Türkiye, çok partili hayata geçiş ile beraber darbeyle karşı karşıya kaldı. Aslında askeri bir ihtilalın sonucu olarak kurulmuş olan Cumhuriyet, 27 Mayıs 1960 tarihinde kendini yeniden güncellemiştir. Bunanla beraber, 27 Mayıs, bu ülkenin her on yılda bir karşı karşıya kaldığı antidemokratik bir geleneğinin anası ve başlatıcısıdır. Bundan sonra her on yılda bir, kah klasik askeri yöntemlerle kah muhtıra veya post-modern metotlarla sistem tersyüz edilmiş ve darbe ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu çerçevede; 21 Mart 1970, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 tarihleri, bu ülke insanlarının mağduriyete ve haksızlıklara uğramasının gündönümleridir.

İşte, bin yıl sürmesi planlanan bir post-modern darbenin yıldönümündeyiz… Yine bir Şubat soğuğu… Öncelikle bu darbenin, farklı dinamiklere sahip ve bu ülkenin yaşamış olduğu geçmiş darbelerden oldukça ayrı bir hüviyete haiz olduğunu vurgulamalıyız. Bu darbe, sadece askerin değil, askerin aparatı olmuş sivil kurumların da içinde olduğu ve görev aldığı bir darbedir.

28 Şubat; öncelikle askerin sahneye koyduğu, medyanın, farklı sermaye gruplarının, bürokrasinin, yargı kurumlarının, üniversite ve dış güçlerin destek verdiği antidemokratik bir gösteridir. Bu gösteri; başta bu milletin kendisine, ardından da siyasete, ekonomiye, dine, dindarlara ve bizatihi ordunun kendisine karşı düzenlenmiştir. Ordu, alaşağı edilmiş, güçsüzleştirilmiş ve pasifize edilmiştir. Bu bağlamda 28 Şubat’ın ilk kaybedeni Ordunun kendisi olmuştur.

Bunun yanı sıra, milyonlarca seçmenin oyuyla seçilmiş olan iktidar partisinin kapısına mühür vurulmuş, Refah Partisi kapatılmıştır. Binlerce üst düzey bürokrat ve asker anti-demokratik gerekçelerle işlerinden atılmıştır. Toplumun bir kesimine karşı nefret suçu işlenmiş ve kötülük sıradanlaşmıştır. Sayıları milyonlara varan kız öğrenciler, sadece başörtüsü taktıkları gerekçesiyle eğitim ve öğretime devam edememiş, okuldan uzaklaştırılmış ve kötü muamelelere maruz kalmıştır. Bu darbenin sadece “irticaa karşı değil, İsrail’le ilişkilerin sürmesi için de yapıldığını belirten Çevik Bir’e göre yapılanlar, “Demokrasiye balans ayarı”ymış. Bu gösteri, demokrasiyi yeşertmek(!) için ekilen nefret tohumlarıdır.

Ötesi yok; 28 Şubat tarihinde yapılmış olan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararlar ile darbe düzeneği harekete geçirilmiş ve durumdan vazife çıkaran anti-demokratik güçler, seçilmiş hükümeti itibarsızlaştırmak maksadıyla darbe ortamına zemin hazırlamıştır. Aslında yapılanların amacı, hükümeti istifaya zorlamaktı.

Bu toplum yaşananları hiç unutmamalı ve ders çıkarmaya devam etmelidir. İşte bundan dolayı, darbeye zemin hazırlayan her kim varsa hesap vermeli, toplumun vicdanında yargılanmalıdır. Nasıl darbenin askeri ayağı yargılanıyorsa siyasi, ekonomik ve medya ayağı da yargılanmalıdır. Çünkü bu anti-demokratik eylemin topluma faturası oldukça ağır olmuştur. Ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak bu ülke iflasa sürüklenmiştir. Batan veya batırılan bankaların yanı sıra devlet, üç yüz milyar dolar zarara uğratılmış; toplum kutuplara ayrılmış ve siyaset gibi farklı kurumlar itibarsızlaştırılmıştır. Güven krizi de cabası… Bunlara sebep olanlar, neden hesap vermesin!

Ancak asıl tehlike, yeniden uyandırılmaya çalışılan 28 Şubat zihniyetidir. Uyanık olalım.

Aman dikkat!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.