Gençlerin elinden kitap düşmüyordu. Sınıfta, teneffüste, bahçede, kantinde, serviste, evde, uyumadan önce yastığın hemen yanında daima kitap vardı. Geceleyin uyku tutmadığında yine kitaba sarılıyorlardı. Sabah uykudan kalkar kalkmaz yine kitap. Kahvaltı sofrasına oturduklarında ekmeğin yanında kitap vardı. Gençler, anne-babalar herkes kitapla iç içeydi. Kitap öylesine girmişti ki insanların hayatına trafikte bile kırmızı ışıkta duran şoförler arada kitaba göz atarlardı. Bu yüzden ceza yiyenler bile vardı. Seyir halinde iken kitap okuduğunuzdan diye başlayan ceza gerekçesi.

Kitaplar baskı üstüne baskı yapıyordu. Hatta bazı kitapların son baskısının geleceği dükkânların önünde sabahın erken saatlerinde uzun kuyruklar oluşurdu. Bu kuyruklarda sabahlayıp da sıra kendisine geldiğinde almak istediği kitap tükendiği için eli boş dönenler bile vardı. İnsanların çoğu maddi durumlarını hesap etmeden durmadan kitap alırdı. Yayınevleri artık kitap yetiştiremiyordu. Baskı üstüne baskı, işler yoğunlaştıkça yoğunlaşıyordu. Herkesin elinde kitap, herkesin dilinde kitap vardı. İnsanlar ellerindeki kitap ile sanki hava atardı. Kitaba harcanan para ülkede en üst sevilere çıkmıştı neredeyse.

Toplumda artan kitap talebi, yetkilileri yeni yeni kütüphane açmaya zorladı. Böylece her mahallede kütüphane açıldı. Kitaba bu kadar ilgi olunca işler aksamaya başladı. Evde kadınlar yemeği yakmaya, trafikte şoförler kaza yapmaya, insanlar işlerini aksatmaya başlayınca kitap okumanın zararlı olduğuna kanaat getirildi. Ve kitap okumak zararlıdır, denildi. Aileler kitap okumayı kısıtladı. Anne-babalar, ders çalışmayan çocuklarının ellerinden sürekli meşgul oldukları kitapları almaya, saklamaya başladılar.

Evet, yukarıdaki bahsi geçen dünyanın misafiriydim ve okumaya kitap ararken “Son Bisküvi” isimli bir öykü kitabına rastladım. Kitaba başlamam ile bitirmem bir oldu desem yeridir.

“Son Bisküvi” Ercan Ata’nın öykü kitabı. Ötüken’den çıkmış(1.basım 2016) ve 2.baskısını ( İstanbul, Kasım 2017) yapmış durumda, 110 sayfadan oluşan kitap, VI bölümden oluşuyor ve sırasıyla bölüm isimleri şöyle: I. İç Konuşmalar, II. Sana Veda III. Yalnızlık Şarkısı IV. Meçhul Kadına Övgü V. Sudan Öyküler VI. İçimizde Kanayan. Her bölümde farklı sayılarda öykü var, toplamda ise yirmi altı bulunuyor Son Bisküvi’de.

Ercan Ata, genç sayılabilecek bir öykücü. Özellikle 90’lı yılların birikimini, yaşanmışlıklarını kendi kendisiyle konuşuyor gibi anlatıyor. Her öykünün sonunda hangi yıl yazıldığı yazıyor. En eski tarihli öykü 1997 yılına ait ve üç öykü var bu yıla ait. Sırasıyla 1998’de üç, 1999’da iki, 2000’de yedi, 2001’de bir, 2002’de dört, 2003’te üç, 2004’te iki, 2014’te bir öykü yazılmış.

Öykülerin yazılış yıllarını düşündüğümüzde Ata, sanki o yılları gözümüzün önüne getiriyor. Her öyküyü canlı bir şekilde izleyebilirsiniz. Alışageldiğimiz öykülerden farklı bir akışı var. Belli bir olay yok. Bilinçaltında ne varsa onu okuyorsunuz. Durağan değil, oldukça hareketli bir atmosfer hâkim. Uzun betimlemeler yok. Bazen kısa cümleler ile hayatın gerçekliği ile gerçek ötesini aynı anda okuyabilirsiniz. Öykülerinde Ercan Ata’nın edebiyat, fikir, sanat, spor, sinema gibi alanlarda zihninin sürekli meşgul olduğunu görüyorsunuz. Dostoyevski, Kafka, Haşim, N.Fazıl, O.Pamuk gibi isimler dikkat çekiyor. Sinemada Brad Pitt etkisi de görülüyor.

Bunlar elbette öykülerin yazıldığı dönemin zihniyetini yansıtması bakımından önemli. Bir Sergen daha çıksın, dediği cümlede olduğu gibi. Öykülerin yazıldığı dönemin Türkiye’sini okuyorsunuz. Nokia telefonun cazibesini bile tekrar hatırlıyorsunuz.

Aynı zamanda şair olan Ercan Ata, öykülerinde de şairliğini hissettiriyor. Şair Tunay Özer, Ata’nın öyküleri için “üstüne ‘şiir şerbeti’ dökülmüş öyküler” tabirini kullanmakta.

Aslında her öykü birer hatıra gibi geliyor. “Ara Dönem” isimli öykünün son kısmı:

“Ben bıraktığın yerdeyim şimdi. On yıl öncesi gibi. Mavi gözlü, sarı saçlı çocuk; tüm acılarını hüznün demirbaş defterinden düşüyor. Sevgili İstanbul geçiyor gözlerinden. Gökdelenler, tekneler, halk otobüsleri, yılışık âşıklar, bankalar, mini etekler; Yıldız Parkı, Haldun Taner Sahnesi, Adalar Vapuru, Beğendik Mağazası, Literatür Kitabevi, Asmalı Bahçe Sokağı, Gül Baba Türbesi, Ölü Âşıklar Derneği Lokali…”

Ercan Ata’nın Son Bisküvi’si her masada olmalı. İyi ki kitaplar var! Okuyalım ve yazalım. Vesselam!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.