Sohrab Sipehri’nin Rengin Ölümü (Merg-i Renk) kitabını imzalayıp bize hediye eden Ali Güzelyüz Hocama ve daima Sohrap Sipehri’nin  şiiri ile resmi arasındaki güzellikleri anlatan Ressam Roya Sadekhi Hanım Efendiye ithaftır.  

Sohrab,

İkinci kez gelişimdir Kaşan’a. Yüreğim bir yana şiirlerin bir yana. Beni buraya getiren  ehl-i Kâşân’em deyişindi. Suyun Ayak Sesini Burucerdler evindeki aşk havuzuna bakarken mi yazmıştın bu şiiri. Aşkı hem yazdın hem de resmettin. Sadece kağıtlara değil. Kalblere de nakşettin.  Burucerdler evinde ayak bastığın her yerde Halı tüccarı Burucerd’in sevdiği kız için on sekiz yıl içinde yaptığı muhteşem bir mimari var.

Sohrab, 

Sen ki bu mimari yapıyı görmeden yazamazdın bu şiiri. Yani Ehl-i Kâşân’em diyemezdin. Sana bu şiiri yazdıran aşk idi. Meydan ve firuze havuz ve bin bir çiçeğiyle dans eden aşıkların bahçesinde yazmıştın bu şiiri. İlk mısraları şöyleydi.

Kâşân’lıyım

Hâlim fena değil

Bir parça ekmeğim var, biraz aklım ve keyfim az buçuk

Bir anam var, ağaç yapraklarından daha iyi

Dostlarım var, ırmaklardan iyi.”

Seni Burucerdler evinde mi yoksa Tabatabai evinde mi görecektim. Biliyorum bu şehirden ve bu dünyadan göçmüşsün. Hayallerim ki sapsarı bulutlara karışık ve kendi yalnızlığıma sığınıyorum. Seni görmesem de Burucerdler evinde fırçasını eline almış ressama Sohrab diye sesleneceğim. Sen şiirlerini de resm ediyordun. Bu yüzden şiirinden bahsedenler resim bilgisine de sahip olmak için çaba harcıyorlardı. Hatta senin de görüşün böyleydi. Batı’nın resmi ile Doğu’nun resmi hakkında bir sohbetin olmuştu. Ne demiştin, hatırlayalım.

“Batının bilgisi resimle başlar, Doğunun bilgisi ise şiirle. Batılı ressam, aydınlık ve uzak-yakın gölgeleri arar. Doğulu şair, dünyanın elinin erişemediği, gözün göremediği nakışları resmeder. Batılı, yakın olanla ilgilenir. Doğulu ise sonsuz olanla…” Şiirinde ve resminde metafiziği görmeyen ne seni ne de sanatını anlamıştır…

Sohrab,

Senin gibi kaç şair kendi türküsünü söyler. Şairlik ki talihinde vardı. Ressam olman da bir çabanın ürünü. Daha ilkokulu okuduğun okulun adı  Hayyam okuluydu. Daha ilk gençliğinde şiire başlarken Mevlana ve Hafız’ın şiirleriyle başladın. Bu yüzden Doğu’nun şiir güneşi sönmüyor. Hindistan, İtalya, Japonya ve Mısır seyahatlerin senin şiirlerine ve resimlerine bir seyyahın gözyaşı olarak döküldü. Mevlana’nın pergel metaforu senin sanatına da yansımıştı. Her göçmen kuş gibi yazın yine yuvana dönüyordun.

Sohrab,

İkindi vakti Kaşan’ın kuzeyinde Kum yolu üzerinde meşhur Fin Bağına gittiğimde  beşyüz  yıllık Sedir ağaçları altında bir aşık maşuğuna şu şiiri okuduğunda sessiz titreyişimi orada  noktalamıştım.

Aşığın dilinde dökülen Duman Yükseliyor şiiri…

Duman yükseliyor yalnızlık köşemden

Kim, nasıl haberdar olacak viranemden?

Söyleyeceklerim var yanmış gönlüme

Ne zaman sona erecek benim efsanem


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.