Öğrenciliğim yıllarında burnundan kıl aldırmayan bir şair ile karşılaşmıştım Kadıköy-Üsküdar otobüsünde. Şiirlerini okuyup saygı duyduğunuz bir şairle otobüste karşılaşmak hoş bir sürprizdir elbette.

Hemen kalkıp yer verdim. Belki de yüzlerce kez sorulmuş soruyu ben de sordum. Dedim ki:

-Hocam çok güzel şiir yazıyordunuz. Neden yazmayı bıraktınız? Cevap şöyle oldu:

-Otobüste karşılaştığım birine neden şiir yazdığımı anlatacak durumda değilim.

Ben de 19 yaşında bir genç olarak bozuldum hafiften ve:

-Zaten öylesine sormuştum dedim. Sonra bozulduğumu anlayınca şöyle düzeltti.

-Genç, şiir yazmak için serseri olmak lazım, dedi.

Buradaki “serseri” kelimesi başına buyruk anlamındadır. Elbette başına buyruk yaşamak o kadar da kolay değil. Öyle istemekle de olmaz.

Eğer sırtınızda sorumluluk yükü var ise ser-best olamazsınız. Özgürce hareket edip yazamazsınız. Ser-best başı bağlı demektir. Eskiden kölelerin başı açık olurdu başı bağlı olmak özgür insanın simgesiydi. 40-50 yıl öncesine kadar bir çocuğun başında mutlaka bir şey konurdu. Bu özgürlüğün belirtisiydi. Başını bağlayabilme özgürlüğüne serbesti denirdi. Şair de özgür olduğu oranda şair olabilir. Ruhu, bedeni, kişiliği ekonomisi vs. Özgürlük her istediğini yapabilme gücü değil her istediğini yapmayabilme gücüdür.

Ancak şehir insana fazla sorumluluk yüklüyor. Öyle ki çoğu insan çevresine, göğe, dağa bir kere bakmadan ölüp gidiyor. Tefekkürü zaten bekleyemiyorsunuz şehrin mahpus ettiği bu insana.

Çünkü mütefekkir gibi şair de şehirde ideolojiye bulaşır, siyasete bulaşır, paraya bulaşır, çoluk çocuğa bulaşır. Okula, takside, ev ödevine, TEOG ve ÖSYM sınavlarında çocuğunun kaç net yatığı/yapacağı kaygısına bulaşır.

Otobüs kuyruğu, ATM kuyruğu, ekmek kuyruğu, ödeme kuyruğuna girmiş bir şairin şairliği ölür.

Ruhu bütün bu yapma, çakma ve abartılı amaçsız sorunlarla karartılan ve gasp edilen şair elbette yazamaz.

Şiir, hikmet, felsefe ve düşünce şehirli değildir. Sanayileşmiş kentlerin ürünü hiç değildir. Bütün bunları yok eden şehrin kalabalığı değildir. Şehrin kuruluş amacı ve kurgulama şekli ile ilgilidir.

Bugünkü şehirlerin çoğu daha çok insanı bir araya toplayıp onların emeğinden yararlanmak için kurgulanır. Şehirde varlıklı insanlar vardır hizmetlerini görmek için yoksul insanları şehre çağırır. Sınıf farkı, düşünce farklılığını, mekan, eğlence, eğitim ve hayal farkını da beraberinde oluşturur.

Şehrin insanı karşılıklı güven yerine gardını almış insana dönüşür. Çünkü tanımıyor karşıdaki kişiyi. Dolayısıyla masumiyet karinesiyle hareket etmek yerine suçluluk karinesi tesis edip herkesin potansiyel kötü olabileceğini düşünerek yaşamını ve güvenlik alanını tesis eder.

O yüzden şair şehirde ölür, yaşayamaz. Şair ya içine kapanan bir münzevi gibi yaşayacak ya da kalabalık içinde “bir ağaç gibi tek ve hür” yaşayacak. Etrafındaki olaylardan istediğini seçip onun üzerinde yoğunlaşacak kadar irade sahibi olması gerekir. Bu kadar sağlam irade mümkün olsa da şairliğin ve şiirin doğal eko sisteminin bozulduğunu göstermektedir.

Şehirde ölen sadece şair değildir. Duygu da ölür, düşünce de ölür, hikmet ölür felsefe ölür. Çünkü şiir ve bütün bunlar ya aşka, ya öfkeye, ya özleme, ya da üzüntüye dairdir. Yoğun çalışan, iş-ev arasında sıkışan insanın bunlara vakit ayırması bile zordur. Aşka, özleme, öfkeye yoğunlaşmak için vakit bulamaz. Yüzeysel yaşaması gerekir. O yüzden şehir şairi öldürür diyoruz. Sığ yaşanmış bütün bu duygu ve heyecanlar insanın insanlığından çalınmaktadır. İnsandan gidiyor her şey. İnsanın duyguları giderek sığlaşıyor. Giderek insanın sadece bedeni kalıyor ortada. Şehir insanın içindeki insanı öldürüyor.

Şiir nihayetinde bir sanat faaliyetidir. Sanatın en yalın tanımı içten gelen bir duygu ile dıştaki nesneyi tanımlamaktır. Başka bir deyişle şiirin öznesi şairin içinde oldukça yazılan ve söylenen söz şiir sanatı olur. Dışarıdan dayatılan, öznesi dışarıda olan siyasal, dini, ahlaki veya toplumsal etkinlikler hiçbir zaman ortaya şiir çıkarmaz. O propaganda olur. Şiir ve propaganda arasında formel olarak bir benzerlik vardır. Her ikisinde de metafor vardır, coşku vardır. Ancak birinde şair istenileni söyler diğerinde istediğini söyler. Bir ifadeyi sanat saygınlığına ulaştıran şey onun estetik yapı içermesi değildir. Bilgisayarlar da estetik bir çok ürün ortaya çıkarabilirler. Orada insan öznesi etkin değilse o bir sanat ürünü değil sanayi ürünüdür. Sanat ürünü için kişinin içindeki insanı terk etmemiş olması gerekir. Şiir insan kaldığımız sürece var olacaktır. Şehrin ekonomik ve siyasal dayatmalarına kendimizi kaptırdığımız oranda içimizdeki insandan taviz veririz. Hatta giderek bu kapılma ve savrulma bize sanatın amacıymış gibi görünür. İşte o insanın, şairin, sanatın, inancın, vicdanın ve içtenliğin öldüğü yerdir. Çünkü şair ser-best olabilen kişidir. Şehrin kuralları düzleştikçe, keskinleştikçe şehire tutunması zorlaşır şairin. Giderek şehirde tutunacak yer kalmıyor

https://twitter.com/drmcevik


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sefer Akgül 2017-09-27 22:39:12

Çok güzel bir yazı olmuş Mustafa hoca.tesekkurler

Avatar
Mehmet Şerif cebe 2017-09-30 14:32:57

Hocam,değerlendirmeniz ve konuya vukufiyetinizi hayranlıkla okudum.Bu tür yorumlarınizi can-ı gönülden izlemeye inşAllah devam edecegimi belirtir,çalışmalarınızda basarılar dilerim.