Büyük Başkan’ın katledilişinin yıldönümünde yayınladığı mesajında diyor ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan:

“Yaşadığımız her hadisede yokluğunu tekrar tekrar hissettiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu kardeşime bir kez daha Rabbim’den rahmet niyaz ediyorum.”

Rahmetli Muhsin Başkan’ın “yokluğuna”, vefatının üzerinden 9 yıl geçmiş olmasına rağmen alışamamış bir vatan evlâdı olarak, o kadar iyi anlıyorum ki Sayın Cumhurbaşkanı’nı…

Katledildiği günden bu yana bir tarafım eksik, gözüm hep Merhum Muhsin Başkan’ı arıyor…

Yakıcı bir memleket meselesi önüme geldiğinde, “Şimdi olacaktı ki, gidip değerlendirmelerini alacaktım.” diyorum.

Rahmetli Yazıcıoğlu’nun hangi konuya nasıl baktığı çok önemliydi.

Milletin “derin vicdanı”nda sarsılmaz bir yeri vardı.

Özü sözü birdi, çizgisi netti, “Emrolunduğu gibi dosdoğru” idi.

 “Bana yanlışımı da söyleyen lâzım!” derdi.

Yalakalardan hoşlanmaz, “delikanlı adamları” severdi.

Her ihtiyaç sahibinin derdiyle ilgilenir, sürekli olarak dua alırdı.

Yediden yetmiş yediye, nice dostu vardı.

Hiç unutmam;

Rahmetli Başkan’ı bir “çocuk” aradı.

Yan yana oturuyorduk otomobilde, çocuğun “tiz sesini” duyabiliyordum.

Diyordu ki Bebiş:

-Muhsin Amca, Muhsin Amca!..

-Evet, söyle yavrum…

-Muhsin Amcaaa!..

Muhsin Başkan, o sevimli göz kırpışı eşliğinde bana bakarak…

-Söyle yavrum, hadi…

-Muhsin Amca, bizim apartmanın yöneticisi top oynatmıyor bahçede, bizi kovalıyor!..

Rahmetli Başkan, gülümseyerek…

-Sen sokağının ismini, apartmanının numarasını biliyor musun?..

-Biliyorum Muhsin Amca!

Çocuk adresi verdi.

Muhsin Başkan birini aradı:

-Git, bak bakalım; yönetici adam çocukları gereksiz yere engelliyorsa, oyunlarını bozuyorsa münasip bir dille uyarıver, kessin böyle yapmayı!.. 

Adam haklıysa, oynayabilecekleri düzgün bir yer ayarla yaramazlara!..

Telefonu kapattıktan sonra…

Gül, gül, gül…

“Uyanığı görüyor musun, çocuk işi nereden çözüyor!”

Rahmetli Başkan, iyice neşelenmişti…

Doyasıya gülmeyi “gelecek sıkıntıya” yoran bir kültürden geliyoruz ya, belki ondandır, birden bire ciddileşerek konuyu “suikast” meselesine getirdiğimi hatırlıyorum…

“Kaza” üstüne “kaza” yapıyordu Muhsin Başkan’ı taşıyan araçlar...

Aile fertleri “suikast”ten  şüpheleniyordu, ben de şüpheleniyordum, Muhsin Başkan ise konuyu “etrafı endişelendirmemek” için kapatmaya çalışıyordu.

Üsteledim o gün…

“Geçelim şimdilik, kaderde yoksa bir şey yapamazlar!” dedi.

Üzerine gittim…

“Kuzey Irak mı?” diye sordum…

Şöyle bir baktı…

Konuyu değiştirdi.

O günden bu yana, 10 küsur yıl geçti.

Korktuğum başıma gelmesinden, Merhum Muhsin Başkan’ı katletmelerinden bu yana ise tam 9 yıl!..

Şimdi…

Başta Cumhurbaşkanı, her vatan evlâdı onu arıyor…

Nasıl demiş öyle Merhum Muhsin Başkan:

“Bu memlekette dürüst olmak başa belâdır ama bu belâ başımızın tacıdır!”

Tefekkür etmek gerek!..

Her vatan evlâdının vefa borcu var Rahmetli Başkan’a.

Yokluk içindeyken, önüne serilen nice büyük imkânları elinin tersiyle itip, Rahmetli Erbakan’a sahip çıkmıştı, O Büyük Dâvâ Adamı.

“Türkiye’nin Suriye olmasına müsaade etmeyeceklerini” haykırmak suretiyle de, 28 Şubat’ın bugün iyice ortaya çıkan “esas hedefi”ne ağır bir darbe indirmişti…

Merhum Başkan, 27 Nisan Muhtırası, Kapatma Davası gibi girişimlere net bir şekilde karşı durarak üzerine düşeni yine yapmıştı.

Ömrü yetseydi, Gezi Olayları ile başlatılan süreçte de, “kesintisiz” bir şekilde desteği olacaktı Siyasi İrade’ye, hiç şüphe etmem.

Hem “uyarılarda bulunmaya”, hem de “destek vermeye” devam edecekti.

Uyardığında “yalaka-goygoycu takımının”, destek verdiğinde ise “millet karşıtlarının” hedefinde olsa da, doğruları söylemekten vazgeçmeyecekti.

Birkaç kez; “Serdar Kardeşim; Sayın Erdoğan’ı gerektiğinde desteklediğimizi, gerektiğinde ise uyardığımızı en iyi bilenlerdensin. Bazıları da, bizi ‘Destek veriyorsun!’ diye eleştiriyor. Muhalefet yapacağız diye doğruların hakkını vermeyecek miyiz?..” demişti Merhum.

Sayın Erdoğan, Rahmetli Muhsin Başkan’ın bu tavrını hep şükranla anmıştır.

 “Yaşadığımız her hadisede yokluğunu tekrar tekrar hissettiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu kardeşime…”

Sıradan bir “vefat yıl dönümü değerlendirmesi” değil.

Bir iç döküş, bir “gerçek dost” arayışı.

Hep “az”dan yiyoruz, “az” sayıdaki “gerçek dost”larımız gidiyor ve bizim “yalnızlığımız” koyulaşıyor!..

Şüphesiz;

Rahmetli Başkan’a “sonuna kadar” güvenebilirdi Sayın Erdoğan…

Muhsin Başkan’ın desteği kalptendi, karşılığında bir şey beklemezdi.

Önüne ne makamlar, ne paralar serildi de…

Tereddütsüz reddetti Muhsin Başkan

“Hak” neredeyse ve “Hak”lı kimse onun yanında oldu.

Mazlum kimse ona sahip çıktı…

Binasını ısıtacak para bulamadığı bir partisi, kıt kanaat geçindirebildiği bir evi vardı.

Bir de “sevdiklerine” bıraktığı tertemiz  manevi mirası…

Rahmetli Başkan’ın “sevdikleri” arasında yer almak ne büyük zenginlik.

“Sağda Olsaydın Görürdün!”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin TOBB ETÜ’de düzenlediği Girişimcilik Zirves/G3 Forum’a katıldık.

Mentorlar ve biraz da bizler, genç girişimci adaylarına ne yapmaları ne yapmamaları gerektiğini anlatmaya çalıştık.

“Yeni Nesil Girişimcilik Modeli” çok yaman; sen istediğin kadar uğraş, adamlar bir “teknolojik yenilik”le,  bizim memleketinin cirosunu tek başına katlayan marka üretiyorlar.

Bizde böyle bir marka -henüz- yok, olması için gayret sarf ediliyor.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, gerçekten de “Ohooo, daha kırk bin fırın ekmek yememiz lazım!” dedirten rakamlar verdi.

Bizim en baba şirketimiz yılda 10 milyar dolar ciro yapabilirken, bu rakamın iki buçuk katını bir günde elde eden ne şirketler var el oğlunda.

Ayakta kalabilmek için mutlaka büyük teknolojik atılımlar gerçekleştirmek gerekiyor.

Sayın Hisarcıklıoğlu konuşmasında, iki büyük süper güçten biri olan Sovyetler Birliği’nin niçin dağıldığını…

Korkunç savaş felâketleri yaşamış olan Almanya ve Japonya’nın da nasıl ayağa kalktığını anlattı, uzun uzun.

Mesele…

Eğitim, kültür ve teknolojide başarı meselesi; onlar yoksa devler arasında yer almak da çok çok zor!..

Bu arada, başlıktaki mesele…

Sayın Hisarcıklıoğlu, “sahne gösterisinde” bir takım teknik aksaklıklar yaşanınca, işi idare eden şahsı aradı...

“Sağ da mısın, solda mısın, görüyor musun?” diye sordu…

Görevlinin “solda” olduğunu anlayınca da, espriyi patlattı:

“Solda imişsin, ondan görememişsin. Sağda olsaydın görürdün!”

Zihniyete vurguydu bu, malûm!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ömer Umur 2018-03-27 11:38:15

Serdar Ağabey MUHSİN Başkanı çok güzel anlattin sagolasin kalemine sağlık. Peki dokuz yıldır dava kapalı bu konuda niçin sessiz kalıyorsunuz. Yazının sonunda davanın dokuz yıldır kapalı olması milletin vicdanını yaralıyor cümlesini de ekleseydin ne kaybederdin. Sevmek bazen yetmiyor sevginin ispatını bekliyoruz baki muhabbetle