Öteki körlük, öteki sağırlık…

Dünya Sağlık Örgütü raporları bir milyardan fazla fiziksel engelli insandan bahsediyor. İki yüz milyon insanın ise özel yaşamında zorlandığından... Bu yazı, onlara, doğuştan engelli olsalar da, aslen “engelli olmadıkları”nı dile getirmiş olmak bakımından teğet geçiyor olacak. Biz insanın tercih edebildiği seçilmiş engelliliklerden söz edeceğiz.

Yine Dünya Sağlık Örgütü raporlarında, gerçek engellilik, seçilmiş engellilik diyebileceğimiz bir engellilik ayrım ve oranına rastlanmıyor. Fiziksel engellilik bir noktaya kadar aşılabilir olsa da, ruhsal engellilik, şayet kişi bunun aşılması konusunda bir irade ortaya koymuyorsa aşılamaz görünüyor. Ruhsal engellilikte kişi sadece kendisine değil, yakından uzağa çevresine zarar verme ihtimali yüksek bir insan olma şüpheli durumunu koruyor.

Dünyada; fiziksel engelli-ruhsal engelsiz, fiziksel engelsiz-ruhsal engelli, beden ve ruh sağlığı yerinde- iki yönden de engelsiz veya fiziksel engelli ve ruhsal engelli- iki yönden de engelli insanlar var.

Ruhsal engelliliğin ilacı sadece engellinin kendisinde ve “görmeyi ve duymayı istemek, tercih etmekte” düğümleniyor. Hakikate, doğruya, dürüstlüğe muhatap olan insanın irade gücünde. Neyi mi görmeyi istemek ve duymayı? Neyi olacak, hakikati…

Neye göre mi? Bize, size, ona göre değil. Herkese göre olan evrensel insani doğruları. Semavi dinlerden birinde isek ki öyle; İlahi Hakikati…

İrade gücünün büyük duyu; kalbin serhaddine gönderilen “beş duyu”yu hapishane duvarı, kapısı, bacası yapma gücü de var. Tam tersi kalbinden görüp, kalbiyle duyup hayata özgürce tahliye olma gücü de…Var! İrademiz duyularımız eliyle, yani bir anlamda erler eliyle bizi anlamsızlık hapsine mi atıyor? Özgürleştiriyor mu? Hakikate varmamıza destek mi, köstek mi oluyor?... Duyularımız aracılığıyla görüyor muyuz? Köreliyor muyuz? İşitiyor muyuz? Sağırlaşıyor muyuz? Hakikatler kalbe gitmiyor mu? Nerede takılıp kalıyor? Yoksa kalp mi “Kör olun, duymayın, bana gerçekleri getirmeyin! İstemiyorum!” Diye emirler yağdırıyor gizliden…

Duyuların beş olduğuna öteden beri inandığımızı söyleyemeyiz. Buna inananlar yıllarca altıncı his’se sığındılar. Beş dediklerine diyeceklerine pişman olduklarını  ifade etmek yerine, beşe sığdıramadıkları her şeyi altıncı hisse yüklediler. Altıncı his çok çekti insanın elinden. Nitekim New Scientist adlı bilimsel dergiden bir alıntıda bilim insanlarının duyuların sayısında ihtilafa düştüğü bildirileli epey oldu. Kimi şıklı olarak üçe indirgiyor. Kimi 21’e, 33’e kadar çıkarıyor sayısını. (33 olmasında hikmet aramayın ve çektiğimiz teşbihle kodlamayın lütfen. Çünkü bilim pek yakında yeniden sayabilir ve çok farklı bir sayı çıkarabilir.)

Hiç görmediği varlıkları resimleyebilen Eşref Armağan adlı görme engelli kişi ile, diline takılmış bir aygıtla görebilen Erik WeihenMayer’i düşünecek olursak fiziksel engellilik başka engelsizliklere, kimi pencereler kapatılırken başka pervazların kırılıp atılmasına, sınırların kaldırılmasına da izin veren özellikte. Aynı olumlu açılımı ruhsal engellilik için söyleyemiyoruz yalnız.

Hakikat körlüğü ve sağırlığı dediğimiz seçilmiş engellilikte, eğer insan isterse, kendi önüne koyduğu çitleri ancak kendisi kaldırabilir ve aşabilir. Hakikati görme ve duyma eylemi bir engel atlama ve göz ve kulağın kökü kalbe dayanan dal ucu işlevlerini diriltme, yeniden canlı, işler hale getirmedir.

İnsan dış dünyaya her zaman içinden gelmelidir bu yüzden. Kalbinden, tam samimiyetinden, neyse o oluşundan gelmelidir. Bozmadan kendini, çok dokunmadan, kurcalamadan fıtri ayarlarını…

Tecelli pazarına duyularımızdan çok algılarımızla çıkarız. Önemli olan algılarımızdır. Algılar basit duyuların önüne geçer. Duyular sadece algıya eşlik eder. Alır veya almayız. Olağanlığı yırtan ve aslı, derini gösterecek ipuçlarını bize veren gözlerimiz ve kulaklarımız, beş, on beş, otuz üç duyularımız üzerinden bizi yöneten algılarımızdır. Bütün marifet kalbimizin…Büyük ve biricik duyumuzun.  

Buna göre yeniden soracaklarımız var dönüp kendi kendimize… Çok sağlıklı görünen ben, yoksa bir engelli miyim? Şu rengiyle, güzelliğiyle övündüğüm gözlerim doğruları, gerçekleri görüyor mu? Yoksa kör müyüm? Körlüğümü dahi göremeyen… Körmüyorsam, özü körün tekiysem görme bozukluklarım neler?

Hakikati görmemekte elinin körü ve kör olasıcalıklarım, bana ait körlükler neler? Körelmelerim, ileri körlüklerim… Öyleyse neden görmek, duymak istemiyorum? (Gidip nefsimle vicdan “cafe” de bi’ oturayım, çay may bi’ muhabbet edeyim…)

Duymazlıktan gelişim, gitgide duyum eşiğimi kaldırmak anlamına ve ilerleyen sağırlığa mı yol açıyor? Eşiğim, ruhsal doğum eşiğimi kaybetmiş olabilir miyim?

Ha bir de…

Üç maymunu oynayan bu “çok sağlıklı” toplumda ben kaç maymunum?

Üç?

İki?

Bir?


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.