğiz.     

Said-i Nursi’nin  Kürdler ve Osmanlılık adlı makalesi

İkdam gazetesi sayı 8273-22 şubat 1336/1920

Paris’te bulunan Şerif Paşa’nın Boğoz Nobar Paşa ile Kürd milliyeti nam ve hesabına akd ettiği itilaf (antlaşma) hakkında yazmış olduğumuz  başmakalede, bu i’tilafın ciddi ve hakiki olamayacağını fikir ve kanaatini dermeyan eylemiş idik. Zira her zaman, merd ve ve necip Kürt milletinin camia’yı Osmaniye’den  iftirak (ayrılık) asla hatırından geçirmediğini ve hilafete daima merbut (bağlı) kalmak fikir ve emeli perverde eylediğini ..o kavmin şimdiye kadar gösterdiği harekat ve sekenattan  anlamış idik.

Filhakika, makalemizin intişarı üzerine bir çok kürd mu’teberanı idarehanemize gelerek, Şerif Paşa’nın İ’tilafı , umum kürt milletine izafe edilemeyeceğini ve Şerif Paşa’nın böyle bir i’tilaf akdine asla selahiyettar olmadığını beyan eylemişlerdir.

Şehrimize sakin Kürd ricalinden bu i’tilafuı protesto yolunda bir çok muharrerat (yazılar, görüşler) vârid olmuştur, bunlardan birini ber-vechi zir (aşağıdaki gibi) aynen derç ediyoruz.

İkdam ceride-i muterebesine

Evvelki gün gazeteler, Paris’te Şerif Paşa ile Ermeni heyeti murahhasası reisi Boğoz Nobar Paşa arasında, Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir i’tilaf akdedildiğini yazarak Kürd efkârı umumiyesinden izahatta bulunuyorlardı.

Dört buçuk asırdan beri vahdet-i  İslamiyye’nin  fedâkar ve cesur ve hâdim  ve taraftarları olarak yaşamış ve dini ananesine sadâkati gaye-i hayat bilmiş olan Kürdler henüz beşyüz bine karib (yakın) şühedasının kanı kurumadan, şişlere, geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatıralarını teessürle anarken İslamiyet’in zararına olarak tarihi ve hayati düşmanlarıyla i’tilaf akdetmek surketiyle, salabet-i diniyyeleri hilafında iftirak-cuyane (ayrılıkçı) âmâli takib edemezler. Binaenaleyh Kürd vicdanı milliyesinin bu tarz tehassüsüne mugâyir hareket eden zevatı da tanımazlar. Ve yegane emelleri de vahdet-i dini ve milliyelerini muhafaza olduğundan keyfiyetin izahatına delâlet buyurulmasını muhterem gazetenizden istirham ederiz.

Sâdât-ı Berzenciyeden   Da’va vekili  Ahmed Arif                                         

Hizan sâdât-ı  kirâmından ihtiyat binbaşsı Muhammed Sıddık

Ulmemâ-yı  Ekrad’dan  Said-i Kürdi

Bu hakikatler karşısında başka söze ne hacet. İşte size o tarihin ender belgelerinden biridir. Daha tafsilatlı bir makale ise Sebilürreşad sayı 461 ve 4 Mart 1920 de de neşredilmiştir.

Rabbimiz bizlere feraset ve ittihat nasip etsin.

    

        

        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.