Spor  faaliyeti, günümüzde şiddetle özdeşleştirilen bir faaliyet haline gelmiş durumdadır. Kadın ve erkek ayırımı olmadan insanlar, savaşa ve çatışmaya gitme ruhuyla spor müsabakalarını izlemeye gitmektedirler. Spor müsabakalarında insanlar, rakipleri ve tuttukları takım arasında  barışçıl ve adil bir müsabakayı  izlemekten çok, rakiplerinin kendi takımları tarafından ezilmesini ve  yok edilmesini arzulamaktadırlar.İnsanların spor seyircisinden spor militanlığına dönüşmesi, toplumsal barış açısından ço tehlikelidir.

Spor, bugün yaşama sevincinin ifade edildiği bir tecrübe olmaktan çıkmıştır. Spor üzerinden insanlar ölümü ve şiddeti yüceltmekte ve kutsamaktadırlar.Sporun ölüm olarak kutsanması, toplumda   ölüm kültürünün derinleşmesine katkı sunmaktadır. Spor müsabakalarında atılan sloganlar ve söylemler, form ve muhteva açısından ölüm ve şiddetle doludur.

Spor, aslında kendimizden farklı olan insanlarla karşı karşıya gelmek ve onlarla yüz yüze  ortak bir tecrübeyi gerçekleştirmek için  büyük bir imkandır. Ancak spor müsabakaları boyunca oluşturulan şiddet ve  nefret  atmosferi, karşı takımda olanların  insan olduğu gerçeğini unutturmaktadır. Birçok spor müsabakasında rakibi insansızlaştırma olarak  ifade edebileceğimiz dehümanizasyonun gerçekleşmiş olması, çok ciddi ve tehlikeli bir sorundur.

Sporun insanlığımızın önüne geçmiş olması,  tehlikeli bir patolojik durumdur. Spora abartılı, hormonlanmış ve şişirilmiş anlamlar ve değerler atfetmek, sporun insanlığımızın önüne geçmesine neden olmaktadır.Spor, insanların  belirli bir alanda biraraya gelmeleri için  icat edilmiş araç niteliğinde  olan bir faaliyetler alanıdır. Sporun  herhangi bir dalının insan yapımı yapay bir faaliyet olmaktan çıkarılarak kutsal bir amaca dönüştürülmesi, sporun araç olmaktan çıkarılması ve amaç haline getirilmesi anlamını taşımaktadır.

Spor müsabakalarında biz ve onlar ayırımı radikal bir şekilde insanların duygularına, düşüncelerine ve davranışlarına hakim olmaktadır. Kendi takımımızı iyinin temsilcileri, karşı tarafı ise düşman ve kötünün güçleri   şeklinde kurgunun tuzağına düşebilmekteyiz. Sporu iyi ve kötülerin savaşı olarak kurgulayan çatışmacı zihniyet, bir grubun  farklı olana  kendisini dayatması şeklinde spor totaliteryanizmi diye ifade edebileceğimiz durumu doğurmaktadır. Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak sözü, spor totaliteryanizminin çok özlü bir ifadesidir.İster kendi takımımızın, ister karşı tarafın aslında aynı insani ortamları ve tecrübeleri paylaşan yakın kişiler olduklarımızı, sadece yapay ve geçici bir şekilde karşı karşıya geldiğimiz gerçeğini   maalesef unutuyoruz.

Sporun kendisinin  aslında şiddetle, rekabetle ve çatışma ile özdeş olan bir doğası vardır. George Orwell sporun bu karanlık ve yıkıcı doğasını şöyle ifade etmektedir: “Gerçek ve ciddi anlamda sporun adil oynamakla bir ilgisi bulunmamaktadır. Spor, nefretle, kıskançlıkla, övünmeyle, bütün kuralları yıkmayla ve şiddetten duyulan sadistic zevkle sınırlanmıştır.Başka bir ifade ile spor, silah ve mermi kullanılmadan yapılan savaştır.”Sporun  saf bir yıkım ve şiddet ritüeline dönüştürülmesi, kişinin sporla ilgili duygu ve düşüncelerini ehilleştirmesi  gerekliliğini göstermektedir. Kişi, spor üzerinden  desteklediği takıma, ait olduğu etnik kimliğe veya  içinde yaşadığı ülkeye karşı çok güçlü bir kimlik aidiyeti geliştirebilmektedir. Katı ve güçlü bir şekilde bir spor takımı üzerinden kendimize bir kimlik kurgulamamız, kolaylıkla kendimizi, spor denilen savaşın bir safına yerleştirmemize neden olabilmektedir.

İnsanlar, aslında sporda şiddeti ve saldırganlığı değil, kaliteli bir oyunun ortaya konmasını istemektedirler. Günlük hayatın koşuşturmacasından ve çekişmelerinden bıkan insanlar, kurallar dahilinde  farklı yeteneklere ve güçlere sahip rakip takımların ve kişilerin birbiriyle olan yarışından zevk alma umuduyla  spor salonlarını, arenaları ve stadları doldurmaktadırlar.Sporda kaliteli oyun,  oyun taktiğinin ve stratejisinin iyi olması, takımın ve oyuncuların kişisel ve kolektif bir şekilde  bibiriyle uyumlu  bir performans ortaya koymaları, dinamik bir performansın sergilenmesi gibi unsurları içermektedir. Saldırganlık ve şiddet, sporda hiç istenmeyen bir şeydir. Her spor dalı, kendisine oyun ait kurallarıyla şiddete engel olmaya çalışmaktadır. Ancak spor müsabakaları, kurallar çeçevesinde şiddeti kontrol altına almaya çalışsa da, spor çok kolaylıkla bir şiddet aktivitesine dönüşebilmektedir. Sporun kendisinden çok, spora, insana, topluma, müsabakaya ve farklı olana  dair algımız şiddet ve saldırganlığın doğmasına neden olmaktadır.

Spor, kazanmak veya ölmek ikileminde gerçekleşen bir ölüm kalım mücadelesi değildir. Spor, insani doğamızda şiddeti  kökleştiren tehlikeli bir yıkım aracı olmamalıdır. Sporda, öteki ve farklı olan  ile karşılaştığımız bilincini kazanmalı ve sporu daha geniş insanlıkla buluşma imkanı olarak gören yeni bir bilinci geliştirmeliyiz.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.