Ulus devlet kavramının küreselleşme ile gittikçe zayıfladığı bir ortamda “ülke nüfusu içinde anlamlı ve ciddi bir sayımız var, bu anlamlı sayımız ülkenin belirli bölgelerinde yoğunlukta toplanmış, bağımsızlık taleplerimizin belli bir tarihsel geçmişi ve ciddi bir motivasyon kaynağı bulunuyor” söylemleriyle yeni dünya düzeninde yeni ulus devletçikler kurma girişimlerine şahitlik etmekteyiz. Katalonya Özerk Yönetimi İspanya’ya karşı tek taraflı bağımsızlık ilan etti, Avrupa ayağı kalktı. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin bağımsızlık referandumu girişimi de Ankara, Bağdat ve Tahran’ı ayağa kaldırmıştı. Bu yola başvuruda bulunan yönetimlerin sarıldıkları uluslararası hukuk kavramı ise “self determinasyonilkesidir.

ÖNCELİK SÖMÜRGE HALKLARINDA

Self determinasyon: Uluslararası toplum yaşamında halkların kendi kaderini kendilerinin tayini, ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkı, halkların eşitliği, huzur, barış ve özgürlük içinde yaşamalarını sağlamayı temin etmek için ortaya çıkarılan uluslararası bir hukuk kavramıdır. Halkların “self determinasyon” hakkından bahseden Birleşmiş Milletler 1966 tarihli ikiz sözleşmeleri, Ağustos 2000’de Türkiye tarafından imzalanmış, Haziran 2003’te TBMM tarafından onaylanmıştır. Self determinasyon; “içsel self determinasyon”, dışsal self determinasyon” ve “ayrılma”olmak üzere üç ayrı şekilde tanımlanmaktadır. İçsel self determinasyonda; “halkların dilediği yönetim biçimini, rejimi seçebilme özgürlüğü yani demokrasi” diye tanımlanırken, dışsal self determinasyonda; sömürgelerin bağımsız bir devlet kurmak veya sömürgeci ülkeden ayrılıp, dilediği devlete bağlı olmayı seçme hakkı” olarak tanımlanmaktadır. 1966 tarihli ikiz sözleşmelerde bahsedilen anlamı da budur. BM Genel Kurulu 1514 sayılı kararında “ Her halkın self determinasyon hakkı vardır, bu halk bu hakkını bağımsızlığa ulaşarak kullanabilir. Ancak sonradan içteki bölünmeler self determinasyon hakkına girmez. diyerek self determinasyonun kural olarak sadece “sömürge halklarının hakkı olduğunu” beyan etmiştir.

TEK İSTİSNA: ANTİDEMOKRATİK YÖNETİMLER

“Ayrılma” anlamlı self determinasyon ise: Sömürgeci durumunda olmayan bağımsız bir ülkeden kopma anlamına” gelir. Özellikle 1960-1970’li yıllarda sömürgecilik sürecinin sona ermesiyle bu hakkın kullanımı gündeme gelmiştir. Bu nitelikteki self determinasyon hakkı, uluslararası düzeni ve halkların gündelik yaşamını alt-üst etme tehlikesi, sonu gelmez devletçikler kurulması kargaşası yaratacağı için teoride pek meşru görülmez. BM uygulamalarında ve pratik hayatta sömürge durumunda olmayan, bağımsız bir ülkeden kopma anlamında self determinasyon hakkının meşru görüldüğü tek bir istisna var: “demokrasi olmayan ülkelerde, ortak yaşamın halklar açısından artık çekilmez hale gelmesi durumudur. Bu minvalde BM Genel Kurulu 1970 tarihli 2625 sayılı kararında açık bir şekilde “self determinasyon ilkesine uyan ve ülkesinde yaşayan tüm halkı soy, inanç ve renk ayrımı yapmadan temsil eden bir yönetime sahip olan egemen ve bağımsız ülkelerin toprak bütünlüğüne ve siyasal birliğini kısmen ya da tamamen ortadan kaldıracak ya da tehlikeye sokmaya izin verecek ya da bunu teşvik edecek biçimde yorumlanamaz diyerek vatandaşları arasında ayrım yapmayan, demokratik ülkelere karşı ayrılma anlamında self determinasyon hakkının uygulanamayacağını belirtmiştir.

BÖLÜNMENİN PANZEHİRİ: TAM DEMOKRASİ

Kanada Yüksek Mahkemesi 20 Ağustos 1998 yılında Quebec Eyaletinin ayrılma isteklerine ilişkin aldığı kararda “ tek taraflı ayrılma ancak halkın kolonize edildiği ve baskı altında tutulduğu durumlarda olabilir. Bu baskı durumu ve antidemokratik uygulamalar da Quebec’de açıkça görülmemektedir. Tek taraflı ayrılma Kanada Anayasasına göre hukuki değildir. Ayrılma ancak Kanada Anayasasının değiştirilmesi ve diğer eyaletlerin de rızasıyla mümkün olabilir diye görüş belirtmiştir. Sonuç olarak; devletlerin sınırlarının kendi isteği dışında kural olarak değiştirilemeyeceği, devletlerin toprak bütünlüğünün korunması önceliği ve önemi uluslararası hukukta genel bir kuraldır. Halkların kendi kaderini tayin etme, bağımsız devlet kurma veya ayrılıp başka bir devlete bağlanma hakkının ancak sömürge devlet konumunda iken kural olaraksömürge halklarının hakkı olduğu” bunun dışındaki tek taraflı ayrılmaların kural olarak kabul görmediği, bunun da tek istisnasının ancak demokrasinin bulunmadığı,tüm halkların din, dil ve renk ayrımı yapılmadan yönetimde temsil edilmediği baskıcı ülkelerde ya da ülke anayasasının buna cevaz vermesi ve diğer halkların da rızasıyla ancak mümkün olabileceği yerleşik uluslararası hukuk kurallarından net bir şekilde anlaşılmaktadır. Yani ayrılık ve bölünmenin tek engeli ve panzehiri, “ülkede yaşayan tüm halklara din, dil, renk ve ırk ayrımı yapmadan temsil hakkı tanımak, tam anlamıyla demokratik bir hukuk devleti olmaktır. Bu Irak, Suriye, İngiltere, ispanya ve Türkiye için de aynen geçerli bir önermedir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.