Aile; iç huzurunu yakalamış, kendisi ve birebir muhatap olduğu kişilerle problemi olmayan sağlıklı bireylerin nikah akdi akabinde birbirlerinden her konuda destek almasıdır. Birbirlerinin örtüleri olması, aile mahremiyetinin korunması ve hayırlarda yarışarak birbirlerini mutlu etmesi sanatıdır.

Biri üzülünce diğerinin daha çok üzüldüğü, biri gidince diğerinin yarım kalması halidir.

Evlenen insan, fırtınalı hayat denizinde güvenli bir limana sığınacak, durulacak, kalbindeki açlığı giderecek, sevdiğine acıyarak sükûnete erecektir. Bu muhabbet ve merhamet ortamından oluşan meyveler de o eve neşe katacak, bu neşeye tanık olan ebeveynler de huzurun artması için ellerini Mevla’ya açacaklardır.

Evliliğe baş koymuş her bireyin öncelikle bu gerçeği kabul etmesi gerek. Artık yalnız bir hayat yaşamayacak. Evlilik demek sorumluluk demek. Hele de evlenen bir erkek ise yönetime baş koyması, idare etmesini çok iyi öğrenmesi demek. Usullerini ve nasıllığını çok iyi bilmesi demek. Zira düşünür Montaigne’in tabiri ile “Evi yönetmek devleti idare etmekten zordur.”

Bundan dolayıdır ki; duygular ve kişilik evlilik öncesi oturmalıdır. Sevgiler ve sevinçler doğru ifade edilmelidir. İnsanın içindeki nefret, kin, haset gibi kötü duygular bastırılmalı, şefkat ile merhamet arasında dengeyi kurulmalıdır. Hata yaptığı zaman özürler dilenmeli, güzelliklere karşı da kör ve sağır olunmamalı, teşekkürler edilmelidir.

Sorumluklar da sınırlarda bellidir. Sorumluluğunun farkında olup, sınırlarını gözeten her birey için evlilik cennet bahçesidir. Aksi takdirde evliliğin cehennem çukurundan bir çukur olması kaçınılmazdır.

Aceleciliklerin ve gereksiz kıskançlıkların sonucunda ömürler baharlarında kışı görmekte, açmamış gonca güller solmakta, meyveye duran ağaçlar yıkılmakta, gözlerden akan yaşlar sel olmaktadır.

İnsanoğlunun tekrarı olmayan dünyasını güzelliklerle doldurması gerekirken, güzelliklerin her birini tek tek tatması gerekirken hayatı kendine çekilmez kılmakta, kendisi mutlu olmayınca batsın bu dünya diyebilmektedir.

Halbuki kişinin hayatında DENGE ve İSTİKRAR yoksa evliliğinde huzur yoktur. Evliliğinde huzuru yakalayamayan beyler ve hanımlar da huzuru başka adreslerde aramaya yönelmektedir.

Ne istediklerimizi sorgulamalı ve isteğimize odaklanmalıyız. Nerede hata yaptığımızı, neden bütün aksiliklerin üst üste geldiğini düşünmeliyiz. Geri dönüşümü olmayan dünyada mutsuzluk, yanılma, kaybetme gibi şansımız yok. Kazanmalı, yanılmamalı, kaybetmemeliyiz.

Bütün sorunların üstesinden ancak kendimiz geleceğiz. Kesinlikle bilmeliyiz ki; her insan düştüğü yerden kalkacak ve derdine derman olan neyse onu bulacak ve onunla tedavi olacaktır.

Hayat boşluk kabul etmez. Boşluğun olduğu yerde kaos vardır. Kaos ortamları yağmaların olduğu, her yerin talan edildiği, krizlerin yaşandığı ortamlardır. Bütün krizler içlerinde sıçrayışları yani fırsatları saklar.

Fırsatlar değerlendirmek içindir. Her değerlendirilmeyen fırsat hüsran olarak geri dönecektir. Yaşanmamış her an acı olarak içinde kalacak, keş ‘kelere, ah ‘lara boğacaktır. Zamanın bu kadar hızlı geçtiği şu zaman diliminde kaybedecek neyimiz kalmıştır ki?

Artık iki elimizin arasına başımızı alıp “acaba bu gidişata nasıl dur diyebilirim? Yaşanan onca acılara nasıl merhem olabilirim? Yaptığım hataları nasıl telafi edebilirim? Kırdığım gönülleri nasıl alabilirim? “ sorularına cevaplarımızı vermeliyiz.

Aksi takdirde geçmişin acısıyla yanacak, geleceği korkusuyla donacak, anı yaşayamamanın verdiği sıkıntı ile baş başa kalacağız.

Samimi olmalıyız. Doğrularımızı ve ne yapmamız gerektiğini belirledikten sonra istikrarlı bir şekilde hayata devam etmeliyiz. Değiştirmek istemeden, değişime açık olarak, beklentileri en aza indirerek gelecek günlere adım atmalıyız.

Bizler Allah’tan gelen her hayra talip olmuş, cennetteki en güzel köşklere girmek isteyen, Rahman’ın vaadine gönülden iman etmiş müminleriz. Gönülden teslim olan Allah Resulü örneğimizdir.

“Sizin en hayırlınız ehline en faydalı olandır. Ben de sizin en hayırlınızım.”


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sibel Çetiner 2017-11-10 09:55:57

Yazdıklarınıza yürekten katılıyorum ancak insan yirmi yaşındayken kırk yaş olgunluğuna eremiyor ve seçmeyi bilmiyor evlenmek içinde kırk yaşına kadar beklerse bi çok şey için geç olabilir...Sanırım ailesi bile seçse en doğruyu bulamayabilir evliliklerde seçme hakkı verilsede ilerde ne olacağı belli değil iyi görünür kötü çıkar yanlış görünür iyi çıkar.