Şair, yazar ve felsefe profesörü Irwin Edman, “Sanat ve İnsan” kitabının önsözünde “Sanat yalnızca resim, heykel, senfoni demek değildir. Sanat hayatı anlayan zekanın onu en ilgi çekici, en güzel biçimlere sokması demektir.” Der. Edman bu tanımlamayı yaparken şu örneği verir. Önemli sanat Aristo'nun belirtmiş olduğu gibi POLİTİKA'dır. Konusu yaşantının bütünüdür.  

Bu kadar geniş bir sanat, devlet adamı ya da birey için bugüne kadar erişilmesi uzak bir hayal olarak kalmıştır. Fakat devlet adamı ya da bireyin kendi yaratılış sırrını ilk aramaya başladıklarında  karşısına din, felsefe ve sanatın çıktığını var sayarsak en azından din ile felsefeye sahip olduğu bilinirse sanatı da uzak bir bir hayal olmaktan çıkaracaklardır.

Sanatı başta da belirttiğimiz gibi heykeltraşın ya da ressamın malı olmaktan çıkarıp kendi öz sermayemiz gibi düşünerek şunları söyleyebiliriz. Hayatın bütününü sanata çevirmeye çalışan sanatçı, kimilerine göre evrensel bir despot ya da evrensel bir dahi olabilir. Biz bir Fatih Sultan Mehmet, ya da Kanunî Sultan Süleyman olamayız. Bu nedenle “Sanat ve İnsan” kitabının yazarı Irwin Edman, hayat sanatı, bir tarih, bir olay değil, bir ideal bir öngörüş olduğunu ifade eder.  

Sanatçı, her ne kadar olayın ya da parçanın bütününü sezdirebilse de gerçekten parça parça tecrübeye bir biçim vermek zorundadır. Bu nedenle tecrübeyi sanat ve zekadan ayrı düşünemeyiz. Ki bu olay değişken ve karışık olacaktır. Kulağımıza çarpan sesler, çevremizdeki renkler ve şekiller ya zevkten yoksundurlar ya da onların farkına bile varamayız. Ama işittiğimiz kelimeler, harekete geçmemiz için birer işarettir. Eğer faaliyete geçirilebilirse bu kelimeler ve vb. ancak o vakit bir sanat eseri olur.

Hayat, bir biçime girdiği ölçüde sanattır. Çünkü medeniyetin yerleşmiş düzensizliği tutarlık kazandığı ölçüde sanat eseridir. Gelenek ve görenekler adına ne varsa hepsi zekanın ürünüdür. Bu nedenle Irwin Edman, sanatın alanı ile insanın egemenlik alanının bir olduğunun altını çizer. İnsanın içinde yaşamak zorunda olduğu gelişigüzel isteklerle dolu iç dünyası ile bir ağacı dikmek, bir ev inşa etmek, anlaşma için dili kullanmak ekin ekmek, çocuk büyütmek, bir eseri bestelemek, şehri ya da ülkeyi yönetmek birer sanat örnekleridir.

Bütün bunlar eğer bir sanat ise peki neden günümüz sanat otoriteleri bunu yalnızca güzel sanatlara indirgemek gibi bir ihtiyaçla yetinirler? Bu soruya da Irwin Edman; sanat, bir rastlantı sonucu güzel sanatlara indirgenmiştir diye cevap verir. Resim, heykel, müzik ve şiirde madde öyle inceldiği için ve uysal bir hale girdiği için sanat denilince hemen bu alanda örnekler verilmiştir.

Bununla birlikte nerede maddeye şekil verilmişse nerede hayat çizgi ve kompozisyon kazanmışsa orada zeka var demektir. Orada karmaşık ve sarmaşık bir alemi istediğimiz ve istenilen bir biçime sokan bir sanattan bahsedebiliriz.

Bütün bunlar bize şunu düşündürüyor. Sanatla zekadan ayrı düşmüş yaşantı yabanîdir, duyargalarını yitirmiştir. Şekilsiz madde amacı olmayan bir harekettir. Sanatı asıl kendi anlamına kavuşturmak dileğiyle...Gelecek yazımızda bu bahse devam edeceğiz.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.