Bu sözü de kim demiş hele? Ya da böyle beylik bir lafı kim edesi..? Hz. Mevlamna(ks)... Mevlana hazretleri şayet bugünleri görmüş olsaydı ya da onun zamanında “selfie” icat olunmuş olaydı böyle bir lâkonik sözü elbette zikretmezdi. Ama hiç şüpheniz olmasın zamane yakıştırıcıları yüzlerce galatı meşhur sözün yanına bu sözü de adeta sinsice zerk ederdi.  İyi de olurdu. Her ne kadar aşkın asitanesi, hele ki Şems’in göz aydınlığı olmuş Pir, zinhar böyle bir herzeyi sarf etmezdi desek de emin olun içi içini yer, bir şekilde zihinlerde infisaha neden olan şu “selfie” meselesini içinden geçirmeden edemezdi.

       Neden mi?

        Nedeni çok basit... Sayısız hikâye ve darbı meselden ibaret olan o meşhur mesnevisinde insanı kâmil olmanın anahtarını uzatan bu gönül insanı her ne kadar “Ne olursan ol yine gel” demişse de edebe mugayir olan hiçbir hale ve fiile rıza göstermemiştir de ondan. “Bir yaşıma daha girdim arkadaş, selfienin nesi edebe mugayir attırma tepemin tasını...” Hem bunun için en megapikselinden kamera ve de en afilisinden çubuk bile üretilmişken bu da nereden çıktı öyle ya?

      Şaka bir yana gerçek olan şu ki hepsi hepsi dört yıl evvel bir Oscar ödül töreni esnasında sunucu Ellen De Generes’in çektiği “selfie” ile başlayan bu saplantı, şimdilerde tedaviye ihtiyaç duyulan bir hastalık halini aldı. Saplantı diyorum çünkü -gözü kör olasıca ABD’nin- psikoloji üzerine faaliyet gösteren bir derneği (APA) bir kişinin kendi resmini selfi tarzında çekip defaatle sosyal medyada yayımlamasını bir ruhsal bozukluk olarak ilan etti. Dahası Social Psychology and Personality Science’de yayımlanan araştırmaya göre sık “selfie” çeken insanlarda bu durum narsisistlik ya da psikopatik kişilik eğilimi göstergesi olabileceği vurgulandı.

        Vay başıma gelen denilecek kadar ağır bir vaka ile karşı karşıya olsak da eminim birçoğunuz bu mühim meseleyi hadi canım sende ben bir yada iki kez çekerim tamam diyerek kulak arkası edecektir. Mühim bir mesele diyorum çünkü bu takıntılı ruh halimizin psikiyatrik bir durum olduğunu bildiğimiz halde yok sayacak oluşumuzdan çok bizi ahlaken, edeben aslında dinen ve sosyolojik olarak örseleyen bu selfi hadisesinin başımıza açtığı gizli beladır beni asıl düşündüren. Tamam hastalık boyutunda değiliz eyvallah. Fakat düne kadar gösteriş budalalığının tavan yaptığı sosyal ağlarda yediğimiz içtiğimiz ve ne yaptığımızdan çok üzerimiz giyinik de olsa artık kendi sıfatımızı ve tenimizle bir bedenimizi ifşa etmenin garabetine düştük haberimiz yok.

       Eee, ne olmuş sıfatımızı, suretimizi ezcümle tam ya da yarım cüssemizi beraberinde ense kökümüzün arkasında duran her ne varsa resm edip cümle âleme servis etmişsek? Ben söyleyeyim ne olduğunu. Psikologlar kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmanın obsesif kompülsif bir eğilim ve özgüven eksikliğini gidermenin bir yolu olarak tanımlasalar da “asıl mesele başka bambaşka.” Müslüman aileler/bireyler olarak giderek artan egomuz, biri birimizi farkında olmadan ayartıyor oluşumuz, kendimizi sinsice beğendirmeye, iltifat edilesi hale getirmeye çaba sarf edişimiz, olduğumuzdan farklı olanı gösterme gayretimiz, ihlasla yapılan onca şeye gaflete düşmüş halimizle riya ve gösteriş bulaştırıyor oluşumuz, kaybolan mahremiyetimiz, kendimizi önemserken farkında olmadan sıradanlaşan insanlığımız...

 

       İyi ama herkes yapıyor! Sorun da bu ya zaten. Toplumun kanaat önderleri, hacı-hocalar, din adamları, âlimler, tesettürlü tesettürsüz anneler, ablalar, bize yol gösteren ağabeyler, öğretmenler vs vs...

       Hele bi bakın bana Kabe’deyim dostlar... Dua ettim ablama, yengeme, enişteme yeminlen, aha bu adınızı yazdığım renkli küçük kâğıtta ispatı... Nasıl, terasta, bankta, araçta, bahçede kaba tabirle şorda şurda sizce de karımla, oğlumla, kızımla beraberken ki hallerimiz “mutluyuz”u ifade ediyor mu..? Görün hele benim gezdiğim, yüzdüğüm mekânı görün de ben nasıl sosyal, entelektüelim siz karar verin! Beni bir de yakından görün, görün de çillerimi, beneklerimi, kırışıklıklarımı siliveren makinem yüz hatlarımı nasılda güzel hale getiriverdi anlayın. Aldırdığım kaşlarımın, yeni renk attırdığım saçlarımla bir bütün oluşturuşunu bir de siz onaylayın isterim. Şöyle eşarbımın markasını öne gelecek şekilde –haberim yokmuş gibi yapıp- bir çekeyim de kıskansın bizimkiler!

    Daha neler neler... Yolda sokakta, köprüde, kafede etrafında kim var kim yok, büyük bilmez küçük bilmez, erkek milletinin dikkatini çeker miyiz çekmez miyiz demeden selfie çeken, kadınımız kızımız; beri tarafta huşu ile telefonun ön kamerasına kilitlenmiş, yakası bağrı açık delikanlımız, babamız, dayımız, amcamız. Bazen kendi efradı halimizle, bazen de eş dost akraba ve eşraf ile şeytanın bile aklına gelmeyecek o mış gibi hallerimizi, miş gibi yaşantılarımızı paranoyak olmuş imanımızın üzerine giydirip cam ekranlarda beğeniye sunuşumuz.

    Hepsi bir yana can pazarı yaşanan bir kaza, intihar vakası, yangın, sel anından tutunda hasta yatağında yatan, belki de ölüm döşeğinde son anlarını yaşayan dedemizle, nenemizle hele hele ameliyat masasında içi dışına çıkmış baygın haldeki hasta başında selfie çektirecek kadar sapıttığımızı da düşünürsek... Hele de işi gücü bırakıp ne yapsam, nerede yapsam, nasıl yapsam da çektiğim selfie paylaşınca herkeslerin dikkatini çeksin düşüncesi ile şuurumuzdan kısa süreliğine uzak kaldığımızı, yaşlı başlı adamlar olarak ergenler misali tavır sergilediğimizi o kadar ki bazen maymunluk yaptığımızı düşünürsek... Sahi bu görmezden geldiğimiz tatlı aymazlıklarımız, yeşil yalanlarımız, sahte gülücüklerimiz, inciden, elmastan ve de altından daha değerli mahremiyetimizi beş para edip ayaklar altına alışımız ahlakımızın, itikadımızın, akidemizin, iffet ve haysiyetimizin, bittabi fıtratımızın su aldığına ve giderek hep birlikte batıyor oluşumuza delalet değil de nedir?

   Bütün bunları okuyup hadi lan oradan der gibi bakanlara diyeceğim tek bir şey var. O da açın sosyal medyayı ve başlayın insanların ne hallerde olduğunu seyre. Sonra gördükleriniz hala normal geliyorsa bir psikiyatri doktorundan sıra alın derim.

    

     İşte bu yüzden Mevlana hazretleri bugünleri görseydi eminim “Ne olursan ol yine gel, gel amma sen sen ol ne benimle, ne ev ahalisinden birileriyle ne de semazenlerimden birisiyle hırkalı, hırkasız, sikkeli sikkesiz, tennureli tennuresiz omzumuza, çiğinimize yamışarak selfi çekmeyi düşünme” derdi. Derdi, “Çünkü bizim dergâhımız, hanemiz, tekkemiz hülasa kapımız ümitsizlik kapısı olmadığı kadar gösteriş ve alım-çalım kapısı da değildir, varın siz ayıbınızı başka kapıda ifşa edin” derdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624