“Doğu Guta ve Duma’da kimyasal silah kullanıldı, 80 insan hayatını kaybetti!” Bu cümle herhangi bir haber metninde bir cümle olarak kaldığı ve bu cümlenin arkasında yatan gerçekler irdelenmediği müddetçe, mevcut durumumuzun da Müslümanlığımızın da bizi kurtuluşa erdiremeyeceği ortada.

Bu 80 can Suriye’li, yani Müslüman. Her şeyden önce insan. İçlerinde bebekler var. Hem de daha kundakta bebekler. Çocuklar var, henüz birkaç yaşındalar, gözlerinden masumiyet akıyor, dikkatli bakınca görüyorsunuz ki aslında gözlerindeki masumiyet korkuyla karışık bir duygu haline bürünmüş. Suçları? Hiçbir suçları yok. Kaderleri bu coğrafyada yaşamak ve bu coğrafyada, kendi vatanlarında kendi ülkelerinin zalim yöneticilerinden zulüm görmek! Bu zalimler silah olarak ne kullanıyor? Sarin gazı, klor gazı ve başka öldürücü kimyasal silahlar? Bu silahlarla hiçbir suçu olmayan siviller bombalanıyor ve öldürülüyor. Ellerinde füze yok, uçak, yok, keleş yok, bomba yok! Beyler bu bir katliamdır, soykırımdır, cinayettir. Suriye’de yaşananlar bir savaştan ibaret değil, resmen bir katliam! Bunun başka bir açıklaması yok! Zalim Esed ve onun işbirlikçileri Rusya, İran… Oturmuşlar onlar da bıyık altından gülüyor ve sadece seyrediyorlar. İran da Rusya da en az ABD kadar ve en az Esed kadar günahkardır bu bölgede. Esed zalim de ABD değil mi? Neden ABD’ye zalimsin diyemiyoruz? Neden Rusya’ya sen de zalimsin ve Ey İran sen de hainsin diyemiyoruz?

Ve İsrail. Belki de bu bombaları İsrail attı. Ancak geldiğimiz noktada bırakalım İsrail’i bir kenara, İslam dünyasına ettikleri ihanet bakımından şu an Suud yönetimi ile İran yönetimi arasında hiçbir fark yok! Bölgede Şii dünyanın liderliğine soyunan ve Suriye’deki Müslümanların hayatları hakkında en ufak kaygısı olmayan İran’ın “İslam Pazarlama” kisvesi altında yürüttüğü bütün “soft” nitelikli faaliyetlerin hiçbir gerçekçiliği ve masumiyeti kalmadı artık. İnandırıcılığı da kalmadı. İran İslam devrimi olduğunda Türkiye’de heyecan duyan binlerce insanı şimdi nasıl bir psikoloji altında olduğunu çok merak ediyorum. İşin en acı yanı şu ki, bu nasıl bir zillettir ki, ekranlarımızdan bu vahşeti seyretmekten başka hiçbir şey yapamıyoruz? Elimizden hiçbir şey gelmiyor dua etmekten başka! İki uçak kaldırıp on dakika içinde bu kimyasal silahları kullanan uçakların kalktığı üsleri darmadağın edip gelemiyoruz! Reel politik şartlar elimizi kolumuzu bağlıyor. Rusya’yı karşımıza almaktan korkuyoruz, İran’la, İsrail’le karşı karşıya gelmekten imtina ediyoruz. Neden, çünkü adı İslam Cumhuriyeti olan bir ülke açıkça Rusya ile bölgede ittifak halinde. Esed’in tepesine iki bomba sallasak, olan biten bu zulmü bir günde durduracak hamleyi yapsak, bölgede emperyal emeller güden güçlerle karşı karşıya gelme riski var(mış)!. Allah böyle reel politiğin belasını versin. Benim kardeşlerim öldürülüyor Suriye’de ve ben hâla seyrediyorum! Ve hiçbir şey yapamıyorum.! Allah’ın laneti başta İsrail, ABD, Rusya ve İran olmak üzere bölgede İnsan ve Müslüman katliamına göz yuman bütün devletlerin üzerine olsun!

***

Terör devleti İsrail…

Devlet terörü ve terör devleti… iki kavram da İsrail söz konusu olunca gayet uyumlu bir şekilde yan yana gelebiliyor. Zira İsrail 1948’den bu yana işgal ettiği topraklarda sistematik terör ve soykırım uyguluyor. Müslüman Araplara kan kusturuyor. Müslüman öldürmekle devlet terörüne, Arapları öldürmekle de soykırıma imza atmış oluyor. Her ikisini yapmış olmakla devlet terörü ve zulmün zirvesine çıkıyor, İsrail açıkça insanlık suçu işliyor. Geçen haftalarda onlarca Filistinli sniper tüfeklerle şehit edildi. Pek çok Filistinlinin evine, toprağına el konuldu. 1948’deki Filistin haritası ile bugünkünü kıyaslayın aradaki korkunç farkı göreceksiniz. Sabra ve Şatilla katliamları Der Yasir katliamları ve niceleri… İsrail devlet terörüyle Filistinlilerin topraklarını ellerinden alıyor. Sesini çıkarıp itiraz edeni de hunharca öldürüyor. Ve biz hiçbir şey yapamıyoruz bağırıp çağırmaktan başka… Sadece kükreyip duruyoruz. Ve İsrail hâla işgal etmeye, öldürmeye devam ediyor. Lütfen aşağıdaki haritayı bir inceleyin…

***

Abdo Kolika’nın Dramı

Abdo Kolika, çaresiz bir baba. Bizdeki çaresiz babalar gibi... PYD Afrin’de yaşayan Abdo Kolika’nın oğullarından birisini savaştırmak için istiyor. Abdo önceleri vermek istemiyor. Vermezsen kızlarını götürürüz diyorlar. Ölümcül baskılar yapıyorlar bu çaresiz babaya. Adamcağız en sonunda oğulları arasında kura çekiyor ve büyük oğlunu vermek zorunda kalıyor. Aksi halde kızlarını alıp götürecek PYD. Bizde de PKK aynısını yapmamış mıydı? Zorla mezralardan, köylerden örgüte eleman kaldırmadılar mı? Ailelerin daha okul çağındaki çocuklarını cebren ve tehditle dağa çıkarmadılar mı? Dönelim Abdo’ya ve oğluna.  ÖSO, PYD militanlarını yakalayıp sorguya aldığında Abdo’nun dağa zorla götürülen oğlu PYD militanları arasından çıkıyor. Zorla dağa götürülen evlat, verdiği ifadede şunu söylüyor: “Örgüt beni zorla aldı. TSK Afrin’e girince bana bir umut ışığı doğdu. Ellerinden sıyrılmak için fırsat kolluyordum. Bu arada ÖSO ve TSK askerlerine bir kurşun dahi sıkmadım bilerek. Sonunda TSK bölgeye gelince ellerinden kaçma imkanı buldum.” Benzer hikayeler, benzer öyküler. Çok uluslu terör örgütü PKK-PYD’nin Kürt çocuklarını nasıl avladığının, kandırdığının ve kullandığının hikayesidir bu. Terörle silahlı mücadele şart, ancak işin siyasi, kültürel, dini, sosyal ve psikolojik tarafı kesinlikle ihmal edilmemeli.

***

Aleviler neyimiz olur?

Alevilik meselesi çok tartışıldı Türkiye’de. Her yönüyle konu masaya yatırıldı. Zaman zaman konu öyle noktalara getirildi ki, Alevi kimlikli vatandaşlarımızı üzecek noktalara geldi iş bazen... Hoca Ahmet Yesevi’nin öğretisini ve izini takip eden Aleviler bu toplumda neden bu zamana kadar farklı bir yere konuldu? Orta Asya’dan çıkarak Anadolu topraklarına gelen Türkler Ahmet Yesevi’nin ahlak ve öğretisini esas alarak fütüvvet ve kardeşlik ruhuyla yola çıkmadılar mı? Adına Sünni dediğimiz ve Ahmet Yesevi’nin izinde Anadolu’ya yerleşen Türkler ile adına Alevi değimiz ve Yesevi’nin izinde Anadolu’ya gelen Türkmenler arasında ne kadarlık bir fark var? Türkiye’de Alevilerle Sünniler bir ebrunun desenleri gibi iç içedirler. Mesela mozaik metaforu üzerinden tanımlama yapmaya kalkmak dahi başta Alevilere haksızlıktır. Çünkü mozaik küçük küçük ve kırılmaya müsait parçalardan oluşur. Oysa ebru iç içe geçmiş desenlerdir, birbirinden ayırt etmeniz imkansızdır. Bugün Alevilik üzerinden oyun kuranlar ve Alevi-Sünni çatışmasını körükleyenler büyük bir ateşle oynuyorlar. Kimse Alevileri terörize etmeye kalkmasın, bedelini ağır öder. Bu ülkede kardeşin kardeşe kurşun sıktığı günler çoktan geride kaldı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.