Portekizli Jose Saramago, gerçekten çok ilginçtir ve günümüz insanlığının sorunlarına değen romanlarıyla hep hoşuma gitmiştir. Özellikle “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş” ve “İsa’ya Göre İncil” kitapları benim için ayrıca önemli. Kendisi fakir bir ailenin çocuğu olarak zor şartlar altında yetişmiş ve belki de bu başarısı hayatta yaşadığı zorluklarla ilintili.

Benim en çok sevdiğim yönü, ciddi bir sorgulayıcı olması; eserlerinde faşizmden tutun da gündelik hayatta insana değen tüm olgulara değiniler var. Ayrıca Saramago okuyunca eşyaya tekrar bakmaya başlıyorsunuz ve hatta eşyayı hareket eden varlıklar olarak yeniden değerlendiriyorsunuz.

 İlginç eserlerinden birisi de “Mızraklar, Mızraklar Tüfekler, Tüfekler” isimli aslında yarım kalmış bir çalışması. Ömrünün sonuna doğru yazdığı bu romana ait tuttuğu notlar ve hatta romanı bitirip bitiremeyeceğine dair tereddütleri bence çalışmayı daha da değerli hale getiriyor. Eserin sonuna yazılmış Saramago’yu tanıyan kişilerin değerlendirmeleri de ayrıca zevkle okunmaya değer.

Bu çalışması şu önemli soruya bir cevap arıyordur: “Silah sanayi niçin grev yapmaz?” Evet, özellikle içinde yaşadığımız dünya ve aktüel durumlar göz önüne alındığında onu besleyen başka soruların eşliğinde sorulması gereken bir soru. Tüm ülkelerin toplamda silahlara yaptığı yatırımlar, tehditler, bölgesel çatışmalar ve hızlanan silah satışları. En nihayetinde ülkeler kendi uhdelerinde yaşayan insanların asgari geçim standartını sağlamak üzere refah üretmeleri gerekirken, silah bir numaralı yerini hep korumaktadır.

Amerika yakın zamanlarda Kore ile bu sebeple bazı çatışmalar yaşamadı mı? Tam da bu gece Nükleer silah meselesi sebebiyle İran’a ambargo uygulamaya başlamadı mı? Bölgesel ve evrensel çatışma tehditleri sebebiyle ülkeler bir yandan yeni güç dengeleri oluşturarak kutuplaşma, diğer yandan silah depolayarak hazırlıklı olma gayretindeler. Ne zamandan beri? Açıkçası özellikle son dönemlerde sürekli.

Aslında bu belirttiğimiz husus, daha önce yaptığımız farklı tartışma konularının kavşağında yer alıyor. Bir boyutu, boyunduruk altına almanın, köleleştirmenin giderek yoğunlaştığı ve şiddetlendiği bir durumu yaşıyoruz. Dünya küreselleştikçe toplu olarak insan kitlelerine boyun eğdirecek formülasyonlar aranıyor. Postmodern perspektifin başarısı, bunu açıkça şiddete başvurmadan halletmektir. Tüketim toplumu ve tüketim kültürü oluşturarak yaratılan yeni gerçeklik içinde insanı sadece yaratılan yeni gerçeklik evrenin içinde tutmak. Bu, büyük oranda başarılıyor. Yani tükettiğiniz, hayatınızı tüketime hasrettiğiniz sürece bir sorun yok.

Hatta bunu idame ettiren ek politikalar da uygulanır. Geçen haftaki yazımızda bahsettiğimiz ilaç sanayi ve toplumun ilaçlarla güdülmesi. İlaçla yönetim de, en az silahlar kadar önemli. Bu anlamda biz de Saramago’ya katkıda bulunarak bir soru daha ekleyelim; “İlaç sanayi nasıl bir yönetim sağlamaktadır?” Gerçekten neyin hastalık ve problem olduğuna karar veren mekanizmalar toplumun önemli bir kısmını da psikiyatrik ilaç kullanması gereken insanlar olarak tanımlamıyorlar mı? Peki bu, küresel bir dünyayı bir başka biçimde yönetmek değil mi?

İşte tüm mekanizmaların yetersiz kaldığı yerde, ülkeleri ve toplumları hizaya getirmenin önemli aracı artık silahlar oluyor. Baudrillard’ın deyişine uyarlarsak, silahların patlama ihtimalinin sürekli yüksek düzeyde alarmla verildiği bir dünyada, silah sanayi de sömürünün ve gücün bir parçası olarak işleyecektir. Sonuç, güce tapılan bir dünyayı yeniden onamaktır. Halbuki bizim en başta itiraz etmemiz gereken dünya ve mentalite budur.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624