Sanat bir ahlâk aracı olabilir mi?

Eyyup Azlal 25.05.2017


Mardin'de Kasımiye medresesinde en çok ilgimi çeken şey, hocaların ders verdiği odalardaki kapıların küçüklüğü idi. Daha doğrusu bu kapıların bir metre gibi kısa yapısıydı.  Bunun sebebini sorduğumuzda öğrenciler, burada sadece ders öğrenmiyor. Aynı zamanda  hocaların huzurlarına eğilerek girerek ahlâkı da öğreniyorlardı.

Klasik İslam medreselerindeki bu tarz, nitekim bir sanat ve zihniyet anlayışından ileri geliyordu. Çoğu güruhun aksine sanatla ahlâk arasında bir çatışma yoktur. Sanatın ahlâka hizmet etmesi söz konusudur. Bunun dışında yapılanlar sanat adına yapılan korsan gösterilerden öte değildir.

Yaradanın beşerden isteği, daha doğrusu ona buyruğu, ahlâklı birey ahlâklı toplum olmasıdır.  Ey insanlar! Kendi özünüze bağlı kalın. Bu emir buyruldukça ve bundan haberdar olundukça bir sanatçının da kendi gerçek sanatçı kişiliğini öğrenmesi için bazen hayatının büyük bir kısmını bu uğurda harcar. Sonuç olarak muvaffak olur, olmaz önemli değil. Bu yolda harcadığı emeğe iltifat edilir. 

Sanat araç mıdır?

İnsanlar tarih boyunca sanatın etkisine girdiklerinde sanatı da bir ahlâk aracı olarak kullanabilmişlerdir.  Nitekim büyük flozof Eflatun, DEVLET adlı eserinde sanat için şunu söylüyor. Sanat, güzel ve iyileştirici yalanlar söylemek üzere kullanılan bir araçtır. Burada yalanı biraz daha mecaza yaklaştıralım. Bir annenin çocuğunu uyutmak adına kuzulardan bahsetmesi, civcivlerden bahsetmesi onları konuşturması yalan sayılmaz elbet. Yani burada mantık yoluyla inandırılmayan çocuklar ve çocuk akıllı yetişkinler hayallerle inandırılabilirdi. 

Sanatçının nezaket sınırı

Sanatın amacı ve en büyük görevi, her şeyden önce bilmemiz gereken ortak insanlık değerlerimizi ve hepimizin Allah'tan geldiğini ve ona döneceğimizi yaymaktır. Sanatın samimi dili, insanlara ahlakî  öğütlerin yetersiz kaldığı yerde ahlâk aracı olabilmesidir. Burada ahlâk felsefesini amaç edinen sanatçının elinden tutulması ve eserinin hak ettiği kıymete erdirilmesi lazım. Sanatçı, mütevazi kişiliğinden ötürü bir şeyi talep etmez, ederken de nezaket sınırları içerisinde dolaşır. Geçici sanat eserleri ile kalıcı sanat eserleri arasında bir ayırım yapmak için insanların tarih yapraklarına müracaat etmesi gerekmez mi?

Sanat ve ahlâk... Bu iki öğe de Yaradanın insana bahşettiği en güzel armağandır. Bu armağanların yanında yine iki büyük armağan daha var: Akıl ve hayal... Akletmeyen insanın hayali olabilir mi?  İnsan hayal ettiği müddetçe de yaşar demişti Yahya Kemal. Şimdi bunları niye söylüyorum? Sanat eserlerindeki hayaller akla yol gösterebilir. Ahlâklı olmak da her zaman düzeni, birliği ve doğruluğu gerektirmiştir.

Ahlâk, daha doğrusu ahlâkın felsefesi,  insanın araç değil, amaç olması üzerinde durmuştur. Önemli uğruna önemsizi, gerekli adına gereksizi feda etmeyi öğretmişlerdir. Bir başka açıdan ahlâk felsefesi, uyum için disiplin, sükûna varmak için ölçü, huzura varmak için açıklık talep etmiştir.  

Sanat terbiyesi almak

Burada şu soru ile karşılaşabiliriz. O halde ahlâk öğeleriyle büyük sanat eserlerinin öğeleri aynı şeyler değil midir? Sanat terbiyesinden geçmiş kimselerin sanat eserlerinden aldıkları şeylerle bu öğeler arasında bir fark var mı?

Buna verilecek cevabımız şu olmalı. Bir sanat eserinin özelliği ve eşsizliği, unsurlarına verilmiş olan düzenden ileri gelir. Sanatçı, eserle birlikte gelişip yerleşen düzene tam bir bağlılık gösterir. Sanat eserinin özü ve sanatçının ölümsüz imzası burada gizlidir.

Duygusuz yeni dünyanın, duygusuz yeni insanın hastalığı hiçbir tedaviye cevap vermiyorsa burada sanatın yeni bir yöntem olarak sunulması gerekir. Sanat, yeni insanın varlık ve dünyadan bağının kopmasına engel olabilir.


Etiketler: