Arakan Müslümanları ile ilgili yazıyı kaleme aldığım saatlerde, Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, Mymaar (Burma) Devlet Başkanı Ang San Su Çi  İle görüşüyordu. İki ülke arasında her ne kadar olsa ciddi bir stratejik ve ekonomik işbirliği olmasa da yapılan görüşme, Türkiye'nin ve Cumhurbaşkanımızın bir diplomasi başarısıdır.

1982 yılında kabul edilen yasayla vatandaşlık hakları elinde alındı. Burma (Myanmar) askeri cuntasından kaçan ve birçok baskıya maruz kalan Müslümanlar, derme çatma kamplarda yaşıyor.  ABD, Ortadoğu'da oluğu gibi ‘demokrasi getireceğiz' adı altında yönetimi askerlere havale etti. Askerlerin, yönetimi sivil iktidara devretmesiyle Arakanlı Müslümanlara baskı iyice arttı. Öyle ki, ülkede Müslümanların kimlikleri bile ayrıdır. Myanmar'ın vatandaşlık statüsü vermediği, çocuk yapabilmenin sınırlı olduğu, evlilik yapmanın, komşuya ve seyahate gitmenin bile zoraki izin ve prosedürler dahilinde olduğu ülkede, Arakanlı Müslümanlar göçe zorlanmaktadır. Müslümanlar, ülkedeki yoksulluktan ve kötü muameleden kaçarak, Tayland, Endonezya ve Malezya'ya iş bulmak için tehlikeli denize yolculuklarını göze almaktadır.

 

  1. Dünya Savaşı'ndan sonra, dünyada en büyük mülteci grubunu Hıristiyan Avrupalılar ve Yahudiler oluşturuyordu. Günümüz dünyasında mülteci tanımı değişti. ABD'nin Afganistan ve Irak işgalleri ve  Afrika'dan Avrupa'ya kaçanlar ile son Suriye ve Libya iç savaşıyla Batı ve Dünya için Mülteci = Müslüman demektir. Nihayetinde de Müslüman demek; problem ve canı kıymetsiz demektir!! Güney Asya'daki göçmenlerin büyük bir kısmını Myanmar'dan kaçan Arakan Müslümanları oluşturuyor.Son günlerde Arakanlı Müslümanların kaçak tekneler içerisinde denizin ortasında bırakıldığı, BBC !tarafından duyurulmuştu.


Myanmar, Güneydoğu Asya'da stratejik öneme sahip bir ülkedir. Ülke, Andaman Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, ayrıca Hint Okyanusu, Çin, Hindistan ve Tayland'la sınırı bulunmaktadır.  2012 yılından sonra ülkede siyasi açıdan kırılma yaşandığı gibi ciddi bir şekilde batılı yatırımcıların da gözdesi haline geldi. Öyle ki ABD Başkanı Obama 2. Dönem ilk yurtdışı gezisini Myanmar'a yapmıştı. Özellikle yeni keşfedilen doğalgaz ve petrol yatakları yüzünden ülke, batılı devletlerin hücumuna uğramış durumda.

 

Myanmar'da yaşanan olayların perde arkasında enerji, ekonomi ve iç siyaset yönü öne çıkmaktadır. İktidar, Müslümanları vatandaş olarak görmemesine rağmen, Müslümanları siyasi bir tehdit olarak görüyor. Ayrıca, ülkede kast istemi bulunduğundan Batılı yatırımcıların açtıkları işletmelerde çalışabilecek tek millet Müslümanlar görülmektedir. Haliyle Müslümanları sosyal hayatta da istemeyen Budist yönetim, bir şekilde Müslümanları önce kamplara kapattı. Ardında deniz yoluyla göçe zorlamaktadır. Mynamar hükümeti (Birlik, Kalkınma ve Dayanışma Partisi) ve Cunta, ülkesinin siyasi yapısını değiştirebilecek çoğunluğa sahip olduğu için Arakanlıların Myanmar'dan çekip gitmesini istiyor. Özellikle yeni keşfedilen enerji kaynaklarının bir kısmının Müslümanların yaşadığı bölgelerde bulunması, hükümet açısından diğer bir sorun. Bu sebepler ışığında Müslümanların deniz yoluyla balıklara yem edilmesi en ucuz yöntem olarak görülmektedir. Mülkiyet haklarının iade edilmesi durumunda enerji koridorundaki topraklardan ve yer altı zenginliklerinden hak elde edilmesi istenmiyor.

Vatandaşlık hakları ellerinden alındığı için seçme-seçilme hakkıyla ‘siyasi yapı', evlilik ve doğum haklarının ellerinden alınarak çoğalmalarına engel olunmasıyla ‘demografik yapının' Müslümanlar lehine şekillenmesi istenmiyor.

Göçlerin arkasındaki diğer bir faktör ise enerji; Çin, ihracat için petrokimya tesisleri inşa etmek ve işletmek için Kasım 2012'de uluslararası bir ihale kazandı. Obama'nın 2012 yılında yaptığı ziyaretten sonra ABD, Myanmar'a siyasi destek ve petrol, gaz ve madencilik sektörlerinde teknik yardım sağlamaktadır. Bunun yanında Japonya ve Hindistan'da Liman kurmak için çalışmalar başlattı. Myanmar-Çin arasında petrol ve doğal gaz boru hattı aracılığıyla Bengal Körfezi Kyaukphyu'dan 500 milyon metreküp petrol ve gaz taşınmaktadır. Bunun dışında açık denizlerde de Tayland PTT, İtalyan Eni SpA ve Fransız Total firması da petrol ve gaz araması yapmaktadır. Myanmar'ın enerji şirketi (MOGE) Batı ülkelerinin yoğun baskısı altında. Bu bağlamda tüm bu işlerin yapılması için insan kaynağına ihtiyaç vardır. Haliyle Müslümanların, nitelikli Budist işçilerin yerini alması, cunta ve iktidar partisi tarafından kabul edilebilinir bir şey değil.

Gemilerde açlıktan ve hastalıktan ölen Müslüman mülteci krizi, hem dünyanın hem de iki Müslüman ülke; Malezya ve Endonezya'nın büyük bir ayıbı olarak tarihine geçti. Birkaç yüz kişiyi göstermelik olarak ülkelerine kabul ederek bu ayıbın üstünü kapatamaz. Her iki ülke de binlerce mülteciyi besleyebilecek güçte. Ancak Çin, ABD ve Batılı ülkelerin hışmına uğramamak için sorumluluk almıyor.

Tarih bu sorumsuzluğu affetmeyecektir…


@HusamettinAslan

drhusamettin@hotmail.com

 

 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.