Birkaç zamandır Diyanet’e atfedilen bir fetva tartışma konusu yapılıyor. Tabii her meselede olduğu gibi bunun üzerinden de bir kutuplaşma hemen üretiliyor. Bu meselenin çok boyutlu olarak tartışılması kanaatimizce elzem.

Öncelikle Diyanet İşleri Başkanı’nın açıkladığı üzere Din İşleri Yüksek Kurulu’na ait böyle bir fetva yok. Başkanın da bir gazetedeki röportajında belirttiği gibi, 15 yıl önce Diyanet yayınları arasında çıkmış Dini kavramlar Sözlüğü’nde “büluğ” kavramı içerisinde bu tür ifadeler yer alıyormuş. Meselenin tartışılacak birinci boyutu buradadır. Klasik fıkıh kitaplarında iklim koşullarına göre değişmekle birlikte, biyolojik anlamda kızların 9, erkeklerin ise 12 yaşında ergenliklerinin başladığı ifade edilir. Burada 9 ve 12 yaşlarının evlenme değil, biyolojik ergenlik başlangıcının en alt limiti olduğunun altını çizmek gerekir. Bu durum biyolojik anlamda bir olgusallığı ifade eder. Belki Diyanet İşleri’nin bundan sonraki yayınlarında daha hassas ifadelerle konuyu anlatması iyi olabilir. Anlayışlar değiştiği için klasik kitaplardan iktibasların yanlış sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekmeliyiz.

Konuyla ilgili ikinci önemli nokta da, fıkıh ve ilmihalin bugün temel ihtiyaçları doğrultusunda ortaya dini çözümler koymak zorunda olmasıdır. Bunun yolu da, geçmişteki fıkıh kitaplarından tamamen iktibaslar yapmak değil, bugünün ihtiyaç ve koşulları içerisinde meseleyi yeniden düşünmek ve uygun çözümler ortaya koymaktan geçer. Bu sebeple aslı itibarıyla geçmişteki birikimler tamamen belirleyici değil, meseleyi anlamaya yönelik yardımcı kaynak olarak düşünülmelidir. Maalesef Müslüman dünyanın önemli sorunlarından birisi de, tüm tarihsel birikimlerin birebir “bugün”ü belirleyici kabul edilmesinden kaynaklanan bir donma ve kilitlenme halidir. Farklı cemaatlerin de zaman zaman farklı konularda, geçmişteki birikimleri iktibas ederek “bugün”ü kotarmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Açıkçası bu sorunlu bir durumdur.

Meselenin bir başka boyutu da, sadece biyolojik ergenlik yaşına kilitlenmektir. İçinde yaşadığımız hayatta şartlar giderek değişmektedir. Bir kişinin evlenebilmesi için kanuni olarak belirlenen yaş 18’dir ve buna uyulmalıdır. Peki evlenmek için hangi koşullar gereklidir diye soracak olursanız, öncelikle kişinin evleneceği insanı seçebilmesi, bu konuda dirayetli hale gelmesi derim. Fakat bir husus daha var. O da kişinin evlenebilmesi için aile kurma ve sosyal sorumluluklar üstlenme konusunda rüşdüne ermesi gerekiyor. Ailedeki rollerine hazırlıklı olma, bir aileyi geçindirebilme, sosyal sorumluluklar üstlenmeye ben “sosyal ergenlik” ismini veriyorum. Bu anlamda sosyal ergenliğin en az biyolojik ergenlik ve hatta ondan daha önemli olduğu kanaatini taşıyorum.

Gözlemlerimden hareketle bir kanaatimi daha paylaşayım. O da, toplumda 18 yaşını doldurmuş bir çok kız ve erkeğin henüz sosyal ergenliği elde edemediğidir. Bu durum ailelere daha çok sorumluluk yüklemektedir. Çünkü çocukları evliliğe, rollerine ve sorumluluklara hazırlama işi ailelerin görevidir. Epey zamandır tekrar ettiğim bir şeyi burada söylemeliyim. Aileler giderek maalesef ailenin yapması gerekli birçok yükümlülükleri okula devrederek, okuldan anahtar teslim çocuklar beklemektedirler. Bu sebeple ailelerin tekrar yükümlülüklerini hatırlamaları gerekir. Evlenme yaşının giderek yükselmesi (bazen 40’lı yaşları buluyor) ve aile kurma konusunda artan isteksizlikler, sosyolojik anlamda uzun vadede toplum için problemdirler. Aile ve evlilik karşıtı söylem ve ideolojiler, gerçeklikler dikkate alındığında çok ütopik kalıyor ve nasıl problemler üretebildikleri toplumlarda gözlemleniyor.

Bir de bu ve benzeri olayları fırsata çevirerek kutuplaşmalar yaratma, bunlar üzerinden “Diyanet kaldırılsın” türünden söylemlerin çok aklı başında düşünceler olmadığı kanaatindeyim. Eleştiriler mutlaka olmalı, ama din hepimizin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.