2017-2018 Eğitim ve Öğretim döneminin hayırlara vesile olmasını dilemeden, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın haklı olduğu kadar ani ifadeleriyle, 2013-2014 eğitim öğretim yılında SBS sınav sistemine alternatif olarak getirilen TEOG Sınav Sistemi’nin kaldırılma mevzuu gündeme taşındı.

TEOG, ağrılı ve sıkıntılı bir süreci ihtiva ettiği ve çocukların yaşadığı zorluklar eleştirilerimize konu edildiği için ilk etapta bizler de –yakın gelecekte TEOG stresinden kurtulacaklarını düşünenlerle birlikte- değişikliğe gidiliyor olmasının sevincini yaşadık. Henüz liseye geçen çocuklar ve aileleri için iki aşamalı bir sınavın varlık yükü bile ağır imtihan… İlaveten onların dini, milli ve ahlaki bir gelişime de ihtiyaç duydukları önemli zaman dilimlerinde mütemadiyen ilmî detaylarla meşgul edilmeleri, bir sürecin bütün ağırlığını birkaç saate bağlamaları sarsıcı. Burada, eksi taraflarıyla bir sistemi eleştirirken annelik yönümün ağır bastığını ve “TEOG kaldırılıyor ama bizim evlatlarımızın suçu neydi?” sorusunu sorma ihtiyacı duyduğumu itiraf edeceğim… Mütemadiyen değişiklik gerektiren bir çarkta başarı sağlayamayan yahut her şeye rağmen başarı sergileyebilen sistem mağdurları haklarını helal etmezler ise bunun vebalini kim öder? Neyse ki arkadan gelen çocuklarımız var ve olası bir başarı tutturulması durumunda ortaya çıkan tabloya sevinme ihtimalimiz… (!)

-Fakat işte TEOG’un kaldırılıyor olması o meşhur ezberimizi tekrarlamamıza, açık tabirle yapboza döndürülen sistemde “peki şimdi ne olacak?” sorusunu yeniden sormamıza neden oluyor. Şimdi ne olacak? Oturtulan, uzun bir sürece bağlanan, kâr-zarar dengesi hesap edilip toplum önüne gönül huzuruyla çıkartılan bir alternatif bile yok ki ortada! İvedilikle alınan karardan sonra taslak hâlinde sunulan ve tartışılması beklenen birkaç madde var sadece. 4+4+4’ün getirilişiyle beş-altılı yaşlarda zoraki okul hayatına soktuğumuz, ömürlerinin en zor kısmına gelişimlerini tamamlamadan iteklediğimiz evlatlarımızın yaşadığı travmalara bakıp “hata yapmışız!” nakaratını tekrar eden, akabinde yaş sınırlamasını ortadan kaldırıp bir iki senelik daha mağduriyetlere neden olan muhteremler yine hata ettiklerini söylerse bu milletin sabrıyla oynadıkları intibaı oluşmaz mı?  Yapmayın, yapmasınlar artık ne olur… Neslin emanet edildiği eğitim sistemindeki çarpıklıklar, kültürde, sporda, ulaşımda, iletişimde, teknolojide sergilenen başarılarla örtülemez. Böyle giderse kültürde, sporda, iletişim ve teknolojide başarı sergileyecek insan da yetişmez. Bu çarkta ziyan olur evlatlarımız.

-Geçtiğimiz gün okul çıkışında bir annenin, maç yapıp üzerini kirleten çocuğunu omuzlarından tutup hırpalayarak türlü hakaretler ettiğine tanıklık ettim. Öfkeden şuurunu kaybeden hanımefendi, kendisine yöneltilen şaşkın bakışların farkında değildi.  Yazık ki sosyal medya ekranlarında çocukları için sistemi eleştirirken çocuğunun gururuna, hırpalanan onuruna bir kirli çamaşır kadar kıymet vermeyen ebeveynler de var bu memlekette. Yakınındakinin gözlerine bakmayı ihmal ederken uzağındakine cep telefonlarına râm olarak sevgi tezahüründe bulunanlarımız da var. Bir gence verilen kıymetin, maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan geçtiğini düşünenlerimiz, evladına kahvaltı hazırlamayı, onunla kahve içmeyi yük telakki edenlerimiz, “ağaç yaşken eğilir” hakikatini unutanlarımız var. Kabul edelim; dışarıya sergilenen sabır ve tahammül evdekine yetemiyor. Ondan sonra bu çocuk anlatma, kendini gösterme, ifade etme ihtiyacını nerede giderirse gidersin. 
Unutmayalım ki bu sistemde bile her şeye rağmen başarıya ulaşan, köy okullarında, meslek liselerinde, imam hatiplerde Türkiye derecesi çıkaran, ahlak çizgisiyle kendini ispatlayan gençlerimiz var; nasıl oluyor, onlar da uzayda yaşamıyor. Demek ki bir şeyleri tek başına eleştirmek de inandırıcı olmuyor. Sistemi inşa edenlerin de bizim yetiştirdiklerimiz olduğu unutuluyor ama bir gerçek var; hiçbir çocuk şımarık, hırçın, kaba, kötü alışkanlıklara sahip doğmuyor. Olsun… Orada tek başına eleştirilecek bir sistem var ya, aklımızda bulunsun! Bu acı gerçeğin yalnız varlığı bile kusurlarımızı örtmeye yetiyor.

-Elimize çatık kaşlı kalemi almışken hadisenin diğer boyutuna değinmek de boynumuza borç olsun. Daha dün TEOG sisteminin kaldırılması gerektiğini ısrarla vurgulayanların bugün, yapılması beklenen değişiklikler üzerinde – samimiyetle değil de sırf iktidarı yaralamak adına- komplo teorileri ürettiklerine şahitlik ediyoruz. Çözüme değil de soruna odaklanan, sürecin ağrısını gerçek manada kalbinde taşımayan bu kimselerin “üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek” tavırları ile bir kez daha karşı karşıyayız. Sözde kalkması arzu edilen malum sınavlar, imam hatip liselerinin selameti için kaldırılıyormuş. Solun birkaç köşe yazarı cinnetin eşiğinde, kendilerinden geçmiş bir halde imam hatip mezunlarının artık eğitim sistemimizde bir vasıfları kalmadığını sayıklıyorlar çirkin ötesi üslupları ile. Bu kimselerin din ile olan problemlerini anlayabiliriz fakat sistemi eleştirirken bile ilâhiyatçıları, imam hatipli gençleri aleni karşılarına almalarını kavramakta zorlanırız. Umulur ki El Adl olan Allah, yarın, sıkışıp kaldıkları kısır döngüden, pençesine düştükleri ruh hastalıklarından bir imam hatipli eliyle çıkarsın kendilerini…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.