Doğrudur, Alman İmparatorluğu bizimkinden yirmi yıl sonra yerle bir olduğu halde bizden altmış yıl önce toparlandı. Bünye meselesi olsa, yıkımdan önce en az onlar kadar biz de kuvvetliydik. Bizim bağışıklık sistemimiz onlarınkinden daha güçlüydü hatta. Peki ama neden, birinci fırtınanın hemen ardından ikincisinin de yere serdiği bir topluluk ayağa kalkıp şahlandığı halde, öteki, yani bizimki o büyük fırtınanın ardından dökülen filizlerini yeniden toplayamadı, kırılan dallarını onaramadı… Sebebi çok açık: Onların sadece şehirleri ve evleri yıkıldı bizimse inançlarımız ve düşüncelerimiz tarumar oldu…

Ruh tamiri her zaman beden tamirinden zordur. Duvarları yıkılan, çatısı çöken mekanları belli bir zaman diliminde, belki eskisinden çok daha iyi hale getirebilirsiniz ama bulanıklaşan inançları, istikametini yitiren düşünceleri tamir için nesiller gerekir. İnançsızlığı inanca tahvil etmek, kanseri iyileştirmekten daha kolay değildir. Ruhun hastalıklarını teşhis de zordur üstelik ve hastalık iyileşse bile, nekahet evresine ihtiyaç var ve nekahet geçse bile toparlanmaya, kuvvet bulmaya ihtiyaç var. Kuvvet içinse, hastalığa derman olacak merheme, merhemlere…

Cumhuriyet, filizkıran fırtınasının ardından bir yeşermeyi ifade eder. Güçlü, kuvvetli, damarlar iri bir gövdenin yüzeyinden fışkıran orantısız bir dal gibidir. Kendini onarması ve kökü ile gövdesine muvazi bir gelişme göstermesi için geriden gelen usareyi sonuna kadar emmesi, her daim didinmesi gerekirdi. Olmadı. Geçmişle hesaplaşma, dalı yukarı taşımanın aracına dönüşmek yerine ha bire kökünü kurutmaya yönelik kısır bir arayışa dönüştü. Sonuç: Geçmişi inkar, maneviyatı inkar, değeri inkar… Darbelerle harabiyeti zevke dönüştürmüş bir siyasal tarihin getirip bıraktığı koca bir asır geride kaldı. Her gelenin inşaata yeni bir tuğla koyduğu bina gibi tahayyül edilmesi gelen ülke, birinin yaptığını ötekinin yıktığı bir müsamere alanına dönüştü göz göre göre…

Şimdiyse bir yerden başlama zamanı… Sorunlar ortada: İnançsızlık, istikametsizlik, yöntemsizlik, felsefesizlik, teorisizlik, tembellik, benmerkezcilik, çıkarcılık, fırsatçılık, umarsızlık, karakter aşınımından kaynaklı sayısız sosyal hastalık… Organlarının çoğunun çürüdüğü devasa bir beden ve onun kahrıyla ayakta kalmaya çalışan bir beyin gibiyiz…

Siyasetin, bürokrasinin ve genel olarak kolektif şuurun omurgasına yerleşip bir ilik gibi bütün organizmayı dolaşan en habis ur, Batı medeniyetinin eksik kalmış taraflarını yine onun gittiği yönde tamir etme içgüdüsü ve performansıdır. En tepeden başlayarak aşağılara doğru dalga dalga yayılan bu ‘eksik kalmış olanı tamamlama’ açlık ve iştihası, bir yönüyle karşı duramadığın şeyin hızlıca parçasına dönme, karşı durman gerekenin kendisi olma yanılgısıdır. Bu kolektif bir karakter aşınmasıdır. Bu; özel, tüzel, genel ve teferruata özgü her türden yaklaşımda daha başlangıçta yanlış tarafa bakmaktan, yanlış yöne gitmekten kaynaklı bir pörsümedir. Bu, ağrının sinyal verdiği hastalığı derinlerde aramak ve sebebini bulmak yerine kısa yoldan bir ağrı kesiciyle geçici süreliğine gevşeme, hastalığı daha derinlere yayarak bünyeyi topyekun imha hareketinden başka bir şey değildir. Siyaset başta olmak üzere devletin bütün kurumları derhal bu yanlıştan vazgeçmeli ve Batı’dan girmiş sosyal virüslerin her türüne karşı yine Batı sosyal bilim çarelerine başvurmaktan imtina etmelidir. Türkiye örneğinde bu, Ak Parti iktidarları döneminde bütün büyük çabalara, bütün özverili gayretlere rağmen, nüfus artışına bağlı olarak bir taraftan istihdam darlığı artarken diğer taraftan bu darlığın yaratacağı olası krizleri önleme potansiyeli bulunan geleneksel bağların hızlıca gevşemesi, hatta kopmasıdır. Her geçen gün aileyi oluşturan bireyler arasındaki çalışan insan sayısı azalmakta, buna karşın çalışanların çalışmayanlara yönelik yapıcı yaklaşımları buharlaşmaktadır. Bir zamanlar, bir ailede çalışan sayısı onda bir, onda iki iken, bu bile o aileyi madden ayakta durmaya yetiyordu. Çünkü o bir yahut iki çalışan, elde ettiklerini geriye kalanlarla paylaşmayı doğuştan gelen manevi bir refleksle gönül rahatlığı içinde paylaşıyordu. Oysa çalışanların çalışmayanlara oranı yerinde saysa bile artık aramızdaki çalışanlar, çalışmayanlara ‘paylaşım alanını’ gittikçe daha çok kapatmakta, böylece toplumun bütün katmanlarındaki kapalı devre işleyen tesanüt duygusu yok olmaktadır. En az istihdamın genişletilmesi kadar, arzunun dizginlenmesi ve elindekiyle yetinme duygusunun yeniden beslenmesi de önemlidir. Ekonomiyi büyültürken yüreği küçültmemelidir. Ekonomik anlamda bizi bekleyen en büyük kriz bencilliği kışkırtılmış ve egosunun freni patlamış bireylerin oluşturduğu bir toplumda yeni iş alanları açamamak değil, var olanı paylaşmayı bilmemekten kaynaklanır.

Bu bir toplum mühendisliği çalışması değildir; bu Türkiye’den başlayarak dünyaya yayılması umulan yeni bir insani özü keşfetmek, kirlenmiş suya yeni bir kaynak temin etmek demektir ve bu yeni kaynağın yeri bellidir: Siyasetin ne yapıp edip Müslüman ile İslam arasındaki makas aralığını daraltması, insan profilini ideal bir çerçeveye oturtması gerekmektedir. Siyasetin ne yapıp edip siyaset dışı mekanizmaları devreye sokarak ülkeye yeni bir teneffüs atmosferi taşıması gerekmektedir. Görünür en büyük felaket budur: Düşmanı olduğun şeyin kendisine dönüşmek… Paylaşmayı istemek ama başkalarının paylaşmasını ummak; adaleti istemek ama kendisi adil olamamak; Hakkı tavsiye etmek ama kendisi haklıdan yana duramamak; zulmü kınamak ama onu ortadan kaldırmak için harekete geçememek; inanmak ama inandıklarını pratiğe dönüştürememek… Kitab’ı yüzünden okumakla onu yanlış anlamak bir yerde buluşuyor: Bireyleri, toplumu ve kurumları derhal inanmaya, inandığını yapmaya, yaptığını daha iyi yapmaya motive edecek yeni bir rüzgara, artık derinlerde kökleşmiş kirli yosunları dışarı atacak ciddi bir dalgaya ihtiyaç var.

Yanlışı gördüğümüzde değil, gördüğümüz an müdahale etme gücünü kendimizde bulduğumuzda ve hareket ettiğimiz anda kaybedeceklerimizi göğüslemeye hazır olduğumuzda yolumuzun doğruluğundan emin olabiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner624