Ülkemiz için kritik önemde olan seçimleri geride bıraktık. Sonuçlar, ilgili olanlarca tartışılıyor. Geçişler, düşüşler, kazananlar, kaybedenler vs. Belirli bir seviyede ve nitelikte tartışılmasında yarar var. Hele hele siyasi partilerin sonuçları, toplumun göstermiş olduğu tutumu ciddiyetle analiz etmesinde fayda var, zaruret var.

Toplum olarak kötü alışlanlıklarımızdan birisi, makul ve doğru şeyleri sıralayarak yanlış işlere, yanlış yollara sapmamızdır. Bürokratik bir geleneğimiz olan bu tarz, maalesef toplumsal bir haslet olarak da yerleşikleşti. İyiliğin kötülüğe payanda yapılması diye nitelendirdiğim bu hususla ilgili defaatle yazı yazmış biri olarak, geride bıraktığımız seçimler nedeniyle mevzuyu tekrar dile getirmekte zaruret görüyorum. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, seçimler zannedilenin aksine bitiş değil zorlu bir başlangıç anlamı taşırlar. Yani asıl işimiz şimdi başladı. Daha doğrusu seçimlerden bağımsız şekilde zaten devam etmesi gereken işlerimizin, seçimlerin ardından yeni bir ivmeyle, gayret ve çabayla sürüdürülmesi anlamına geliyor. Seçimler, kurumsal siyaset dışında toplumun geniş kesmlerinin iş ve işlerimlerinde bir değişiklik doğurmuyor. Yani bugün VP’de seçimi kazanmış olsaydı X derneğinin, Y sendikasının yapması gereken işler AK Parti kazandığı için yapması gereken işlerden farklı değil, farklı olmaz ve farklı olmamalıdır. Bizim toplum olarak dengeyi kaçırdığımız yer, burası oluyor malesef. Başkası kazandığında başka, diğeri kazandığında başka türlü davranacağımızı var sayıyoruz.

Seçimlerimizin hayati olması biraz buradan geliyor. Yapmadığımız veya eksik veya yanlış yaptığımız işlerin hesabı sorulmasın diye de biraz siyaseti, siyasi aktörleri abartırız. Gerekçeler, komplolar, işe koşarız. Yanlış anlaşılmasın, siyaset de önemli, siyasi aktörler de önemli. Ülkemizin sosyal, siyasal, askeri, istihbari vs. vaziyetine ilişkin gelişmeler de önemli. Ancak bu önem yapılması gereken işlerin, ifa edilmesi gereken sorumlulukların askıya alınmasını değil tersine bihakkın yerine getirilmesini gerektirir. Zira ülkemizin ekonomik alanda karşı karşıya kaldığı darboğazı aşmamız için bir söylemi ağzımızla tekar etmemiz değil ilgili olduğumuz alanda görevimizi layıkıyla yerine getirmekle katkı sunabiliriz. Din-toplum ve devlet ilişkisinde yaşanan sıkıntıları giderecek şey, arayış içinde olmak, tartışmak, yapısal çözüm önerileri sunmaktır. Seçimde vereceği desteği kamuoyuna açıklamak ile ilgili olduğu alan üzerinden siyaseti ve kamuoyunu beslemek, yünlendirmek, hazırlamak arasında bir ilinti kurmank mümkün değil.

Maalesef ulusal, bölgesel ve küresel gelişmelerin şekillendirdiği bir iklimde toplumun ayartıldığını, ayartılmaya müsait bir hale geldiğini görmek durumundayız. Seçimlerin hemen ardından yaşadığımız şu kritik günlerde eğri oturup doğru konuşmazsak, yaşadıklarımızdan ders alarak uyarılarda bulunmazsak yaşadıklarımızın yeniden başımıza geleceğini söylemek kehanet olmasa gerek.

En büyük zaafımız yandaşlığı ve karşıtlığı abartarak varlığını ve etkisini anlamsızlaştıran sivil toplum alanımızdır. Siyasi partiye yakınlığı veya vereceği desteği pür bir sadakat üzerinden kodlayan veya siyasal karşıtlığı da bir tür kan davasına indirgeyen bu tutum, ülkeyi yönetilebilir olmaktan çıkardığı gibi kriz üreten münbit bir alanı beslemektedir. Kendi işini yapması, alanıyla ilgilenmesi, bu konuda yakın olduğa yapıya eleştiri getirmesi ihanet değil katkıdır, en büyük destektir. Seçimlerin hayatiliği üzerinden kendi varlığını unutan, görev mahallini terk edenlerin seçimlerin ardından uyanmamak için ne tür bahaneler üreteceğini göreceğiz. Türkiye’nin son dönemlerde yaşadığı badireleri ileri sürerek kendilerine karartma uygulayan yapı ve çevrelerin, behemehal kendilerine dönmelerinde kendi işlerine, görev ve sorumluluklarını üstlenmeye dönmelerinde zaruret var.

Türkiye’de seçimlerin önemli olduğunu bilmeyen yok. Ancak toplumsal talep ve beklentilerin oluşmadığı, dile gelmediği, bu yönde bir çaba ve arayışın söz konusu olmadığı durumlarda seçimlerin de anlamsız olacağını söylemek anlamsız olmasa gerek. Türkiye’de cari tıkanmışlık durumu, siyasetin patinaj hali, toplumun dün ile bugün arasında askıda kalmış olmasından kaynaklanıyor. Dünü tüketen bugüne ilişkin söyleyecek sözü olmayan kesimlerin ait olduğu tarafı, yakın hissettiği sembol dünyasını fetişleştirmesini anlamak mümkün, ancak anlaşılır olan bu durumun muhafaza edilmesi gereken olumlu bir haslet olmadığı da açık. Ahlak filozofu Levinas şöyle uyarıyordu: ‘Dikkatli olun! Özgürlük köleliliğin tuzağı olabilir (aynı cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşenmesi gibi) ve dikkatli olmazsanız, eşiği aşıp arkanızda kapanan kapıların sesini duymadan önce, önünüzdeki zindanı göremezsiniz.’

Tekrar etmekte fayda var: Seçimler bitiş değil, yeni bir başlangıç, bir fısat anlamına gelir. Bunun sadece siyaset için değil aynı zamanda toplum olarak bizler için de hatırı sayılır bir sorumluluk çağrısı olduğunu unutmadan tabii.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Kocadağ 2018-06-28 17:30:42

Ali Aydın'ın bu köşeden birkaç haftadır yaptığı gibi Abdulbaki Değer de kimsenin görmek istemediği, karartma uyguladığı kritik noktaya dikkat çekiyor. Tarihe not düşen çok değerli bir yazı.