Şair ve Sultan

Mehmet Nuri Yardım 25.09.2016


Renkli kişiliğiyle tanınan şair, siyaset adamı ve ‘feylesof' Rıza Tevfik Bölükbaşı, oğlu Mehmed Said'e ithaf ettiği “Uçun Kuşlar!” şiiriyle tanınır. Orada gurbet ve sürgün günlerini çok güzel mısralarla anlatır: “Uçun kuşlar uçun!.. Doğduğum yere; / Şimdi dağlarında mor sümbül vardır. / Ormanlar koynunda, bir serin dere, / Dikenler içinde sarı gül vardır. / O çay ağır akar yorgun mu bilmem? / Mehtâbı hasta mı, solgun mu bilmem?.. / Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem? / Yüce dağ başında siyah tül vardır” Bu güzel şiirdeki şu dörtlük oldukça dokunaklı ve hislidir: “Orda geçti benim güzel günlerim, / O demleri anıp bu gün inlerim; / Destân-ı ömrümü okur dinlerim / İçimde oralı bir bülbül vardır”

         Rıza Tevfik Bölükbaşı 1869'da Edirne'ye bağlı Cezrimustafapaşa'da doğdu. İlk tah­silini İstanbul'da bir Musevî Okulu'nda yaptı. Rüştiye'yi Geli­bolu'da okudu. Mülkiye Mektebi'nde öğrenci iken bazı olay­lara karıştığı için okuldan çıkarıldı (1890). Sonra Tıbbiye'ye girdi ve 1899′da mezun oldu. 1908 yılına kadar Karantina İdaresi'nde doktorluk yaptı. Maarif Nâzırlığı (1918) ve Şûra­yı Devlet Reisliği (1919) yaptı. Sevr Antlaşması'nı imzalayan heyetin içinde o da yer aldı. Bu yüzden “Yüzellilikler” listesine alındı ve yurt dışına sürüldü (1922). Sürgün hayatını Ürdün'­de geçirdi. 1943′de çıkan af kanunundan istifade ederek yurda döndü. 30 Aralık 1949 tarihinde İstanbul'da vefat etti ve 1 Ocak 1950'de Zincirlikuyu Mezarlığı'na gömül­dü.

         Rıza Tevfik 20. asır şairlerimizdendir. ‘Feylesof' diye de tanınır. Batı felsefesinin Türkiye'de tanınmasında çalışmaları olduğu ve Darülfünun'da felsefe dersleri verdiği için bu unvanı aldı. Şair olarak hiçbir edebî topluluğa dahil olmadı, bağımsız kaldı. Halk şiiri tarzında yazdığı manzumeleri ile tanındı daha çok. Koşmala­rı, nefesleri ve divanları, saz ve tekke şiirinin kaynağından beslendi. Bu şiirler sayesinde hece vezni canlandı ve yaygınlaştı. Halk şiirimizin aydınlar arasında da sevilmesi bu sayede mümkün olmuştur.

         Yayımlanmış eserlerinin bir kısmı şunlardır: Abdülhak Hâmid ve Mülâhazat-ı Felsefiyyesi (1918), Estetik (1920), Felsefe Dersleri (1914), Ömer Hayyam'ın Felsefesi (1927), Serâb-ı Ömrüm (Şiirler, Lefkoşe 1934, İstanbul 1949). Hakkında Hilmi Yücebaş'ın hazırladığı Bütün Yönleriyle Rıza Tevfik kitabı ile Feridun Kandemir'in Rıza Tevfik'in İtirafları kitapları önemlidir. Bölükbaşı hakkında esaslı çalışmaları ise Prof. Dr. Abdullah Uçman yaptı. Bu eserler, Rıza Tevfik'in Tekke ve Halk Edebiyatı ile İlgili Ma­kaleleri, Rıza Tevfik'in Şiirleri ve Edebî Makaleleri Üzerinde Bir Araştırma, Rıza Tevfik Bölükbaşı isimlerini taşıyor. Prof. Uçman, Bölükbaşı'nın Refik Halid Karay'a, eşine ve kızına yolladığı mektupları da ayrıca kitaplaştırdı. Şairin bütün terekesi yakın akrabaları tarafından Abdullah Uçman'a verildiği için bilinmeyen hatıra, mektup, şiir ve yazıları kitaplaştırılmaya devam ediyor.

            Bölükbaşı da devrindeki diğer birçok aydın gibi Sultan Abdülhamid Han'a muhalefet yapmıştır. Ancak bunlar arasında onu farklı kılan, daha sonra yazdığı ve üstat Necip Fazıl Kısakürek sayesinde geniş kesimlere ulaşan pişmanlık şiiridir. “Sultan Abdülhamid Han'ın Ruhaniyetinden İstimdat” başlıklı şiir şöyle başlar: “Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han? / Feryâdım varır mı bârigâhına?” Şair, padişaha hitap ettiği bu mahcubiyet ve özür şiirinde “Ölüm uykusundan bir lâhza uyan”masını ister ve şöyle devam eder: “Tarihler ismini andığı zaman, / Sana hak verecek, ey koca Sultan; / Bizdik utanmadan iftira atan, / Asrın en siyâsî Padişâhına. / ‘Pâdişah hem zâlim, hem deli' dedik, / İhtilâle kıyam etmeli dedik; / Şeytan ne dediyse, biz 'beli' dedik; / Çalıştık fitnenin intibahına. / Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz, / Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz. / Sade deli değil, edepsizmişiz. / Tükürdük atalar kıblegâhına.”

         Rıza Tevfik, İttihatçıların icraatını gördükten sonra padişahın büyüklüğünü anlayanlardandır. Dolayısıyla onun bu şiiri büyük önem arz ediyor. “Halkı didik didik eden” ve “katliama kadar” icraatlarını sürdüren İttihatçılara öfkelenen şair, “Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena, / Bir sürü türedi, girdi meydana.” dedikten sonra hızını alamaz ve ne idüğü belirsiz bu tayfa için şu mısraı kullanır: “Yuh olsun bunların ham ervâhına!”

         Bir insanın hatasını gördüğünde dönmesi doğru ve iyi bir davranıştır. Yanlıştan dönmek fazilettir. Rıza Tevfik bu soylu davranışı sergilemiş bir münevverimizdir. O dönem yine başta padişaha şiddetli tenkitlerde bulunan İstiklâl Marşı şairimiz Mehmed Âkif Ersoy'un da ömrünün sonunda o galiz şiirlerinden dolayı pişmanlık duyduğunu ve yakın çevresine bunu söylediğini anlatırlar. Mustafa Armağan bu konuda Derin Tarih programında açıklama yapmıştı. Rıza Tevfik'in bu meşhur fakat aynı zamanda her yerde bulunmadığı için meçhul olan şiirinde İttihatçıların baskısını ve memlekete yaptıkları fenalıkları gördükten sonra şöyle devam ediyor: “Haddi yok, açlıkla derde girenin, / Sehpâ-yı kazâya boyun verenin. / Lânetle anılan cebâbirenin / Bu, rahmet okuttu en küstâhına. / Çok kişiye şimdi vatan mezardır, / Herkesin belâdan nasîbi vardır, / Selâmetle eren pek bahtiyardır, / Harab büldânın şen sabahına.”

Aslında bu şiir bir bakıma fikir hayatımızın da akışını sergiliyor. Tanzimat'tan sonra başlayan Batılılaşma cereyanlarının Sultan Abdülhamid'ten sonraki mâcerasını tasvir ediyor. Dinden uzaklaşmanın milletimize ödettiği bedele işaret ediyor. Şiirin son kıtaları şöyle: “Milliyet dâvâsı fıska büründü, / Ridâ-yı diyânet yerde süründü, / Türk'ün ruhu zorla âsi göründü, / Hem Peygamberine, hem Allâh'ına. / Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin / Âhiretten bile himmet eylersin, / Çok çekti şu millet murada ersin / Şefâat kıl şâhım mededhâhına.”

Bugünlerde Osmanlı'nın feraset ve basiret adamı, son büyük lideri Sultan Abdülhamid Han yeniden gündemde. TBMM Başkanımız İsmail Kahraman'ın düzenlediği sempozyum, bu çok tartışılan ama yeni yeni anlaşılmaya başlanan padişahımızı yeniden bize hatırlattı. Aydınlar peşin hükümlerini bir kenara bırakmalı, yakın tarihimizi doğru ve hakkaniyet üzere araştırmalı, öğrenmeli ve anlatmalı. Bu vesile ile Sultan Abdülhamid Han'ı,  Rıza Tevfik Bölükbaşı'nı ve Mehmed Âkif Ersoy'u rahmetle yâd ediyorum. Mekânları cennet olsun.

 

 


Etiketler: