Şehirleri sevmek de insanları sevmek gibidir… Sevdiğin, içinde yaşadığın sürece dünya büyütülmüş şehir, şehir küçültülmüş dünya… Sevdiğin, içinde yaşadığın sürece sen bir kuş, şehir anılarınla inşa ettiğin bir yuva… Sevdiğin, içinde yaşadığın sürece sana dokunmaz yağmur çamur, seni yerinden etmez kar fırtına… Sevdiğin, içinde yaşadığın sürece sen onun içindesin, o senin içinde… Sen onun gözündesin o senin gözbebeğinde… Gözün bir an dışarı kaymayagörsün fakat, bir an bir hata yapmaya görsün şehir, bir an bir başka şehir çalmayagörsün kalbini, işte o an, o vakit felaket gelir çalar ayrılık kapısını. İşte o zaman içinde fırtına, dışında fırtına, bütün duyguların rüzgarın önünde savrulur durur…

Belki bazen hata yapmasına da gerek yok şehrin. Gözün ansızın bir başka şehre kayar, nerede, nasıl, hangi vakit kayar, bilemezsin. Bir de bakarsın şehir içinde kaymış bir yıldız, şehir senden uzaklaşmış bir belde, şehir senin dışına çıkmış bir yüzey… Şehirle arana girmiş sayısız kıymık, sayısız engebe, sayısız uçurum… Gözün dışarı kaymış ve tereddüt başlamıştır. Çaresi yoktur, her tereddüt öyle yahut böyle sükuna akar çünkü. En yaman büyü bozucudur tereddüt, hele şehirlerde, hele şehirlerde… Kalsam mı gitsem mi, dursam mı göçsem mi der durursun günün bir vaktinde eşyaları sırtlayıp şehrin kenarından son kez baktığın ana kadar… Göçmek biraz da ölmektir ya; büyü bozulunca sevgi aşınmaya, aşınma aşama aşama düşürür seni aşağıya, onu aşağıya… Beraberce çözülürsünüz böylece şehir ve siz. Vakit gelmiştir. Gitme vakti. Ve artık şehirle aranızda kapanmayan, müzmin bir yara…

Bir şehir ne demektir? Bir pınar, bir kıyı, bir bayır, bir yar dibi, bir uçurum kenarı, bir düzlük, bir vaha, kaderinin örüldüğü bir ağ, içine düştüğün bir kuyu, çaresizce dönüp durduğun bir labirent… Bir şehir, bir insanın içine doğduğu yer, bir şehir, bir insanı içine alan yer, bir şehir bir insanın içine aldığı yerdir. Doğuran, büyüten, besleyen, hevesleyen ve öldürendir bir şehir. Gözü gibi bakan, kalbinde taşıyan, bağıran, çağıran, seven, iten ve günü geldiğinde gözleri kapalı, gölgesine seren, gölgesinde serinletendir bir şehir… Bir şehir, bir kaderdir; ayrılık vakti gelip çattığında en ışıltılı anıları bile kedere çeviren bir kader… Heyhat, kederi kader, kaderi keder olan şehirler, şimdi neredeler?..

Bir insan ne demektir? Bir şehir sevdalısı… Bir çınar ağacı gölgesi, bir kahve köşesi, bir arka sokak gezgini, bir rıhtım gözlemcisi, bir aşık… Yağmuru bile başka dersin bu şehrin, çamuru bile başka; çıkmaz sokakları, bugün görmezsem ölürüm ‘mekanları’, her birinde ancak görünce hatırlanan küçük, yaşarken farkında olunmayan birikmiş sayısız anı…

Sevdiğimiz, sevmediğimiz şehirler vardır. Terk ettiklerimiz ve henüz varmadıklarımız… Bir de içinden geçtiklerimiz elbette. İçinden geçtiklerimiz, kalbine dokunduklarımız, kalbimize dokunan ve ama kaderin bize reva görmedikleri… Başkalarının şehirleri, başkalarının hatıralarını besleyen, başkalarının gözbebekleri… Düşünürüz, nasıldır acaba bu şehir? Nasıl uyanır sabaha? Sokakları kimi bekler, kimden çıkar, kime gider sakinleri? Kaç ayrılık, kaç vuslat vardır bahçelerinde? Hangi kuşlar uçmuştur göğünde, hangi yuvalar bozulmuştur dallarında, tüneklerinde? Hangi yağmurlar değmiştir yanaklarına, hangi ırmaklar dokunmuştur tenlerine, hangi yeller esip dağıtmıştır saçlarını?

Sanki şehirle tamamlanıyor insan. Sanki insanla güzelleşiyor şehir. Sanki şehir insan için, insan şehir… Gitmediğimiz şehirler ne de hüzünlü bu yüzden. Yolumuzu gözleyen şehirler ne de tenha. Şehir, insanın uzantısı… Bitiyor insan da şehrin bittiği yerde. Şehrin kaderi insanın, insanın kaderi şehrin elinde… Ve insan şehre mimar ve şehir insana kucağını açar, serince mezar…

Bazen de böyle olur. Daha başlamadan biter. Rüya gibidir bazı şehirlerle ilişkimiz. Ne zaman vardık, ne kadar kaldık bilinmez. Bir de bakarız bitmiş. Her şey bitmiş. Gitme zamanı gelmiş. Yükleriz sırtımıza anıları çeker gideriz. Bir daha kim bilir ne zaman, nasıl dönülür? Bilinmez. Bilinen tek şey ayrılık vaktinin geldiğidir. Gelip çattığıdır geride kalanın usulca ölüme terk edildiği, en azından bilinç koridorlarında… Son bakış, son görüntü, son çatı, uzaklaşan son silüet hep buğulandırır gözü. Araba kıvrımı dönünce, artık yok. Seninle onu birleştiren bir gök durur tepede, gündüzleyin mavi, geceleyin lacivert. Şehir hatırlamaz belki seni ama sen şehri, evet, evet, evet…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.