İçinde yaşadığımız çağın en karakteristik özelliklerinden bir tanesinin stres olduğunu düşündüğümüz gibi, kendi hayatımızı stres sıfatıyla nitelemekteyiz. İnsanlığın hayatını ve içinde yaşadığı dünyayı stres ile nitelemesi, insanlık tarihinde yeni bir olgudur. Stres, insanla başlamış bir olgudur. İnsanın olduğu her yerde stres vardır. Ancak günümüzde yeni olan durum, stresin hayatımızı ve dünyamızı hakimiyetine alan bir olgu haline gelmesidir.

Stres insanı ve stres çağı içinde bulunduğumuz insanlık durumunu anlatan önemli kavramlardır. Stresin hayatımıza ve dünyamıza hükmetmesinin en önemli sonucu olarak, karşımıza stresle nasıl başa çıkılacağı sorusu çıkmaktadır. Stresle nasıl başa çıkılacağı sorusu stresin insanın en önemli düşmanı olarak konumlandığı anlamına gelmektedir. Aslında stresle nasıl başa çıkılacağı sorusundan ve stresin baş düşman olarak konumlanmasından ziyade stresin insanın neyi olduğu sorusu üzerinde düşünmek, daha verimli, sağlıklı ve yapıcı tutum ve davranışlar geliştirmemize neden olacaktır. Stres hakkında doğru sorular sorarak bu konuda sağlıklı, olgun ve verimli bir yaklaşım geliştirmemiz gerekmektedir.

Stres konusu, bugün en çok istismar edilen problemlerin başında gelmektedir. Stresle başa çıkma adına insanlara dikensiz gül bahçesi vehmi şeklinde sorunsuz bir hayatın yollarını gösterme iddiasındaki kişisel gelişim uzmanları adı verilen insan hırsızları, kişilerden hayatlarını çalmakta ve içi boş emir cümleleriyle insanları kendi heva ve heveslerine uydurmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar. Stresi, profesyonel insan hırsızları olan kişisel gelişim veya başka isimler altında faaliyet gösteren güruhların elinden kurtarmak lazımdır.

Stres konusunda sağlıklı bir anlayışın temeli, her şeyden önce sahih ve sahici bir insan idrakine dayanmalıdır. İnsanın bedenini esas alıp ruhunu inkar ve ihmal eden, duyguları önemsizleştirip davranışsal ve duygusal gelişim iddiasında bulunan sahte ve yapay anlayışların terk edilmesi gerekmektedir. İnsanı bedeniyle ve ruhuyla bir bütün, bireysel ve sosyal ilişkilerini kapsayan, duygu, düşünce ve davranışı birbirinden ayırt etmeyen fıtri ve komple bir insan anlayışına ihtiyaç vardır. Stresin kaynağı, insanın yapay bir şekilde bölünmesi ve parçalanmasıdır. İnsanın varoluşsal bütünlüğü, insana dair olan her şeyin başında, ortasında ve sonunda yer alması gereken asli ilke, değer ve perspektif olmalıdır.

Stres denilen yıkıcı durumla hayatımızı harap etmemek için insanın kendisiyle sağlıklı ve sahih ilişki kurmasının ve anlayış kurmasının yolu, Allah ile ilişkisinin doğru istikamet üzere olması, yani kişinin Allah’a kul olmayı asli amaç edinen bir hayat yaşaması gerekmektedir. Hayatın ve dünyanın stresle dolu olmasının nedeni, modern insanın Allah’a kul olmayı hayatının asli gayesi olmaktan çıkarması vardır. Allah’ın gaye olmaktan çıkarıldığı bir hayat, acı, elem, stres ve depresyon kaynağıdır.

Kalplere hidayet ve şifa kaynağı olan Kur’an-ı Kerim Allah’tan uzaklaşan bir hayatın sonucunu şu şekilde ifade etmektedir: “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır...” (Kur’an, Taha:124) Kişinin, kendisinden yüz çevirmemesi için Allah’tan yüz çevirmemesi lazımdır. Stres ve depresyona karşı en asli çözüm, Allah’a kul olmayı amaçlayan bir hayat yaşamaktır.

Stres, insanın varoluşsal ve yaşamsal bütünlüğünün bozulma halidir. Karşılaşılan olaylar, kişiler, tepkiler, çevreler ve durumlar, insanın bütünlüğünü darmadağın edebilir, kişiliğini tuzla buz edebilir. İnsanın, dış faktörlerden dolayı iç dünyasının darmadağınık edilmesine izin vermemesi lazımdır. Stres, kişinin bizzat kendisinden kaynaklanan doğal bir durum değildir. Stres, dış dünya şartlarının oluşturduğu yük ve baskıdan dolayı kişinin geçici ve yapay bir şekilde kendisinin daraldığını, sıkıldığını, bunaldığını, kapana kısıldığını ve çaresiz kaldığını hissettiği, duyduğu ve davrandığı arızi bir durumdur. Stresin hayatımızın doğal durumu olmadığı gerçeğinin kavranması lazımdır. Stres olgusuna gelip geçici yapay bir tecrübe olarak yaklaşılmalıdır. Strese neden olan durumun kaçınılmaz, kalıcı ve değişmez durum olarak anlaşılması, hayatımızın ve kişiliğimizin kaosa ve depresyona teslim edilmesi anlamına gelmektedir.

Modern dünya, insana sürekli olarak fiziksel, maddi, sosyal, mesleki ve diğer açılardan mükemmel olması gerektiği şeklindeki dört dörtlük olma vehmini mutlak amaç olarak dayatmaktadır. İnsanın normalleşmesi için, mükemmellik vehminden kurtulması lazımdır. Kişinin mükemmeliyetçilik ve kendini başkalarıyla mukayese etme şeklindeki saplantılı ve çocuksu durumun tuzağına karşı uyanık olmalıdır. Kur’an, sürekli olarak bize tevazu ve ahlak yolunu öneren olgun bir çerçeve sunmaktadır: “Başkalarına verdiğimiz dünya malına göz dikme. Onun için sakın üzülme. İnsanlara karşı alçak gönüllü ol!” (Kuran, Hıcır: 88)

Zorluklar ve problemler, insan hayatının olmazsa olmazlarıdır. İnsana düşen, hayatta karşılaştığı problemleri çözmek için çaba ortaya koymaktır. Problemlerden ve zorluklardan kaçınmak, hayatı yaşamamak anlamına gelmektedir. İnsan, akılla, bilgiyle, öğrenmeyle, duyarlılıkla karşılaştığı problemleri çözmeye çalışmalıdır. Hayatı problem çözmek ve zorlukların üstünden gelme olarak idrak eden sağlıklı, olgun ve yapıcı bir yaklaşımı içselleştirmemiz lazımdır. Stresli durumlar karşısında güçlü cevaplar, çözüm yolları ve metotlar geliştirdikçe, insani kişiliğimizin hamlıktan kurtulacağını olgunlaşacağını, gelişeceğini ve güçleneceğini söyleyebiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.