Yarın akşamı düşünüyordun. Mevlid Kandili'ydi ve izinliydin. Ailece güzel bir program tasarlıyordun. Mübarek geceyi en iyi şekilde ihya etmek için hayaller kuruyordun devamlı. Maç bitmiş, taraftarlar dağılmıştı. Görev bu akşam sona eriyordu ve artık eve dönecektin. Çocuklarını nasıl da özlemiştin… Acaba uyumuşlar mıydı? Otobüse doğru yürüdün. Polis arkadaşların da gelmişti. Güle oynaya, şakalaşarak sohbet ediyordunuz. Can dostların, mesai arkadaşlarınla konuşuyordunuz. Yüreğin ferah, yüzün mütebessim, ümitler içindeydin.

         Bir anda kulakları sağır eden müthiş bir patlama sesi duyuldu. Kalleş, sinsi ve karanlık bir bomba patlatıldı. Bir kelime-i şehadet getirebildin sadece ve arkadaşlarının yanına yığıldın sen de. Çığlıklar dört bir yanı sarmıştı. Beşiktaş stadı tarihinin en sinsi, en kahpe, en hunhar eylemiyle sarsılmıştı. Taksim'den Beşiktaş'a, Eminönü'nden Ortaköy'e kadar çevredeki bir çok semt, bu hain sesi duymuştu. “Eyvah” sesleri döküldü ağızlardan. Acılar bastı yürekleri, hüzünler sardı dört bir yanı. O anda sessizce veda etmiştin hepimize. Hakka yürümüştün.

         Al bayrağa sarılmış musalla taşında yatıyorsun şimdi de. Cami avlusu ağzına kadar dolu. Cumhurbaşkanı'ndan sade vatandaşına kadar herkes seni uğurlamaya gelmiş görüyor musun? Eşin, annen, baban, kardeşlerin, akrabaların ve çocukların! Küçük kızın ve oğlun da tabutun yanı başında! Büyükler çekiştiriyor, ama onlar seni bırakmak istemiyor. Tabutu okşarken aslında seni seviyorlar yine de. “Babacığım!” diyen yavrularını duyuyor musun? İmam da geldi. Namazın kılınacak az sonra. Sende gamdan eser yok, sükun içindesin.

         Cenaze namazın kılındı. Hoca efendi ellerini açtı, bütün cemaat duaya hazırdı. “Nasıl bilirdiniz?” sorusu dalga dalga yayıldı. Hıçkırıklar duyuldu kalabalık içinde. “İyi, çok iyi biliriz.” Başka ne denebilir ki? Yoksulluk içinde okumuş ve polis olmuştun. Vatanına, bayrağına, ezanına sahip çıkmak için gece gündüz çalışmıştın. Görev yemini yaparken şehitliği de göze almıştın zaten. İşte binlerce kişi, sana şahadet ediyor, “İyi biliriz!” diye. Bundan âlâ şahitlik mi olur insanoğluna? Bu sahne, mahşer günü senin için delil olmayacak mı sanıyorsun?

         İmamın cemaate mutat soruları olurdu her cenazede. Onları sorardı. Cevabını bilse de müminlere yöneltirdi sorusunu: “Haklarınızı helal ediyor musunuz?” dedi bu sefer de. Binlerce ağız açılıp aynı cevabı gür seda ile verdi: “Helâl olsun!” Üç sefer tekrarlandı soru. Cevap aynı. Seni iyi biliyor, haklarını helal ediyorlardı. Bazıları sana seslendi duydun mu: “Sen de hakkını bize helâl et!” Namaz kılınırken gözyaşları hiç dinmeyen biri vardı. Tahmin ettiğin gibi o eşindi. Sabır, metanet abidesi baban, “Çocuklarım vatana feda olsun!” diyordu.

         Bayrağa sarılı tabutun Tekbir'ler eşliğinde, eller üstünde taşındı, cenaze arabasına konuldu. Sonra mezarlığa doğru yola çıktın. Ne çok sevenin varmış meğer. Uzun bir konvoy takip etti seni. Ailen cenaze arabasında. Yol üzerinde de sana dua edenler vardı, Fatiha okuyanlar da. Kabristana vardığında hazırlıklar yapılmış, mezar yerin kazınmıştı. Camideki vefalı yakınların buraya kadar seni yolcu etmeye gelmişti. Tarihî mezarlık belki de en kalabalık cemaati ağırlıyordu bugün. Okunan Kur'an'lar, edilen dualar ve akıtılan gözyaşları hep senin içindi.

          Koyu gölgeli serviler altında mezarına uzandın. Toprak serindi, toprak sıcak ve yumuşak. Bir anne gibi sarıp sarmalamıştı seni. Bir şefkat ummanı gibi çevrelemişti bedenini. Kefen beyazlığın küçüldü giderek. Her tarafın kahverengiye boyanmıştı. Küreklere yakınların asıldı. Ve baban! Gözyaşlarına bulanmış son toprağı atarken üzerine, hazin şekilde sarsılarak ağlıyordu. Genç yaşta evladını, eşini, babasını, amcasını, dayısını, dostunu, ahbabını ahrete yolcu edenler, görevlerini tamamlamış, geri dönüp seni Allah'a ısmarlamışlardı.

          Bir mahşerin sabahını beklerken huzur içinde uyuduğunu biliyorum. Zira yeryüzündeki en güzel vatanlardan birinin bekçiliğini yapmış, onun aşkı uğruna, onun sevdasıyla canını teslim etmiştin. Bir ideal uğruna yaşamış, bir dâvâ için nefes alıp vermiştin. Hiç kimseye eyvallah etmemiş, Hak'tan başka kimsenin önünde eğilmemiştin. Bir dürüstlük örneği olmuştun arkadaşların arasında. Vatanına bağlı, milletine sevdalıydın. Yüce Devlet, senin için mukaddesti, ona ihanet edilmezdi. Bayrak indirilmez, ezan-ı Muhammedî susturulmazdı.

         Şahadetinden sonra ülkemde nurlu şafaklar doğdu görüyor musun? İşçiler, memurlar, esnaf, çiftçi, talebe, bürokrat herkes ayağa kalktı duyuyor musun? Her zaman birbiriyle mücadele eden taraftarlar bile, kol kola sadakatini anarak yürüyorlar, hissediyor musun? İhaneti kabullenmeyen, diz çökmeyen, başını eğmeyen milyonlarca kişi dirilişte artık, fark ediyor musun? Hepsinin ağzında sen varsın: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” Sonra dua gibi göklere yükselip yayılan, şevk içre dile gelen tekbirler: “Ya Allah, Bismillah, Allahü Ekber!”

         Aziz Şehidim! Sanma ki yalnızsın. 44 canla beraber yürüdünüz o kutlu yolu. Kahramanlığınız Ulubatlı Hasan'la başlamıştı, Ömer Halisdemir'le devam etti o temmuz sıcağında. Şimdi bir kandil arifesinde o mukaddes görevi sizler omuzladınız. 80 milyonluk Türkiye, sizi rahmetle, şükranla ve sevgiyle yâd ediyor. Dünyanın ak vicdanları size içten ağlıyor. Gazanız mübarek olsun!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.