Yüz yıl kadar önce Osmanlı devletinin kurduğu büyük birlik parçalandı. Güçlükle kurulan cihan birliğinde kırılmalar yaşadı. Dünya savaşı sonucunda Osmanlı, bugünkü Anadolu sınarlarına çekilmeye başladı.

Yüzyıl başlarında savaş sonrası şiddet bitmişti fakat çıkışı zor bir labirente girilmişti. Küresel aktörlerin ümmet ve hilafet birliğini bozma planları gerçekleşmişti. Ulus devletler kurma stratejisi gerçekleşiyordu. Peki, ulus devlet akımı halklar için bir özgürlük sayılabilir miydi?

Mütareke sonrası bu yeni devletçikleri bekleyen ne idi? Haritalar değişmişti ancak değişmeyen bir şey vardı; huzursuzluk. Halkın refah düzeyi değişmediği gibi baskıcı rejimler ortaya çıkmıştı. Dikta yönetimler, ülkeleri hanedan mülkiyeti gibi yönetiyorlardı.

geldiğimizde İslam coğrafyası yeniden hareketli günler yaşıyor. Yüz yıl önce değişen harita bugün yeniden değişiyor. Geçmişi yüzyılı bulmayan devletler, yeniden bileşenlerine bölünme tehdidi altında. Libya, Suriye ve Yemen bütünlüğünü koruyamayan ülkeler arasında. Irak, daha önce aynı akıbeti yaşamıştı. Parçalanma senaryosu ile çalkantı yaşayan birçok ülke var sırada. Küresel güçlerin planları bölgeye yıkımlar ve huzursuzluk getirdi. Osmanlıdan ayrılan ülkeler şimdi yeniden bileşenlerine bölünme aşamasında.

Birlik olmak güçtür. Güçlü olmak milletlerin bekasını sağlar. Güçlü devletleri yenmek için aralarına fitne sokmak klasik bir stratejidir. Osmanlı devletinin yüz yıl önce, etnisite, mezheb ve meşreb farklılıkları temelinde, hak ve insan odaklı bir düzen kurmuştu. Yüz yıl sonra dünya hangi noktaya geldi? Küresel güçlerin vekalet savaşçılığına soyunanların bundan ders çıkarmaları mümkün değil. Türkiye’nin dünya konjonktüründe yüklendiği rol Osmanlı bakiyesi bir misyonun temsil ediyor. Türkiye’nin hücum stratejisinin bir çok yararı yanında, bölge halklarının moral duygularını yükselttiğine dair haberler ümmetin kalplerde kurduğu birliğin bir resmidir.

ŞİDDETİN VE KÖTÜLÜĞÜN KÖKENİ

Batı şehirlerinde yaşayanların hayat algısında, 11 Eylül’de önemli bir kırılma yaşadı. Şiddetten hayli uzakta duran konforlu hayatlar için şiddet artık onların gündemindeydi. O güne kadar şiddetin yeri ve yurdu belliydi. İkiz kuleler yıkıldıktan sonra şiddet yeniden bilinen adresine transfer edildi ve bu coğrafyaya haddi bildirildi. O günden bu yana belirlenen stratejilerin bazı dünya sakinlerine kan ve gözyaşı taşıyor.

ABD’li düşünür Chomsky, o dönemlerde Michael Stohl’dan bir anekdot aktarmıştı: “Büyük güçler sık sık tehdide ve şiddete başvurmasalar, bunları teröristçe olarak nitelerdi. Geleneksel olarak ortaya çıkan algı; onların güç kullanmalarının bir terörizm değil, -bölge aktörlerini dize getirme- ve iknaya yönelik diplomasi olarak tanımlandığını kabul etmeliyiz.” Eğer entelektüel Batı kültürü şiddete karşı olmayı gerçekten kabul etse (ki bu pek mümkün değildir), terörizme karşı çok farklı bir savaş verilirdi.”

Doğrusu siyasete şekil veren küresel aktörler sonuçta bir algı oluşturmaktadır. Köşeye sıkıştırılacak ülke yönetimleri, bir düşünceye ya da dine mensup kitleleri manipüle etmek adına psikolojik savaş için şiddet bir araçtır.

Meselenin bu şekilde dizayn edilmesi şiddetin yükünü çeken toplumlar için bilinçli davranmayı ilzam eder. Bedel ödeyen toplum, oluşturulmak istenen algıya direnerek şiddet dilini geçersiz kılabilir. Bu anlamda düne göre daha duyarlı bir toplumsal şuurdan sözedebiliriz.

Küresel güçlerin bir payandası olan örgütlerin hedeflerinden biri de etnik temelli ayrışmadır. Vekalet savaşı sürdüren örgütlerin oluşturduğu algılardan biri de Türk ve Kürt ayrışmasıdır. Nemalanmak istedikleri bu kozu onlara vermemeli ve kardeşlik duyarlığını muhafaza edilmelidir.

TTB’nin dile getirdiği savaş söylemi, lümpen bir yaklaşımı öngörüyor. Örgütler, küresel aktörlerin koynuna daha çok sokularak hangi milleti ve değeri temsil etmektedirler. Tarih, bu yolla sonuç alamayanların hikayeleriyle doludur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.