Ya sabır! Deyip yola koyulmuştu Sabri Hoca. Onun için yol sabırdı.  Hele direksiyonun başında olmak kolay değil. Yolculuk direksiyonda değil sürücünün en uzağındaki koltukta güzeldi, diyordu. Bu sefer ne kendisinden başka arabayı sürecek ne de bunları düşünecek vakti vardı. Bu sefer, afasını dinleyebilecek bir mekâna varacaktı.

Gecenin yorgun ışıkları onu ve ailesini bu eski şehirden uğurlamıştı. Gideceği menzil, şehirlerinden dört saat uzaklıkta idi. Sabahın ilk ışıklarıyla bu beldeye varmak için erkenden yola çıkmışlardı. Yolculuk çabuk sürmüş, dört saat sanki kısalmıştı. Sabahın sekizinde buraya varmışlardı.

Burası, istirahat için tebdil-i mekân için ideal bir yerdi. Şehrin gürültüsünden, kavgasından, trafiğinden hatta sıcağından uzaklaşmak da vardı düşüncesinde. Bu dağ havası ve nehir esintisi taşıyan belde, Sabri Hocaya derin düşüncelere gark etmek için yeterdi.

 Sabri hoca tatili pek sevmezdi. Hem kavramsal hem de eylemsel olarak ataleti, tembelliği, tüketimi çağrıştırdığı için Sabri Hoca tarafından pek sevilmezdi. Hatta hoca, yanına okumak için kitaplar almış. Yeni yazacağı kitabın notlarını da getirmişti.  Bu nedenle tatile nereye gidiyorsunuz hocam dediklerinde

-Ben tatile gitmem, dinlenmeye, düşünmeye ve yeni öğretim yılında öğrencilerime yeni bir şeyler söylemeye gidiyorum.

Sabri Hocanın bu düşüncesi, Mevlânâ’nın Yeniliğe Doğru adlı şiirinden destek alıyordu.

Yeniliğe Doğru

Her gün bir yerden geçmek ne iyi.

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Dünle beraber gitti, cancağzım

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Bir köy evi daha doğrusu bir dağ evine varmışlardı. Kısmen de olsa betondan korunmuş bu evin önüne gelmişlerdi. Köyün girişinde köy muhtarının evi vardı. Evin anahtarı Muhtar amcada olurdu. Evin sahibi ise şehirde oturuyordu. Sabri Hoca ile dostluğu vardı ev sahibinin.

 Sıcak bir şehirden sisleri çökmüş bir dağ köyüne varmak bu yaz vakti hazine bulmaya eş değerdi. Ama nasıl bir sis! Sanki fırçasını süt beyaz renge daldırıp tuvale vuran bir ressamın tablosuydu karşısındaki manzara. Çitler, taze taze ağaç yaprakları, sarmaşıklar onları karşılamıştı.  İki katlı olan bu evin üst katında kuş takaları, seki ile bitişik yerde ise büyük bir kümes vardı. Anlaşılan o ki ev sahibi ailesiyle beraber köyden uzakta yaşasa da sığınılacak son kale olarak bu evi görüyordu. Böyle bir ev, Sabri Hoca için de gerekliydi. Ama bu nasıl olabilirdi ki. Ancak emeklilik yıllarında böyle bir plan yapabilirdi. Şimdilik on gün kalacak ve bu on gün zarfında kendince bazı planlar yapacaktı.

Evin üst katı misafirler için döşenmişti. Sabri Hoca, üç odası bulunan üst katın büyükçe bir tahta masası olan odayı ders çalışma ve okuma odası, diğer sobalı odaları da ailesi için düzenledi. Sobalı odalarda soba da vardı ve sobalar yanıyordu. Dağ esintisi soğuk havayı da burada barındırıyordu. Sıcak bir iklimden soğuk bir iklime, sıcak hayallerden soğuk hayallere dalmıştı Sabri Hoca.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624