Türkiye siyasi tarihinde 18’i genel, 14’ü yerel, 7’si referandum, biri de Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere toplam 40 kez sandık başına gitti vatandaş. 24 Haziran seçimlerinin başrol oyuncusu ise 41 kere maşallah diyeceğimiz Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan’ın seçim kariyeri 1986 RP’den milletvekili adayı olarak seçimlere girmesiyle başlayıp, 1989 yerel seçimlerinde Beyoğlu Belediye Başkanlığı, 1991 seçimlerinde yine RP’den İstanbul milletvekili adaylığı derken talih 1994 Yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla dönüyor. Erdoğan AK Parti kurulduktan sonra 16 yılda ise 5 genel, 3 yerel, 3 referandum ile bir cumhurbaşkanlığı seçim sınavını başarı ile verdi.

Şu günlerde batıda kotarılmaya çalışılan Erdoğan düşmanlığı ise yeni değil. 2002 yılında seçilse bile bu yükü kaldıramaz rezil olur gider diyenler bugün ekonomi ve dolar operasyonuyla Erdoğan’a nasıl seçim kaybettiririz hesabı içindeler. AK Parti’nin iktidar olduğu 2002 yılından 2007 yılına kadar Türkiye’de milli geliri üçe katlayarak 12 bin dolara çıkartması, IMF’nin borçlarını silmesi, paradan 6 sıfır atması gibi ekonomik başarılarını bir dönem alkışlayanlar, Erdoğan’a 2004 yılında yılın Avrupalısı ödülünü vermeyi de ihmal etmediler. Global sermayenin patronlarının getirdikleri sıcak paralarla sermayelerine sermaye katarken bir yandan da Erdoğan ve Türkiye gücüne güç kattı.

2009 yılında ‘one minute’ çıkışıyla ‘Bir daha Davos’a gelmem’ ifadesi sonrasında Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyasi kurgular yapılmaya başlandı. İsrail karşıtı bu söylemin arkasında bir de ‘Dünya beşten büyüktür’ cümlesi kurarsanız karşınıza bütün hegemon güçleri alırsınız. İsrail’in nükleer tesislerinin bölgesel barışı tehdit ettiğini söylemeniz ise global sermayeye açıkça bir meydan okumadan başka bir şey değildir.

Gezi ile başlayan 15 Temmuz darbe girişimiyle gün yüzüne çıkan devlet-paralel devlet çatışmasında, dış güçler dediğimiz hegemonlar paralel devleti, devlet yerine ikame etmek için her türlü fırıldağı çevireceklerdir. Bu fırıldakların en masumu ise; dolar fırıldağı. 2007 yılında 1.17 TL olan dolar 2013 yılında 1.76 TL idi. Gezi operasyonunun başladığı 2013’ten bugüne ise dolar 4.64 TL sınırına dayandı. Doların bu kadar yükselmesinin hükümetin uyguladığı ekonomik programın yanlış olmasından kaynaklandığını söyleyebilecek tek Allah’ın kulunu bulamazsınız. Doların bu hızlı yükselişine sahur vakti yurtdışı kaynaklı döviz alımlarının sebep olması, Türkiye ekonomisinin kötü olduğunu değil, yabancı yatırımcının 24 Haziran’da Erdoğan’ın kazanmasını siyasi ve ekonomik çıkarlarına aykırı görmesindendir.

PKK terörüne 500 milyar dolar harcayan Türkiye’nin bazılarının gözlerinde büyüttükleri cari açığı ne kadar dersiniz. 250 milyar dolar devlet, 200 milyar dolar ise özel sektör borcu. Peki bu cari açık verilirken kaynaklar birilerinin dediği gibi heba mı edildi yoksa Türkiye’nin ilerlemesine mi yatırıldı? Her ne kadar inşaat sektörü ekonominin itici gücü olsa da, Türkiye 2017 savunma sanayine 18 milyar dolar ayırdı. Türkiye F-35’in geliştirmesine ortak olurken 17,5 milyar dolar ayırması, 2013’ten beri yerli savaş uçağı TF-X çalışmaları yapılması birilerini ürkütüyor olmalı. Milli gemiden yerli mühimmata, S-400’den nükleer santrallere ve uydularımıza kadar Türkiye’yi şaha kaldıracak projeler bir bir gerçekleştiriliyor. Operasyonların arkasındaki bir başka sebep de hızla büyüyen Türk şirketlerini ucuza kapatma arzusudur. Türkiye ekonomisi güçlü olduğu için Zeytin Dalı operasyonunu gerçekleştirdi, Kandil’e kadar terör örgütünün inine giriyor. Çavuşoğlu’nun Pompeo ile görüşmesinde sadece Münbiç görüşülmeyecek, bölgedeki kaostan beslenen İsrail’in bitmek tükenmek bilmeyen emperyalist arzularının dizginlenip dizginlenemeyeceği de ortaya çıkacak. İsrail’i frenleyebilecek tek devlet olan Türkiye’de devlet erki, paralel devlet şakşakçılarına seçimle bile olsa teslim edilecek olursa, İsmail Temel paşanın apoletleri sökülür, 25 km derinliğe indiğin Kandil’den geri dönersin, Afrin’i Esed veya ortağı PYD’ye teslim edip dönersin.

Tevekkili değil, İsrail Türkiye’yi  mazlum Filistinlilere verdiği desteği cezalandırmak için meclise Avrupa’da olduğu gibi sözde ermeni tasarısını getirdi. Ancak üst akıl, bu tasarının seçim sürecinde kabul edilmesi durumunda Tayyip Erdoğan’ın ekmeğine yağ süreceğini hesap etmesi üzerine hemen tasarıya meclisten geri çekti. İsrail’in  Tayyip Erdoğan’a düşmanlığı Türkiye’ye düşmanlığını kat be katlıyor.

Sözün özü, Tayyip Erdoğan’ın kaderi Türkiye’nin kaderiyle beraber yürüyor. 24 Haziran’da Erdoğan kaybederse Türkiye kaybedecek, Erdoğan kazanırsa, Türkiye, Filistin, Suriye’deki mazlumlar kazanacaktır. Vesselam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.