İnsandır yazılmış en güzel şiir. Hem de ilk ve son nüshası arasında hiçbir fark olmayan. Böyle bir şiir bir daha yazılmayacak. Bütün zamanlarda yüceliğini ve geçerliliğini koruyacak.

Sonra bu şiir aynaların karşısına geçer. Kendini görür orada. Hayretinden bir şeyler diline dökülür. Bunun da adı şiirin şiiri olur.

İnsanın mükemmel yaratılışı, bu şiirin konusu olur. Uzun bir müddet insan bununla meşgul kalır. Yazdığı bütün şiirlerinde kendisinin bu şiirsel yaratılışı kalemine hayat verir. Asırlar böyle geçer. Bu durumu Şeyh Galip şöyle özetler:

Hoşça bak zatına ki zübde-i alemsin sen

Merdûm-ı dide-i ekvân olan âdemsin sen

Binaenaleyh insanın zatı ve cevheri bizzat, sıfat ve arazı dolaylı güzel olarak algılanır. Şiirin şiiri bu dolaylı güzellerdendir. Bu güzelin kelamının güzelliği ve sözünün kısalığı bir müddet iyi gelir beşeriyete. Estetik düşüncesi ve hayretteki hayranlığı şiir olarak damıtılır. Hikmet olarak iz bırakır hafızalarda. Bu hikmet, varlığın ne yaptığından çok nasıl yapıldığıyla ilgilendiği için hep aranır olur pek çok zamanda.

Sonra şiirin konusu insanın yaratılışından yaptıklarına kayar. Estetik düşünce yerini şiirde kaybeder. Ama yine de şiir yaşamaya devam eder. Bir müddet daha şiir medeniyeti nazmın kurallarına uyarak varlık gösterir. Hatta bu durumda da güzel şiirler insanın ilhamına kaynaklık ediverir.

Vaktaki zamanın ibresi 17’nci asra vurur. Yazı medeniyeti doğu ve batı diye ikiye ayrılır. Batı neredeyse şiiri tamamen medeniyetinden kovar. Orada artık bir roman edebiyatı konuşulur. İnsandan ziyade insanın eylemleri yazının konusudur. Artık bir evrensel insan medeniyetinin tefekküründen çok bir yerel insan eyleminin trajedileri edebiyatın asıl vakasıdır. İnsandan sudûr eden eylemler bi-perde ve bi-edep bir kalemle batının kanonu oluverir. Bütün bunlar roman diye insanlığa sunulur. Batı, roman edebiyatına mahkum olur. Sanat adıyla bütün arzuların ağzının suyunun aktığı yerdir burası. Şiir yaşasın diye direnir filozofundan erdemli sanatkarına kadar herkes. İpin ucu kaçmıştır bir kez.

Lakin doğu şiir medeniyetini sürdürür. Ta 19’ncu asırda batı ile temas edene kadar. Romanın esintisini hissedene kadar. Ve o esintinin bir kurtuluş olduğu zehabına kapılana kadar. Buna rağmen doğu medeniyeti yine şiirle devam der. Bu bağlamda büyük bir savaşın başlayacağı hissedilse dahi. Çünkü insanın mükerremliği, doğudaki şairde bir an da olsa anlamını yitirmemiştir.

20. yüzyıla gelince artık insanın eylemleri baskın bir şekilde öne çıkar. Doğu-batı düalizmiyle insan medeniyetinin estetik yazı konusu sona erer. Seküler insan tipi hakim olur yazının ruhuna. Bu durumun en trajik sunum alanı da roman olarak çıkar karşımıza. Şiir medeniyeti de yavaş yavaş değil hızlıca perdelere bürünür ve sırra kadem basar. Artık insanın yaratılış güzelliğindeki şiirselliğinden çok eylemsel kompleksliği romansal sunumla yazılır. Yıkımı, istilası, esareti, cahil cesareti, libidosu, iğdiş edilmişliği, sömürücülüğü, kolonyal duruşu, denetimsiz arzuları, anksiyetel durumları, şizofrenik halleri, ırkçı eylemleri, benlik sapmaları, ego durumları, sahildeki dağınık halleri ve karadaki dövüşmeleri, kadının bütün bedensel köle olma durumları, özgürlük adına kapitalizmin sürekli esir aldığı seküler insan tipleri, feminizm adına kadının piyasanın en değersiz ve cazip metaı haline getirilmesi, üretim adı altında insanın makinalaştırılması, cinsiyet farkının en adaletsiz eşitlikçi olarak sunulması, namus ve töre adına insan eylemlerinin en namussuzunun yazılması, inancın ve kadim değerlerin yok sayılması, nefret-iftira ve ihtirasın normalleştirilmesi, maskaralaşan, mağazalarda dolaşan ve marka tutkunu olan, okuduğu romanlarla ekranların kölesi olan insan yazılır artık romanlarda. Aşk dönüşmüştür hazza. İffet kaldırılmıştır kaf dağının arkasına. Hürriyet ve özgürlük adına bütün mahrem noktalar ihlal edilir. İnsanın değeri etten ve kemikten ibarettir bu yazın türünde.

Evet şiirin konusu olan insan medeniyeti, yerini romanın konusu olan insan rezaletine bırakır artık. Çünkü en son ve en güzel şiir olan insanın tefekküründen ziyade eylemlerinin konuşulduğu çağdayız. Ne yazılan en güzel şiir konuşulur, ne de onun şairi. Kirlenen ve bozulan aynalarda kaybolur. Bir daha bulamaz o kadim halini.

Şiir medeniyeti kaybolunca, roman edebiyatı hakim olur bütün alana. Ve insan artık güzellikleriyle değil çirkinlikleriyle yazılır romanlarda. İster bireysel, ister toplumsal olsun. Ne yazık ki yazın aynalarında yansıyan insanlık medeniyetinin şiiri değil romansal çirkinlikleridir. Bunları yazanlar ve okuyanlar ise her tarafta medeniler olarak aleme takdim edilir. Ve medeniliğin adı da roman okuyuculuğu oluverir.

Eflatun, Devlet’inden ısrarla kovarken sanatkarı ne kadar da haklıymış. Aristo büyük bir endişeyle davet ederken onu, zaman onun şüphelerini boşa çıkarmamış. İnsanın mahreminin en büyük ihlalcisi olan romana karşı daha niceleri tavır takınmış. Sanatkarlar bilhassa bediiyatı ortaya koyan estetik sanatkarlar bu endişeler muvacehesinde şiir vadisinde çok dikkatle yol almış. Güzeli ve ardındaki güzelliği ortaya koyarken bütün ontolojinin hukukunu ortaya koyan bir epistemoloji ve her hukuku ortaya koyan bir aksiyoloji yolunda gitmişler. Bu vadinin taklidi güzelliğini ilk ihlal eden romanlar oldu. Aydınlanma adına her türlü hukuksuzluğu ve çirkinliği mubah kıldı. İnsanı istediğim gibi anlatırım hürriyetiyle sefahat ve kaotik haller sürekli serişte edildi.

Bu had bilmez serbestiliğin sonucunda -her devrim kendi çocuklarının başını yer- kaziyesiyle romanın da başı alındı.

Herkesin baş ucundan uzaklaşınca şiir mecmuaları yerini aldı roman nüshaları derken. Son raddede buna da razıyız emelindeyken. Artık roman baş üstünden ayak altına indi. Yerini telefonlar aldı.

İnsanlık yeniden kadim medeniyetine dönmek ve en güzel şiir olan insanı yeniden okumak istiyor gerçekten.

O zaman acilen şiir medeniyetine dönülmelidir. Roman edebiyatı da tasaffi ederek yeni estetik ameliyeler geçirmelidir. İkisi beraber tekrar en güzel şiir olan insanın nasıllığını ortaya koymalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2018-02-02 19:37:43

İnançlı bir kişi dilinden sorumlu olduğu gibi, mesleğini icra eden de mesleğinden, yazar da kaleminden sorumludur. Bizler inancımızı yaşar ve meslegimizede yansıtırız inşAllah.

Avatar
Aydın saygılı 2018-02-03 11:26:31

Sizin gibilerin yazılarını okudukça Allah a şükrediyom mevlam sayılarınızı arttırsın Allah razı olsun yolunuzu açık etsin amin amin amin Allah a emanet olun

Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2018-02-03 00:07:44

yazarımızın kalemine ve gönlüne sağlık.

Avatar
Ramazan Demir. 2018-02-03 18:22:33

"türkiye'de şi̇ir çi̇ngene ruhlulara kaldı" dedi̇ i̇smet özel, ki̇mse haşir demedi̇. roman da 'roman' ruhlulara kaldı... selam i̇le...

banner623

banner624