Şehri terk etmekle başladı her şey. Ve terk edilince şehir…. Gidenin yanında götürmediği belki de götüremediği bir sevgili gibi  olur. Ahengini, şetaretini ve zerafetini bozmadan öylece kalakalır ardımızda. Şehirle beraber dostları da unutuyorsunuz bir bir.

Yaşadığım şehirde unutmak istemediğim ama hayat şartlarının bana unutturduğu dostlar var. Tekrar geriye döndüğümde bu dostları kendileriyle müşahhas olan mekanlarında ziyaret etmek istiyorum. Gittiğim zaman  ne mekan ne de dostları görebiliyorum. O vakit Bayburtlu Zihnînin

“Laleyi sümbülü gülü hâr almış

Süleyman tahtını sanki mâr almış”

Şiiri hatırıma geliyor. Şiir belki bütün şehri yok hükmünde kabul etmişse de benim görmek istediğim dostun kendisi hala var. Ama mekanı bırakmış, gitmiş. Şekerci Ahmet Amca’dan bahsediyorum. Onun mekanı en az kendisi kadar güzel ve özenle hazırlanmış bir mekandı. Şekerci Ahmet Amca, şekerciliğin yanında peygamberler şehri Urfa’da sanat, edebiyat ve irfanın da öncülüğünü üstlenmişti. Bir vakitler Urfa’da yayın yapan “Harran Dergisi”sinin hem sahipliğini hem de yazı işleri müdürlüğünü üstlenmişti. Bu dergide Türkiye’ye mal olmuş Atilla Maraş, Mehmet Oymak, İbrahim Halil Çelik  gibi ünlü simalar da şiir ve diğer edebi ürünlerini yayınlamaktadıydı.

Şekerci Ahmet Amca, Harran Dergisi öncesinde Urfa’da yayın yapan ve sahibi Naci İpek ağabeyimiz olan Fırat gazetesine de makaleler yazmış bununla yetinmemiş gazeteye şekerci dükkanının reklamını da vermişti. Soyadı “Apaydın” olan Şekerci amcanın reklam veriş şekli de edebî bir zevkle süslenmişti.

“Sabahları günaydın, öğleleri tünaydın, akşamları ise apaydın…

Şekerci Ahmet Apaydın…

Şekerci Ahmet amca ve şekerci dükkanı Urfa’da önce Sarayönü caddesinde Yusuf Paşa camii bitişinde daha sonraları da Stad apartmanı altındaki yeri ile müşahhas olmuştu. 

Şekerci Ahmet Amca ve şekerci dükkanı, türünün son temsilcisiydi. Kapandığı güne kadar da açıldığı günün bütün geleneğini sürdürmüştü. Ankara’dan, İstanbul’dan özel müşterileri vardı.  Yusufpaşa Camisi bitişiğindeki dükkanında cevizden yapılmış dolaplar, yeni yerinde cam dolaplarla değiştirilmişti. Bunda müşteri görsün düşüncesi de ağır basmıştı.

Küçüklüğümüzde köyden şehre indiğimizde babamız elimizden tutar ve doğruca Şekerci Ahmet Amca’ya gider. Orada türlü türlü şekerler alıp heybemize koyardı. Ve bunun yanında köydeki kardeşlerimiz için de bir şekerleme paketi hazırlatıyordu. Sonraki yıllarımızda ise gençlik yıllarımızdı. Artık biz gelip Şekerci Ahmet Amca’dan türlü şekerleri alıp heybemize koyar yolumuza devam ederdik.

Şekerci Ahmet Amca dükkanındaki şekerlerin hepsi üretimiydi.  O, bu şekerleri ve üretirken şunu düşünüyordu. “Müslüman, önce helal lokma ile beslenmelidir. Sonra ise zamanın en büyük davası imanını kurtarmasıdır. İmanın imtihanı ise yediğimiz ve içtiğimiz gıdalardır.”

Şimdilerde nerede bir şekerci dükkanı görsem Şekerci Ahmet Amca ve dükkanını hatırlıyorum. Büyük marketlere yenilen zihniyetimizi hatırlıyorum.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet OYMAK. 2017-11-26 14:59:29

Eyyup Azlal hoca bu yazısı ile bizi sanki asırlar öncesine götürdü. “Şekerci Ahmet”- “HARRAN DERGİSİ “... Bazı markalar şehirleri ile de özdeşleşir. Göremediğinizde bir burukluk yaşarsınız. Teşekkürler. Eyyup Hoca...

Avatar
Yazar 2017-11-26 23:07:39

Mehmet Oymak hocama teşekkür