Geçtiğimiz hafta Cihanın öte yakasını anlatmış. Ve öte yakada kalan Simurg masalını anlatacağımızı söylemiştik. Bu masalı en çok Feridüddin Attar güzelce dile getirmişti. Bu yüzden “Cihanın Öte Yakasını” Attar ve eserleri için de çok seviyoruz. Simurg gibi diğer başka nedenlerimiz daha var bu yakayı sevmek için.

Cihanın Öte Yakasında Simurg ne yapmıştı bakalım.

Simurg yani otuz kuş bu yakada hep uçtular… Neydi o hikâye, ne güzel dinlerdik:

“Efsaneye göre, kuşlar, sultanları Simurg’u bulmak üzere toplanıp yola çıkarlar bir gün… Yol uzun, yolculuk zorludur. Aşk denizinden geçerler önce… Ayrılık vadisinden uçarlar. Hırs Ovası’nı aşıp Kıskançlık Gölü’ne saparlar. Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalar, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopar sürüden… Kimi hırslanıp düşer ovaya, kimi kıskanıp batar göle...Yolculuk bittiğinde, Kaf Dağı’nın ardına sadece otuz kuş varabilmiştir. Sultanları Simurg’u bulamazlar orada… Sonunda sırrı, kelimeler çözer: Farsça “si”, “otuz” demek, “murg” ise “kuş” demektir. Otuz kuş anlar ki aradıkları sultan, kendileridir. Ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur…”

Cihanın öte yakasında gerçek devrimci Samed Behrengi ve Küçük Kara Balık hikayesi için de sevilir. Ülkemizde sayısız tercümeleri yapıldı. Onlarca tercümanı bu hikâyeyin. Samed Behrengi’yi beğenmeyenler, Sadık Hidayet ve Kör Baykuş romanını beğenmişlerdir.

Kör Baykuş romanı, sessizce katlanılan bir acının ifadesi. Orada cihanın öte yakasını anlatan “Butimar” adlı bir kuş var. Butimar, İran mitolojisinde deniz kıyısına çöker, denizin bir gün kuruyacağını düşünür ve bu tasası yüzünden su içmezmiş. İnsanları da böyle anlatır. Bu dünyada kelimelerle var olan insanlara anlam veremez. Susmak, belki insana sunulmuş en büyük ödüldür Hidayet için. Hidayet de İran kıyılarına bir gölge gibi çökmüş ve derin derin susmuş. Bir Butimar gibi... Kör Baykuş, 1977 yılında Behçet Necatigil tarafından Türkçeye çevrilmişti.

Cihanın öte yakasında İsfahan var. Dönüp dolaşıyor ve bütün yollarımız İsfahan’a çıkıyor. Bu şehri Büyük Selçukluların kurucusu Tuğrul Bey 1047 yılında başkent yapınca Nişabur’dan ünlü gök bilimci, matematikçi ve şair Ömer Hayyam gelir yardıma. Daha sonra Hemedan’dan doğunun en büyük tabibi İbni Sina gelir İsfahan’a. Melikşah dönemi Selçukluların en görkemli dönemidir. Ve en son imzayı Nizamülmülk atar. O, İsfahan’da kurduğu ilk Nizamiye medresesinden sonra Bağdat’a en büyük medresesini inşa eder. Burada ise ilk dersi veren dönemin en büyük fıkıh alimi Ebu İshak Şirazî idi.

Bu İsfahan, İsfahan iken ve Nakş-ı Cihan da en görkemli meydan iken Büyük Selçuklular Anadolu’ya gelir. Burada Anadolu Selçukluları devletini kurar. Daha sonra küllerinden Osmanlı çıkar ve Avrupa içlerine kadar İslam medeniyetinin imzasını atılır. Cihanın öte yakası bu yakanın aksülamelidir desek haksız sayılmayız elbet.

Köreltici ve indirgemeci modernist Batı, hep bu öte yakayı gri gösterdi. Oysa onlar, gözlerdeki kataraklığı bizden önce giderip, sağanak yağmurlar halinde buralara yağdı. Şimdi bu öte yaka bu modernist Batının sağanak yağışlarına karşı ıslanmamaya çalışıyor...

Cihanın öte yakasında biraz kuzeye çıktım. Elborz sıra dağlarından Tahran’a baktım. Bu sıra dağlarının en yüksek dağına Devamend Dağı ki burada klasik edebiyatımızda bahsedilen Demirci Kava, Feridün ve Dahhak’ın mücadelesini hatırladım.

En son… Cihanın öte yakası Aşık Garip’in coğrafyası değil miydi?


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.