Sakallı Celal Ankara Sultanisi’nde (Ankara Atatürk Lisesi) müdürlük yaparken, kendisinden son sınıf öğrencilerini hızlıca mezun etmek konusunda ‘müşkülpesent’ davranmaması istendiğinde ‘Ankara Sultanisi boyacı küpü değildir’ şeklinde yanıt verir. Bu olay üzerine kendisini bakanlık emrine alan ve yerine getirilmesi istenen talep ile ilgili bir daha düşünmesini(!) isteyen Maarif Vekili Hamdullah Suphi’ye tarihe geçen o sözleri söyler: ‘Tanzimat ilan ettik olmadı. Meşrutiyet ilan ettik olmadı. Cumhuriyet’i denedik olmadı. Biraz da Ciddiyeti denesek? Ne dersiniz?’

Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşı olan Sakallı Celal ile Hamdullah Suphi arasında geçen hadisede Sakallı Celal’in mevzuyu tarihsel bir kontekste yerleştirerek ‘Ciddiyet’ talebine dönüştürmesi elbette önemlidir ve açık ki Türkiye’de vaziyetin niteliğiyle de doğrudan ilintilidir. Türkiye’de fark edilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli hususlardan birisidir bu. Aktörlerin değişimi, politikaların değişimi, yol ve yöntemlerin farklılaşımı beklenen neticeyi doğurmuyorsa, tüm değişim ve dönüşüm taleplerine ve uygulamalarına rağmen dönüp dolaşıp kendimizi başladığımız yerde buluyorsak o zaman söz konusu taleplerin ve uygulamaların niteliğinden, işlevselliğinden ziyade mesele gerçekten de Sakallı Celal’in belirttiği gibi ciddiyetimizle ilintili olarak karşımıza çıkıyor.

Meseleyi bürokratik işleyişimize indirgeyerek basitleştirmek istemiyorum. Şüphesiz mesele sistemik ahvalimiz üzerinden görünüm kazanıyor. Ancak burada bürokrasinin, sistemin, siyasetin nitelik probleminin yanında ve ötesinde göz önüne alınması gereken şey toplumsal savrukluk halidir. İki yüzyılı aşan süredir yapısal sorunları aşma yönünde dinginlik bilmeyen bir koşuşturmacanın içinde mücadele veren bir toplumun yapısal sorunlarına ilişkin aradan geçen süreye rağmen anlamlı bir mesafe alamamış olması bu savrukluk halinin teyidi hükmündedir.

Burada, yapılanlardan gereken dersin alınmadığını, yapılması gereken hususlara ilişkin yeteri düzeyde arayış içinde olunmadığı, uygulamaya sokulan hususlarla ilgili bir takip sistemimizin bulunmayışı gibi zaafları sıralamaya gerek yok. Bütün bu zaaflar kronik ve kuşaklar boyu süren bir hal aldıklarına göre Sakallı Celal’in feveranına kulak kesilmemiz gerekliliğini de zorunlu kılıyor.

Kritik bir sürecin içerisinden geçiyoruz yine bugünlerde. Sürecin kritik olması sadece bölgesel ve küresel gelişmeler nedeniyle değil. Daha çok söz konusu yapısal zaaflarımız nedeniyle malesef. Bu kritik süreçte siyasetin ve sistemin seyrine ilişkin yeteri düzeyde birikime, tecrübeye sahip olduk. Sistemi, aktörleri, ufukları ve potansiyelleri biliyoruz. Son bir kaç yıl içerisinde yaşanan 15 Temmuz darbe kalkışması, OHAL, hukk düzenimiz, istihdam rejimimiz kısacası sistemin işleyiş mekaniği siyasal mücadelemizin neden toplumsal yapıyı taşımaktan, onun yönelim ve beklentilerine cevap vermekten uzak olduğunu gösterdi. Hal bu iken devletin ve siyasetin sosyolojinin beslemesine ve yönlendirmesine muhtaçlığı apaçık önümüzdeyken konforunu bozmadan destek verdiği parti ve liderlerinden kurtuluş teolojilerinin sadır olacağını uman bu toplumsal konformizmin ciddiyetsiz olduğunu belirtmeye gerek var mı? Geldiğimiz noktata toplumun tüm kesimleriyle ciddileşmesinde zaruret var. Memleketin bugünkü düzeyinin bağlantılı olduğu yüzyıllık pozisyonları ve ezberleri tahkim ederek, test edilmiş ve sonuçları görülmüş hallerine aldırmaksızın itikat rükunlarıymışçasına sadaketle sahiplenmeye devam etmek yeni bir deja vu yaşayacağımızın habercisi olacaktır. Yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızın habercisidir.

Birşeyleri değiştirmeden, alışkanlıklarını, düşünme tarzını, çözüm ve yaklaşım biçimimizi sürdürerek büyük şeylerin değişeceğini varsaymak olabilir mi? Kendi nefsinde olanı değiştirme iradesi göstermeyenlerin bize cennet vaatlerinde bulunması nasıl olabilir? Herkesin aynı kalacağını vaat ederek destek talep ettiği bugünlerde bu vaatlere tutkuyla sarılıp yarınımızın bugünden çok farklı ve çok güzel olacağını müjdeleyenlere ne diyeceğiz, bunları nereye koyacağız? O yüzden biraz yakından bakarsak Sakallı Celal’in fert olarak Hamdullah Suphi’ye celallenmediğini onun şahsında bir tarzı, bir zihniyeti, bir kültürü ifşa ettiğini ve ciddiyete davet ettiğini görebiliriz sanırım. Malesef o tarz, zihniyet ve kültür hükümran vaziyette.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624