İran’da meydana gelen rejim karşıtı kitlesel protestolar, İran’da neler olup bittiğinin çok sıcak bir şekilde gündeme gelmesine neden oldu. Kitlesel protestoların İran’ın ve Ortadoğu’nun geleceğini nasıl etkileyeceği sorusuna cevap aranılmaktadır. İran, rejime karşı yapılan protestolarla ünlü bir ülkedir. 2009 Yılında orta sınıf toplumsal kesimlerin reform taleplerini gündeme getiren kitlesel protestolar, zihinlerdeki tazeliğini korumaktadır.

Meşhed’de başlayan, yirmi eyalete yayılan ve gelişen geniş çaplı protestoları, yüzeysel, gelip geçici kitlesel tepkiler olarak okumak yeterli değildir. Kitlesel protestoları, İran toplum yapısında uzun yıllardır biriken derin rahatsızlığın bir tezahürü olarak değerlendirebiliriz. İran yönetim sisteminden kaynaklanan yapısal sorunlar, toplumda büyük bir rahatsızlığın oluşmasına neden olmuştur. Protestolar, İran toplumunun derin bir rahatsızlık içinde olduğunu göstermektedir. İran’da sosyal rahatsızlık, sosyal patlama seviyesine varmış bulunmaktadır. Sosyal sorunun sosyal patlama boyutuna varması karşısında İran yönetimi, protestolar karşısındaki sert tavrıyla sağlıklı, yapıcı ve barışçıl yollar bulma yeteneğine ve kapasitesine sahip olmadığını dünyaya göstermiştir.

İran toplumu, kırk yıla yakın bir süredir ağır sosyal, siyasal ve ekonomik eşitsizliklere ve baskılara maruz kalmaktadır İran’da hayatın maliyeti, sosyal ve ekonomik açılardan çok ağırdır. Son olarak yapılan yüksek fiyat artışları, bardağı taşıran son damla olmuştur. Toplum, yönetimin ekonomik ve siyasal politikalarının her şeyi daha da kötüleştirdiğini düşünmektedir. Yüksek fiyatlara tepki gerekçesiyle başlayan protestoların kolay bir şekilde rejim ve yönetim karşıtı bir yöne evrilmesinin nedeni budur. Toplumun önemli bölümü, İran yönetimini kendi ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal ihtiyaçlarına ve taleplerine cevap vermeyen başarısız bir yönetim olarak algılamaktadır. Petrol ve doğal gaz gelirleri sayesinde zengin bir hayat süren İran yönetim elitleri, yapısal anlamda kurumları yenilemekte ve işlevselleştirmekte başarısız olmuşlardır. İran toplumu, yönetimlerin reform ve değişim vaatlerine artık inanmamaktadır. Reform sözünün toplumda artık heyecan, moral ve motivasyon yaratmaması, çok önemli bir sosyal-siyasal psikolojik durumdur.

İran’da toplum, umudunu kaybetmiş durumdadır. Yüzde onlar seviyesinde seyreden yüksek enflasyon ve yüzde yirmilerde giden işsizlik oranı, toplumsal kesimlerde derin rahatsızlığa neden olmaktadır. Nükleer antlaşmanın yapılmasından sonra ambargonun kalkmasıyla birlikte kendilerinin rahatlayacağı umuduna kapılan toplum, bu antlaşmanın artık kendilerine hiçbir yarar getirmediğine inanmaktadır. Trump yönetiminin İran karşıtı söylemleri, halkı büsbütün umutsuzluğa düşürmektedir. İran yönetimi, Devrim Muhafızları için yıllık on milyar dolarlık harcama yapmakta ve Besiç denilen silahlı milis gruplar için miktarı blinmeyen büyük harcamalarda bulunmaktadır. İran rejimi, Devrim Muhafızları ve Besiç milis grupları aracılığıyla içte ve dışta büyük operasyonlar yürütmektedir. Irak, Lübnan, Afganistan, Pakistan, Yemen ve Lübnan başta olmak üzere yürüttüğü operasyonlarla bölgesel liderliğe oynayan İran, kendi toplumunu ise bir barut fıçısı haline getirmektedir. Rejimin, toplumun sosyal ve ekonomik sorunlarını çözmek yerine militarizmi fonlaması, toplumda büyük bir öfkeye ve tepkiye neden olmaktadır.

İran toplumu, reform hareketinden umudunu kesmiş durumdadır. Ruhani ve Hatemi tecrübeleri sonucunda toplum, reformcuların ülkede normalleşmeyi, demokratikleşmeyi ve liberalleşmeyi sağlayamayacağı kanaatine ulaşmıştır. İran’da reformcular başarısız olurken dini lider Hameney, bütün sistemi kontrol eden tek güç olma durumuna gelmiştir. Bugün İran’da hükümetin, meclisin, başkanın ve seçimlerin hiçbir anlamı ve işlevi bulunmamaktadır. Halk, seçimlerin değişimi sağlamaya yetmeyeceğini düşünmeye başlamıştır. Ülkenin iç ve dış politikasını belirlemede mutlak güç, Hameney liderliğidir. Toplum, yaşadığı krizlerin sorumlusu olarak Hameney rejimini görmektedir. İran’ın yirmi vilayetine yayılan protestoları Hameney rejimine karşı kitlelerin isyanı olarak okuyabiliriz.

Hameney liderliği, ülkede ortaya çıkan sosyal isyanların rejimin başarısızlıklarından kaynaklandığını düşünmemektedir. Hameney ve Devrim Muhafızlarına göre, Amerika, İsrail ve Suudi Arabistan gibi dış düşmanlar toplumu karıştırmaktadırlar. Hameney liderliğinin ve rejimin, sorunun kaynağını dışarıda görmesi, toplumun derinliklerinde biriken rahatsızlığı ve öfkeyi anlamadıklarını göstermektedir. Hameney liderliği, toplumdan gelen talepleri dinlemek ve anlamak gibi bir anlayışa sahip değildir. Hameney ve rejim, Devrim Muhafzları yoluyla kitlelerin üzerine demir yumruklarını indirerek olayları kısa sürede bastırma yoluna gitmektedirler. Devrim Muhafızlarının protestoları bastırması, toplumsal rahatsızlığın bastırıldığı ve toplumsal patlama tehlikesinin bertaraf edildiği anlamına gelmemektedir.

İran’daki kitlesel protestolar, Hameney liderliğine ve rejime toplum tarafından güven duyulmadığını göstermektedir. Rejim ve toplum arasında derin bir güven bunalımı yaşanmaktadır. İran’ın Hameney liderliğindeki bir mafya tarafından yönetildiği şeklindeki söylem ve algı, toplum ve yönetim arasında yaşanan güven bunalımını göstermesi açısından önemlidir. Yönetim ve toplum, birbirinden farklı yönlere bakmakta ve düşünmektedir. İran’da krizden çıkışın yolu, yönetimin toplumla yeniden temas kurmasında ve halkın taleplerine uygun politikalar üretmesinden geçmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner624