Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye bakış açılarında görünür değişimin yaşanmaya başlamasının asıl nedeninin Türkiye’nin ne istediğini iyi biliyor olmasından kaynaklandığı gözardı edilemez. Ne istediğini bilen, ne yapacağını da çok iyi bilir. Hedefleri olan toplumlar, kuşkusuz niyetlerinin samimiyetiyle, çalışmalarının gücüyle ve herşeyden önemlisi Allah’ın yardımıyla başarıyı elde ederler.

Avrupa ülkeleri muhatabına göre tavır takınmayı bir meleke haline getirmiş, bu konuda yılların birikimi olan çok farklı bir toplum. Tarih boyunca Romalılardan aldıkları bu melekeyi genetiklerine işlemişler, diğer toplumlarla olan ilişkileri bu genetik üzerinden olmuştur.

Birbaşka ifade ile, Roma geleneğinden gelen bu genetik yapılanması onları güce tapan, güce göre tavır olan bir toplum haline getirmiştir. Güce tapan bir toplumun değer yargıları sadece “güç” merkezli olacaktır. Özellikle iki asırdır inandıkları tanrıyı kaybetmemek için hertürlü tedbiri almışlardır.

Türkiye’nin tarih boyunca dünya üzerinde oynadığı rolün bilinmesi, Batılıları daha da dikkatli olmaya yöneltmiş, Türkiye’nin kontrolden çıkarak vizyon ve misyon tazelemesi yapmaması için hertürlü yola başvurmuşlardı.  Türkiye’yi kontrol altında tutarken, diğer toplumları sömürmekten geri kalmamışlardı.

Türkiye’nin tarihi tecrübesi Batılılar’ın haklı korkularının bir gösergesidir. Bu korkularla Türkiye’nin ayağa kalkmaması için hertürlü oyunlar devreye sokuldu. İçerden ve dışardan müdahale planları sürekli hazırda tutuldu. Hele son onbeş yıldır Türkiye üzerine kurulan kumpasların temelinde hep bu korku vardı.

Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Varna sonrası gelişmeleri değerlendirirken söylediği şu cümleler bu tesbitleri doğrulamaktadır. Şöyle diyordu Sayın Erdoğan “Arkadaşlarımızın bundan sonra sıkı markaj yapmaları lâzım. Ama olay eninde sonunda, ülke olarak ne kadar güçlü olduğunuzla da alakalı. Güçlü iseniz gelişmeler de daha farklı oluyor. Olumlu gelişmeler, Fırat Kalkanı’nın, Zeytin Dalı’nın, şehitlerimizin, gazilerimizin bereketidir bence.”

Doğu-Batı çekişmesinin temelinde insanın inandığı değerlerin mücadelesi olduğu apaçık ortadadır. İnsan inandığı değerleri hayatına uyguladığı ölçüde yücelecek, bu değerlerden uzaklaştığı ölçüde alçalacaktır. Şu anda Avrupa ile ilişkilerin ivme kaydedip ilerleme göstermelerini bu genetik kodlarının bir yansıması olarak okumak lâzım. Batı kendi inandığı güç anlayışına göre tavır takınacak, bundan da hiçbir zaman taviz vermeyecektir.

Tedbiri elden bırakmadan gücümüzü artırmaya yönelik hertürlü üst düzey planlı çalışmalara hız verilmek zorundadır. Çünkü Batı’nın inandığı tanrısı “güç” iken, bizim inandığımız tanrı Allah’tır. Hal böyle iken yapılması gereken O’nun ipine sarılmak, O’nun gösterdiği yolda, çizdiği yaşam modelinde tekbir milimlik sapmaya fırsat vermeden projeler geliştirmektir.

Şu anda Avrupa ülkelerinın Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek istemelerinin, iyi ilişkiler kurmak zorunda olduklarını ifade etmelerinin kuşkusuz Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Afrin Zaferi, buna bağlı olarak Ordumuzda gerçekleştirdiğimiz vizyon ve misyon tazelemesinden kaynaklandığı unutulmamalıdır. Şehitleri, gazileri olmayan bir toplumun güç dengelerini şekillendirmede hiçbir sözü olamaz.

Batı Dünyası, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil, kurulduğu günden beri sürekli savaşmakta, kendilerince mücadele stratejileri geliştirmektedirler. Onlar kendi inandıkları tanrıları olan “güç” için bunu yapmaktadırlar. Öyle ise bizler, Allah’a inanan bir toplum olarak, inandığımız değerler olan hak ve adaletin tesisi için savaş vermeli, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak isteyenlere dur diyecek, hakları ellerinden alınan mazlumlara umut olacak hazırlıklar içinde olmalıyız.

Savaş hernekadar istenmeyen bir durum olsa da, barışın ikamesi, zâlimin durdurulması, adaletin tahakkuk ettirilmesi için asla ihmal edilmez bir insanlık gerçeğidir. Hoşumuza gitmese de savaş bizim için bir zorunluluktur. İşlemeyen demirin paslanması gibi savaşmayan Ordu da çürümeye, kendi kendini yemeye mahkumdur. Ordu savaşmak için vardır. Milletin varlığını, onurunu ancak savaşan bir Ordu kurtarabilir.

Şimdi Avrupa ülkelerinin neden bize saygı duymaya başladıklarını, “Türkiye ile iyi ilişkiler kurmaya mahkumuz” demeye başladıklarının nedenini sanırım daha iyi anlıyoruzdur.

Saygı görmek için, güçlü olmaya, güçlü olmak için de savaşa hazır olmaya mecburuz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.