Taraflar var. Organize güçler var. Şiddet var. Politik maksat da olduğuna göre savaşın oluş şartları mevcut. Bu durumda Türkiye savaş halinde diyebilir miyiz?

Türkiye aleyhine gittikçe artan propagandaların sebep olduğu bir savaş halinden ziyade, Türkiye lehine gelişen politik, ekonomik ve askerî şartlar yüzünden başlatılmak istenen bir savaş hali var diyebiliriz.

Şöyle ki Türkiye diz çöken, emir alan, borç alan, silah alan, talimatla iş yapan ülke pozisyonundan çıkalı beri kendi düşmanlarını çoğalttı. Güçlendikçe rakipleri artan Türkiye, daha da ileri giderek süper güçlerin işlerine el atınca ortalık toz duman oldu.  Suriye ve Irak sınırımız boyunca yaptığımız askerî hamleler AB ve ABD başta olmak üzere büyük güçleri ciddi anlamda rahatsız etti. Türkiye’ye doğrudan müdahale edemeyen,  ki bunun bir sebebi de işe yaramasa bile NATO’dur, uluslararası güçler dolaylı savaş başlatarak Türkiye’yi yıpratma, yıldırma politikasını devreye sokmuş durumdalar.  

Savaş hali… Tarih içinde yaşanılan ve ülkeler arasındaki güçlerin birbirlerine şiddet kullanarak başlattıkları eylemler savaş olarak kabul edilmiş.

Hugo Grotius’a göre savaş, “güç kullanarak çarpışanlar arasındaki durum” şeklindedir. O, “devletlerarasında savaşa yol açmayacak hiçbir anlaşmazlık yoktur.” tezini savunmaktadır.

 Carl von Clausewitz’e göre savaş,“düşmanlarımıza isteklerimizi şiddet kullanarak zorla kabul ettirme eylemi”dir, demektedir.

İçinde bulunduğumuz hali anlamak için dost-düşman tanımını yeniden yapmamız lazım. Son zamanlarda ABD ile yaşadığımız sıkıntılar, ABD’nin dosttan ziyade “düşman” gibi davrandığını ve stratejik ortağımız olmadığını gösteriyor. Bu durumda ABD düşman ise, bize isteklerini zorla kabul ettirmeye çalışan organize güç durumundadır ve bize savaş ilan etmiş demektir. Çünkü ABD Başkanı Trump ve diğer politikacıların Türkiye’ye yönelik söylemleri dostça değil, düşmancadır.

1815 yılında başladığı kabul edilen Avrupa Ahengi Sistemi ya da Klasik Güç Dengesi Dönemi olarak isimlendirilen istisnalar dışında savaşın sıklıkla başvurulan bir dış politika aracı olduğunu ifade edebiliriz.

“Soğuk Savaş döneminde gerek ABD’nin  önderlik ettiği Batı Bloku, gerekse SSCB etrafında kümelenmiş olan Doğu Bloku mümkün mertebe sıcak bir çatışmaya girmekten kaçınmışlardır. Her iki tarafında elinde bulunan nükleer silahların yarattığı “dehşet dengesi”, Soğuk Savaş döneminde savaşın bir dış politika aracı olarak kullanılmasını bir nebze de olsa engellenmiştir.” (https://www.researchgate.net/publication/319697162_Uluslararasi_Iliskilerde_Savas_Olgusunun_Yasadigi_Donusum_Hibrit_Savas_ve_Rusya)

            Türkiye, Soğuş Savaş dönemlerinde iki bloklu dünyada daima denge politikasını takip etmiştir. Kimseyi karşısına almamış, kimseyi küstürmemiştir.

            Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte savaş olgusu varlığını tekrar hissettirdi. ABD’nin dünyanın tek küresel hegemonyası olarak kalması ve ilan ettiği “Yeni Dünya Düzeni”  aslında yeni savaşların da başlangıcı olarak düşünülebilir.  1991 yılında Irak’a yönelik başlatılan savaş farklı bir savaş halinin sinyalini vermişti. Teknolojik imkânların gösterisi şeklinde ve televizyondan canlı verilen savaş sahneleri ile ABD gücünü dünyaya tanıtmış oluyordu.

            Bugünlerde yaşadığımız sıkıntının birçok sebebi var tabii ki. Ama bunları sıralarsak, Türkiye’nin yerli ve millî silah hamlesi, üretimi ve bunları tıpkı ABD’nin yaptığı gibi televizyondan vererek gücünü ispatı ABD’yi rahatsız etti. Suriye ve ırak’ta askerî gücünü ispat eden ve bu alanda hâkimiyet kurup Rusya ile yakın ilişkiler geliştiren Türkiye, ABD ile “papaz” üzerinden bir mücadeleye girdi. Burada Türkiye aleyhine çalışan uluslararası istihbarat örgütleri, taşeron savaş unsurları, ekonomik yaptırımlar, İran ambargosu, Halkbank davası, FETÖ restleşmesi derken, aslında Türkiye-ABD arasında adı konmamış bir savaş yaşanılmaktadır.

            Savaşların haklı, haksız gerekçeleri olabilir. Unutulmaması gereken şey, savaşın bir şiddet olduğu ve şiddetin de haklı gerekçesinin olamayacağıdır. Türkiye üzerine oynanan “savaş oyunlarını” düşündüğümüzde savaşın somut delili sayılan “şiddet” unsurunun da var olduğunu görebilmekteyiz. En büyük şiddet ise savaşı kazandığımız tarih olan 15 Temmuz darbesidir. Bugün içimizden ve dışımızdan doğrudan Türkiye’yi hedef alan ve şiddet içeren saldırılar vardır. PKK, PYD, DAİŞ gibi taşeron terör unsurlarının sığındığı liman ABD’dir. Bu maşaları tutan el ABD’dir. Biz, bu savaşı kazandık! Şimdi savaşın kazanımlarını muhafaza etmemiz gerekiyor. Savaşın şekli değişmiştir. Ekonomi ayağı devreye savaşı ise milletçe dayanışma içinde kazanacağız. Biraz dua, biraz sabır. Vesselam!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624