Mobil telefon adlandırması sadece bir alışkanlık. Yakın gelecekte ismi değişir mi bilmiyorum fakat sıradan bir aygıt olmanın ötesinde. Sesli iletişim sağlama özelliği artık geri planda. Giderek hayatı kuşatan özellik ve programlarıyla, bir varlık olarak insanı dönüştürmeye başladı. İnsanlık tarihinde mobil cihazlar kadar, insan benliğine bu kadar yerleşen ikinci bir nesne yok gibi.

Faydadan vareste değil elbette. Banka havalesinden, adres bulmaya yarayan navigasyan özellikleri gibi hayatı kolaylaştıran yanları var. Mobil iletişim, mesaj ve internet erişim imkanları doğru kullanıldığında büyük imkanlar sunuyor.

Giderek artan mesaj gruplarıyla elimizdeki aygıt dünkü telefon değil artık. Yanımızdan ayırmayı göze almadığımız bir yakınımız gibi… Aynı zamanda insan gibi alınganlık göstermeyen, özgürce kaprislerin sergilendiği bir yer.

Donanım dışında programlara baktığımızda bir o kadar riskli bir durumla karşılaşıyoruz. Sosyal medya ağları, benlikleri öğüten bir mekanizma durumunda. Geçmişte şikayet edilen can sıkıntısı artık bugünün sorunu olmadığı gibi boş zaman sorunu da pek dillendirilmiyor.

Led ekrana dokunmadan edemeyen insanın, bir kuşak öncesinde bu kadar yalnızlığı ve can sıkıntısı var mıydı? Rivayetler ve tecrübeler bu denli olmadığını söylüyor. O halde dijital çağın insanı neden bu kadar yalnız?

Bir dilemma var; sanal kalabalığın üyesi olan kişi yalnızlığın mağduru. Üstü örtülmüş bir yanlızlık. Ağ üzerinden paylaşımlar artarken, eksilen bir şeyler var. Özellikle gençler mobil aygıt olmaksızın fiziksel ortamda adapte olmakta güçlük çekmekteler.

Gençler yeni alışkanlıkları sayesinde yetişkinlere karşı yabancılaşma içinde. Gençlerin yetişkinlerle konuşması beş, on dakika arasında. Diyalogta kaçamak cevaplar gözden kaçmıyor. Gencin haz almadığı diyalog, ekranda link verilmemiş bir ifade sanki.

İç dünyasında boy vermiş özel gündeminde tatmin olduğundan, aynı hazzı vermeyen sosyal ilişkilere girmiyor. Kendi kelimeleriyle iletişim kurmadığı diyaloglar canını sıkıyor. Onu ‘baymaya’! başlayan sadece aynı dili paylaşamaması değil, hayata yüklediği anlamda her şeyi “pratik” bir düzlemde ele almasıdır.

Bulunduğumuz ortamdan izale olup iletişim kurmada adı konulmamış bir gerginlik yaşıyoruz. Hayatı avucunda ele alan ve tüm duygularını bu yüzey içinde geliştiren insanın trajik hikayesidir bu…

Dijital yüzeyde her türlü haz yaşanırken, gerçek hayatta aynı oranda bir alternatif yok. Çünkü insan ilişkilerinde muhatabınız, cihazlar kadar edilgen olmayıp itirazları ve ‘hayır’ları olabiliyor. Aksiliklerle karşılaşmak ise, hem olumlu olanın anlamını, hem de sabır gibi körelen duygularımızı harekete geçirir.

Hayat algısında sadece hazzı esas alan modern anlayış, insanlara sanal alanlar icat ederek mutlak mutluluğu bireysel takılmaya bağladı. Zamanın çoğunu bireysel olarak dijital ortamlarda geçirmenin, gizli bir sosyal fobiye yol açma ihtimali tehdit ediyor. Duygusal taleplerini gidermek için bir alete başvuran modern insan, binlerce yıllık hafızadan koptu.

BENLİĞE DOKUNAN İLETİŞİM

Sosyal medya öncesi ile bugün arasında hayat farklı bir noktada. Geçmişte iletişim, aylar süren mektupla yapılır ve hatta kaybolma riski yaşanırdı. Seyahatler günler sürerdi. Uğurlanan kişinin ancak dönünce hayatta kaldığı anlaşılırdı. Şimdi ‘git gel Konya altı saat’ olunca ziyaret ettiğiniz insanla muhabbetiniz iki günlük yolculuktaki kadar içten olmuyor. Yakınlarımızı ziyaret yerine, ağ üzerinden aile grubu kurarak hangi duygularımızı paylaşmış oluyoruz? Paylaştığımız duygu, dostluk mu yoksa kendimizi beğendirmek mi ?

Geçmişte ki imkansızlıkve zorluklar, o zaman insanda duygusal derinliğe yol açtığı bir gerçek! O halde duyguları besleyen, onları kendi ölçüsünde ve doğasında tutan davranışlardan biride zorluklarla baş edebilme egzersizleridir. Pratik ve konforun sürekliliği duygularımızı zayıflatabilmektedir. İnsanın insanlarla anlamlı bir bütünlük kurabilmesi için bugün ne yapmalıdır? Modern yaşama biçimi mutluluk eksenli bir dünya vadederken, insanlar arası ‘face to face’i (yüzyüze) öngörmüyor. Daha çok yalnız tüketebileceği icatlar peşinde... Bunlar kalbimize uzanan bir etkiden çok, hazlarımızı tatmin ediyor. Avucumuza dünyayı sığdırmak, kalbin taleplerini gidermiyor.

İNSANIN MUTLULUK ARAYIŞI VE DİJİTAL TAKINTILAR
Teknoloji kullanımının bağımlılıkla gündeme gelmesinin nedenlerinin başlıcası haz dürtüsünün doyuma ulaştırma isteğidir. Bu bağımlık algısı neden olan dürtü tıpkı öteki bağımlılıklar gibidir. Bireyin haz dürtüsü belli bir yönelişle doyuma ulaştıkça, süreç “bağlanma” ile sonuçlanmaktadır. Doyumlar dürtüleri karşıladığı için birey mutlu olmaktadır. Doyum her ne kadar fizyolojik gereksinimler için kullanılsa da aynı zamanda ruhsal boşluk ve can sıkıntısını karşılayan bir kavramdır. Elektronik cihaz kullanımı ve sosyal ağlar bireyin içinde bulunduğu “boşluk” duygusunu gidermektedir. Bu yolla edindiği “beğeni” ve “takipçi” sayısı arttıkça kişi mutlu olmaktadır. Bireyin elektronik ortamda edindiği mutluluk bir süre sonra bağımlılığa dönüşebilmektedir. Elektronik ortamda geçirilen normal dışı zaman, bireyin sosyal aktivitesini sınırlamaktadır. Böylece mutluluk algısı tek boyuta indirgendiğinde, bireyin benliği olumsuz yönde biçimlenmektedir. Kısa yoldan edindiği e-mutluluklar, emek harcayarak elde edeceği mutlulukları perdelemektedir. Sosyal çevresinde bireysel mutluluk dağarcığına hapsolan birey çevresine yabancılaşmaktadır. Online olmadığında mutsuz olmakta ve yüzyüze insan ilişkilerini anlamsız karşılamaktadır.

Bireyin mutluluk arayışı fizyolojik ya da ruhsal doyumlarla karşılandığında benliği üzerinde değişimlere yol açmaktadır. Benlik konusuna geçmeden süreci ele almakta fayda var. İbni Sina’nın sözettiği ‘yapma’ eylemi yani mutluluk elde etmek için bir çaba gösterme gereği var. Buna emek te diyebiliriz. Avunma kavramı ile açıklayabileceğimiz güdüler, bireyin anlam boşluğunu gidermek ya da benlik saygısı elde etmek için giriştiği deneyimlerle sonuçlanmaktadır. Bu deneyimler haz mutluluğu sağladığı halde gerçekliğe ulaşamamaktadır. Örneğin sanal ağlarda paylaşılan içeriğin çok beğeni alan birey, yaşadığı gerçekliğe yansıyan bir beğeniye dönüşmemektedir. Bilinen bu gerçeğin ötesinde asıl önemli nokta bu doyum biçiminin benliği dönüştürerek toplumsal yapıya ulaşan bir sosyal değişime yol açmasıdır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.