24 Haziran sabahının erken saatlerinden itibaren insanlarımızın oylarını kullanmak için sandıklara akın gittiğini gördük, Sandığı sahiplenme duygusu ve düşüncesi, toplumumuzda köklü bir şekilde yerleşmiştir. Seçimlere yüzde 80’lerin üstünde gerçekleşen katılım oranları, toplumumuzun demokrasiye, barışa ve hukuka olan bağlılığının çok önemli bir göstergesidir. İktidarın zor kullanılarak değil, sandık gibi demokratik ve barışçıl bir yolla değişiminden yana olmak, toplumumuzun benimsediği asli temel değerdir.

Çok partili hayata geçtiğimizden beri, toplum, sandık ve demokrasiye sıkı sıkıya sarılmıştır. Toplumumuz, demokratik seçimlerle işbaşına gelen hükümetlere ve meclislere karşı yapılan askeri darbelere ve kaos planlarına hep karşı çıkmıştır. Milletimiz, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan darbelerine hiçbir zaman çözüm olarak bakmamış, bunları karanlık ve yıkıcı dönemler olarak görmüştür. 15 Temmuzda FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe ve işgal girişimi, milletin direnişi sayesinde başarısızlığa uğratılmıştır. Toplum, kimin iktidar, kimin muhalefet olacağı konusunda sadece kendisinin söz ve karar sahibi olduğu gerçeğinin herkes tarafından kabul edilmesini istemektedir.

Toplumumuz, darbecileri kirli, kanlı ve karanlık mahluklar olarak her zaman tarihin çöplüğüne yollamıştır. 27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı ve 15 Temmuz’u yapan darbecilerin toplumsal bilincimizde hiçbir olumlu karşılığı yoktur. Toplumumuz, seçimle işbaşına getirdiği yöneticileri, hep hayırla hatırlamakta ve sahiplenmektedir. Menderes, Özal, Erbakan ve Erdoğan, milletimizin hayırla andığı ve sahiplendiği liderlerdir. Menderes’i idam eden ve Özal’ı zehirleyerek öldüren darbecileri, milletimiz asla affetmemiştir. Milletimiz, 27 Nisan e-muhtırasına ve 15 Temmuz darbe girişimlerine karşı Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın liderliğinde direnmiştir.

Dünyada derin siyasal, sosyal ve ekonomik krizin yaşandığı şu anda 24 Haziran seçimlerini gerçekleştirdik. Enflasyonun azdığı, işsizliğin arttığı, küresel ekonominin durgunlaştığı bir dönemden geçmekteyiz. Küresel iktidar odakları, ekonomik ve siyasal çıkarlarını korumak, geliştirmek ve yaygınlaştırmak için yıkıcı bir paylaşım mücadelesi içerisine girmişlerdir. Bugün dünyada çıkartılan bütün krizlerin, kaosların, çatışmaların ve savaşların temelinde küresel emperyalizm bulunmaktadır. Küresel emperyalizm, dünyayı paylaşmak ve insanlığımızı sömürmek için savaş ve yıkımlarla hepimizi esir almanın peşindedir. 24 Haziran’da sandıktan çıkan sonuç, aslında milletimizin küresel emperyalizmin kaos ve çatışma planlarına karşı demokrasiden ve barıştan yana olan tercihini ve kararını ortaya koymaktadır. Ülkemizi Suriyeleştirmeye, Afganistanlaştırmaya ve Pakistanlaştırmaya çalışan küresel emperyalizme karşı milletimiz, sandıkta demokratik iradesini ortaya koymuştur. Millet, kendisinin demokratik kararı sonucu işbaşına gelen yönetimden ve Meclisten, küresel emperyalizmin ülkemizi ve coğrafyamızı paylaşma ve sömürme girişimlerine karşı koymasını ve ülkemizi her türlü operasyona maruz olan nesne konumundan çıkarmasını istemektedir. 24 Haziran sürecinin en merkezi demokratik talebi budur.

Demokrasi, temelde bir toplumda yaşayan insanların, hangi nitelikteki yöneticileri ve yönetimi arzuladıklarına barışçıl bir şekilde karar vermelerine imkan sağlayan bir yaklaşımdır. Hiçbir partinin, liderin ve kadronun, bir toplum için her şeyi bilmesine imkan yoktur. Demokrasi, siyasal kurtarıcıları ve elitleri, çözüm ve kurtuluş yolu gösteren bir yaklaşım değildir. Siyasetçilerin insan, siyasetinde insan ürünü bir faaliyet olduğu gerçeğini unutmadan, insan gerçekliğini dikkate alarak toplumda, devlette ve dünyada olup bitenlere bakmalı, anlamalı, araştırmalı ve düşünmeliyiz.. Demokrasinin sağlıklı, verimli ve yapıcı bir şekilde işlemesi, yerleşmesi ve gelişmesi için toplumun cehalete, çatışmaya ve sefalete karşı koyması gerekmektedir. Cehalet, şiddet ve sefalet, demokrasinin ve insanın üç asli düşmanıdır. Bilgiyle, çalışmayla ve barışla donanmış bireyler, demokrasinin, barışın ve refahın ülkemize ve coğrafyamıza kökleşmesine gerçek anlamda katkıda bulunabilirler. Bilgiyi, çalışmayı ve barışı benimsemiş bireyler sayesinde, siyasal ve sosyal hayatımızın kalitesinin ve derinliğinin arttırılması mümkündür.

Siyaset, savaş olmadığı gibi, seçim de savaşın son büyük muharebesi değildir. Seçim ve siyaseti, savaş gibi algılayan, abartılı, yıkıcı ve anormal vehimlerden kurtulmaya ihtiyacımız vardır. Siyaset, hayatın tamamı olmadığı gibi, seçim de yeni bir hayatın sonu veya başlangıcı değildir. Siyaset, hayatımızı belirleyen insanüstü nitelikte abartılı bir efsane haline gelmemelidir. Sağlıklı olan arzularımızla, ideallerimizle ve değerlerimizle insan olarak bizlerin, siyaseti şekillendirmesidir. Siyaset ve seçim, sesimizin ve tercihimizin ifadesine imkan sağlayan değerli araç ve alan olmasına rağmen, siyaset anlayışımızın bilgiyle, akılla, felsefeyle, sanatla ve ahlakla, derinleşmesi, incelmesi ve insanileşmesi gerekmektedir. Siyaset ve seçim, bir akıl tutulmasından ziyade, bir akıl genişliğinin ortaya çıktığı, hepimizin rahatladığı, özgürleştiği, umut ve özgüven kazandığı açık alanlar ve imkanların önünü açmalıdır. 24 Haziran’ın ülkemizin her açıdan önünü kapatan değil, önünün açılmasına vesile olmasını diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.