Sanat içsel aydınlanma yoluna ışık tutar

Halep’in yıkımını, bizatihi o bölgeleri gören aktivistlerin, sivil toplum örgütleri sorumlularının, gönüllülerin ve bölgeyi çalışmış akademisyenlerin gözünden ele aldığımız “Halep’i Unutma!” Programı aracılığıyla söze, yazıya, videolara, fotoğraflara, insan varlığının duygu ve düşünce parçasına dönüşen imgelemler, duygular ve düşünceler olarak bizatihi gerçekliğin soğuk yüzü olarak ortaya koyarken; sanatçı gözüyle Toprak, “savaşın evrensel yıkıcılığını yıkıma uğratarak” yeniden kurgulamakta, bize yeni bir dünyanın olabilirliğinin olanaklarını hatırlatmakta, bizi yıkımın soğuk aynasında kendimizle buluşturarak kendi yapıp-etmelerimizle, sorumluluklarımıza, bilinçli ve bilinçsiz tercihlerimizle karşılaştırmakta, bir adım ötesinde ise aydınlık yüzümüzü insanlığın kayboluşunda aramaya davet etmektedir.

Sanatsal sorgulamanın sınırlılığı olmamalıdır

Sanatçı sorgularken, kendi kimliğine bağıntılar yapar, yorumlar oluşturur, etkileşimler ortaya koyar, ancak bunların ayın yüzeyi gibi tek taraflı kalması eleştirinin etkinliğini azaltır. Sait Toprak, “Enkaz” serisi ile savaşta etkisi olan liderler üzerinden bir sistem eleştirisi kurgularken, daha geniş boyutta ise diğer çalışmaları “Metrûk Doğa Üzerine Düşünceler”, “Bize Bırakılan Büyük Hapishane”, “Ham Petrol”, “İnfilak Noktaları” ve “Ölü Kent” gibi resim serileri üzerinden İslâm coğrafyasında, Ortadoğu’da, petrol, petrol kuyuları, sondaj makineleri, yıkıntı nesneler, metrûk manzaralar, karanlık ufuklar, savaş enkazına dönüşmüş meşhur yapı enkazları, kült liderleri imleyen heykeller, hoparlör, gemi veya baca gibi çeşitli yaşamsal nesnelerle akışkanlık, bulaşıcılık ve boğulma hissi veren bataklıklar içerisinde ve manzaraya göre dönüşen gökyüzü tonları arasında yapıtlarını kurgularken ve gerçeklik içerisinde mekânsal ve uzamsal olarak birbirine uzak olan bu olguları ve nesneleri meta anlatıda birleştiren bir yerleştirme, teknik uygulama ve ifade tarzı ile cisimleşen bir imgelem anlatımı ve aktarımı tercih ederek uzun yıllardır derinleştirdiği özgün sanatsal eleştirisini somutlaştırırken; aynı zamanda, metrûk yapılar, yıkıntılar, enkazlar ile doğanın ve yaşamın ürkütücü sahneleri içerisindeki petrol tüketicisi bireyin tüketim aracılığıyla köleleşen varolma biçimlerine, bireylerin ve toplumların arzu nesneleri ve hırsları peşinde koşan kötücül körlüklerine, petrolün zenginleştiriciliğini ideolojiler, siyasi amaçlar ve grup çıkarları adına kullanan bireylerin, çıkar gruplarının, toplulukların ve siyasi-askeri-örgütsel yapıların söylem ve eylem birliklerine de bu eleştirisini yöneltmesini bekliyoruz.

Sistemler, insanlar üzerinde inşa olur

Sistem eleştirisinin gücü, ancak bu sistemleri ayakta tutan ideolojik, düşünsel ve yaşamsal pratiklerin eleştirisiyle bütünlüklü hale gelebilir. Bireyin, toplumların ve coğrafyadaki yerel siyasi-askeri-örgütlü yapıların savaşın hem sebeplerinden hem de sonuçlarından olan küresel güçler ile olan kesişimlerini bu farklı varoluş ağlarında sorgulayıp sistemden kişiye yönelmeyen, bu yönüyle insanın yapma-etme idrakine yeterli düzeyde değinmeyen; kendi dışındaki dünyanın gerçekliğini kendisiyle birlikte irdelemeyen; insanın, grupların, örgütsel oluşumların ve bölgesel yapıların varolma tercihlerinden kaynaklı emperyal küresel düzenin pratiklerine eklemlenen söylem ve eylem alanlarını eleştirmeyen sanatsal etkinlikler, uygulamalar ve performanslar, ancak sürecin bir yönünü aydınlatabilir. Peki, küresel güçlerin yıkıcı sömürü düzenine meşruiyet sağlayan, kendi enkaz kaideleri üzerine benlik putlarını diken bireylerin sorumlulukları nerededir? Ya savaş coğrafyasındaki sıradan insanın, grupların, toplulukların, toplumların, entelektüellerin, bölgesel siyasi-silahlı-örgütsel aktörlerin sorumlulukları nerededir? Peki, tüketim afyonu petrolü çılgınca içenlerin, köksüz ve yersiz-yurtsuz bireyleşmelerin, coğrafyanın insan dokusunu ve kültürel birikimini ırklar ve dini anlayışlara dayalı farklılıkların üstüne çıkarmış olan ve daha yüz-yüz elli yıl öncesine kadar bu coğrafyada etkinliğini sürdüren ortak varoluş dinamiklerini etkisizleştiren modern yıkıcı ve ayrıştırıcı kalıp, dar ve kurgusal kimliklere dayalı siyasetleri yürüten bölgesel yapıların sorumluluğu nerededir?

Küresel Suriye operasyonunu aşabilmek

Küresel yıkıntılaştırma ve enkazlaştırma operasyonuna karşı küresel ölçekte genişleyen ve bireyin odağında derinleşen çok katmanlı sorgulamalar gerekir. Suriye Savaşı, çok katmanlı sömürgeci emperyal bir operasyondur. Arap Baharı’nı Arap Kışı’na çeviren en güçlü küresel müdahaledir, operasyondur. Büyük Ortadoğu Projesi’nin dinamik hatlarından bir tanesidir. Bütün İslâm Âlemi’ni, Ortadoğu’yu etkileyen bu olayın; yerel, dar, sınırlı ve çatışan kimliklerin tek tipli ölçekleri, bencilleşen siyasi-silahlı-örgütlü yapıların kapasitesizlikleri ve bölgedeki çeşitli halkların, gruplaşmaların ve kimlik siyasetine dayalı yapılaşmaların varoluş yanılsamalarına dayalı kırılganlıkları ile çözülmesi mümkün değildir. Coğrafyaya ve tarihe kök salmış bölge halkları, bu unsurlar üzerinden yürütülen şişirme, plastik, suni ve kurgusal Savaş Oyunu’nu, bölgesel çatışmayı artırma provokasyonunu ve bölge toplumlarını-ülkelerini enkazlaştırma, yıkıntılaştırma, Suriyeleştirme veya Iraklaştırma tuzağını; ancak temel insani değerleri, kesişen kimlikleri, birbirine eklemlenen sosyo-kültürel zeminleri ve bitişen siyasi yapıları oluşturacak, kapsayıcı kültür ve medeniyet tasavvuru inşa etmeyi, bir arada varoluş biçimleri tanımlamayı ve ortak varlık mimarisi geliştirmeyi hedefleyen bu ilkeleri kullanarak aşabilir.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.