Gündem sıcak, hava sıcak, ramazan güzel. İçimize bir iftar sevinci yayarak geçiyor günler. Her şey yaşandıkça güzel. Farkına vararak yaşadığımızda aslında hayat daha bir anlamlı ve kıymetli oluyor.

Gündem ne olursa olsun ramazanı geçiştirmemek gerek. Olması gerekeni en iyi şekilde ruhumuzda hissederek hayatımıza katmak için çaba göstermeliyiz.

Oruçlu olmak, bir sefere çıkmak gibidir. En güçlü donanımı yüklenip yükünün ağırlığını omuzlarında hissederek bütün kapılardan bu bilinçle geçmek gibidir. İbadetlerin hepsinin insana verdiği bir bilinç vardır. Bu bilinç kişinin hayat karşısında duruşunu da şekillendirir. Oruç, en sert yüreklere bile bir yumuşama kaynağı sunar. Önemli olan farkında olmaktır.

Aç kalmak sadece aç kalındığında çok da cazip bir fikir değil. Donanım şart. Şükrü çoğaltarak, sadakayı yayarak, çevremize daha hassas bakışlar atarak orucumuzu güçlendirmek için uğraşmalıyız. Aç kalmak işin en kolayı.

Haberlerde gördük; elinde kocaman bir sopa, etrafa saldıran, trafiği durdurmuş bir adam bağırıyor bütün gücü ile: “Deli etmeyin beni, zaten oruçluyum, atmış tepemin tası. Savulun!” Şiddet, hakaret ve oruçluluk halini buna sebep göstermek. Çok da zorlamamak gerek açlık sınırlarını bu ruh hali ile.

Atacağı yanlış bir adımda aklına gelen “Oruçluyum.” nidâsı bütün yanlış adımları geri alacak kudrettedir. Kişiye hükmedemeyen yüzlerce kurallar silsilesini oruçlu olmak altüst edip en üst sıraya getirir. Çalışırken, yürürken, konuşurken, sevinirken, ağlarken akla gelen oruçlu olmak; kişiye çeki düzen verir; kişiyi bir hizaya sokar. Bunda ne bir zorlama ne de baskı vardır. Oruçlu olmak kişinin hayatında bir devrimdir. Bir ay süren bu devrim, kişinin derlenip toparlanması için büyük bir fırsattır. Daha büyük devrim ise ramazandan sonra bu halin devam etmesidir.

İçindeki saldırgan ruhu oruca yüklemek isteyenlerden uzak durmak da orucun bir güzelliği olarak görülmeli ve bir an önce uzaklaşmalı böyle tiplerin yanından.

Abdurrahim Karakoç’un çok eskiden ezberlediğim bir şiirinde dikkatimi çeken bir bölüm vardı. Şair şiirinde; “Arpa sevdalısı atın başını / Orucun hayırsız hem de boşunu /
Haram, murdar olan devlet kuşunu / Kime tutturursan tuttur yâ Rabbî.” derken ben çocuk aklımla orucun hayırsızı da ne ola ki derdim. Sonradan anladım hayırsız bir orucun ne demek olduğunu. Kişinin tuttuğu oruç ona çekidüzen vermiyorsa, hareketlerini derleyip toparlamıyorsa, günü diğer günlerinin aynısı gibi sürüyorsa ortada bir hayırsızlık var demektir.

Geçen ramazan parkta oynayan çocukların şahit olduğum konuşmaları “Çocuktan al haberi.”sözünün ete kemiğe bürünmüş haliydi. Çocuklar oyuna kendilerini kaptırmışlar, oyunlarını oynarken çocuklardan biri diğerine: “Senin orucun bozuldu, yalan söyledin,” diyor. Bundan âlâ güzellik mi olur? Orucun yalnızca aç kalmak olmadığının en güzel göstergesidir bu.

Bir damla suyun bozduğu orucun yalanla, dolanla, gıybetle sağlam kalmasını düşünmek pek de akıl kârı olmasa gerek.

Ve oruçlu kafa bahanesiyle çamlar devrilse de hoş görülüyor birçok şey. Yolunu şaşıran şoföre, para üstünü yanlış veren tezgâhtara, ekmek parası yerine pide ücreti alan fırıncıya kimse kızmıyor. “Oruçlu kafayla” deniyor, gülünüp geçiliyor.

Oruç bir devrimdir. Bir başlangıçtır. Ramazanın gelişiyle birlikte başlayan bu devrim kâinatın bir onur nişanesi olarak on iki ayın içerisinde bir kandil gibi insanlığı aydınlatır. Kalpler bu ayda öyle bir hale bürünür ki “Keşke her günüm böyle geçse.” der. Oruçlu olma şerefini doya doya yaşamak ister kalpler. Çünkü oruçlu olmak senenin belli zamanı yakalanabilecek bir mükâfattır. Bu şerefe erenlere ne mutlu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.