Süleyman Yalçın

Mehmet Nuri Yardım 21.12.2016


Türkiye'nin mümtaz ilim, fikir ve gönül insanı, Aydınlar Ocağı eski Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yalçın Hakk'a yürüdü. Üstat Necip Fazıl Kısakürek'in doktoru da olan Süleyman Hoca'nın cenaze namazı Fatih Camii'nde dindaşları ve gönüldaşları tarafından kılındı, sonra da Çanakkale Eceabat'a götürülüp Anafartalar Aile Kabristanı'nda toprağa verildi. 1950-1980 yılları arasında Türkiye'nin kültürüne, sanatına, ilim, fikir ve inanç dünyasına en çok hizmet edenlerden biriydi. Bir çok hayırlı hizmetin içindeydi, pek çok vakfın kurulup hizmet vermesinde önayak oldu. “Alimin vefatı âlemin vefatıdır” buyrulmuş. Ailesine, dostlarına sabırlar diliyorum. Türkiye'nin başı sağ olsun.

Fikir dünyamızın mimarlarından olan, düşünce, sanat, edebiyat, kültür ve medeniyet merkezli bir çok faaliyetin içinde yer alan Süleyman Yalçın, 1926 Çanakkale doğumluydu. Temel eğitimlerini tamamladıktan sonra tıbbı okudu ve karaciğer uzmanı olarak mesleğinin zirvesine çıktı. Yazar olarak Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla tanındı. Daha sonra Aydınlar Ocağı Genel Başkanı olarak yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalarla dikkat çekti. Yazılarını Büyük Doğu, Yeni İstiklâl, Kök, Boğaziçi dergileri ile Orta Doğu ve Tercüman gazetelerinde yayımladı. Tıbbî yazıları ve ortak kitaplarda imzası vardır.

Ruh ve gönül dünyamızın mimarlarından olan Süleyman Hoca hakkında 18 Şubat 2012 tarihinde Beyoğlu TZT Kültür Merkezi'nde bir saygı toplantısı düzenlemiştik. O tarihî güne bütün dostları katılmış ve Hoca hakkında hüsn-ü şahadette bulunmuşlardı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ESKADER'le birlikte düzenlediği toplantının konuşmacıları arasında Dr. Salih Tuğ, merhum Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Dr. Metin Eriş de vardı. Konuşmacılar, tanıdıkları büyük mefkure adamını anlatmışlardı. Derinliği olan, vefa yüklü, anlamlı ve hayırlı bir program olmuş, Süleyman Hoca da her zamanki mütevazı kişiliği ile teşekkür konuşması yapmıştı. O konuşmasında ideallerinden bahsetmişti.

Yalçın'ın yakın dostlarından Prof. Dr. Salih Tuğ, Süleyman Yalçın ile tanışmalarının çok eskilere dayandığını belirterek, şöyle devam etmişti: “Hukuk okuduğum yıllarda Sultanahmet'te millî değerlere bağlı bir hoca var diye duyuyordum. Hocamız, tam gün hastalarıyla ilgilenmiş, talebe de yetiştirmiştir. Zamanın ve fikri kazancının zekâtını tam manasıyla vermiştir. Hocamın malı mülkü olamadığını biliyorum, ama hocamız Allah'ın verdiği vakitten zekâtını vermiştir.” Nevzat Yalçıntaş da konuşmasında “Süleyman Yalçın'ın aziz milletimizin inançlarını kesin bir dille savunan bir savaşçı” olduğunu söylemişti. Dr. Metin Eriş ise Yalçın'ı Aydınlar Ocağı'nın kuruluşu sırasında tanıdığını belirterek, “Süleyman Bey, lider vasfını kullanarak Kabataş Lisesi'nde hocalarını cuma namazına götürmüştür. Hocamız, her zaman fevkalade dikkatli, âdeta hasta muayene eder gibi sabırlı, itidalli ve yön belirleyici vasıflarıyla toplantılarda temayüz ediyordu. Çalışmalarımızda ortaya çıkan heyecanı dizginleyen, çözümler üreten yapısıyla mutlak olarak aramızda itidal unsuru olmuştur.” diye konuşmuştu. 

Süleyman Yalçın ülkesini ve insanlarını çok seven, devamlı düşünen, kafa yoran, i'mâl-i fikr eden ve ortak paydalar üretip uygulamak isteyen bir mütefekkir, bir inanç ve aksiyon adamıydı. 1970'lerin sonuna doğru, Amerika'da bulunduğu sırada zihninde tasarladığı bir düşünceyi geliştirdi ve ortaya koydu: “Türk-İslâm Sentezi.” Daha sonra çeşitli çevreler tarafından yanlış yönlere çekilen ve hedefinden saptırılmaya çalışılan bu görüş, Müslüman Türk'ün ezelî dâvâsını, İ'lâ-yı Kelimetullah fikrini, Nizâm-ı Âlem idealini, Türk Cihan Hakimiyeti mefkuresini ve Kızılelma hedefini temsil ediyordu. Amaç, millî kimliğini bilen, değerlerine sahip çıkan, inançlı Müslüman insanının ruh profilini inşa ve ihya etmekti. Bu başarıldı da. Milli aydınlar tarafından başlatılan, başlatılan, ardından Mehmet Âkif, Yahya Kemal, Peyami Safa, Cemil Meriç ve Tanpınar ile geliştirilen, ama daha sonra Necip Fazıl Kısakürek, Ziya Nur Aksun, Erol Güngör, Cemil Meriç ve Sezai Karakoç gibi mütefekkirler ile hakiki yerine oturtulan ve esaslı bir sisteme bağlanan fikir manzumesiydi bu.

Milletimizin Müslümanlığından soyutlanamayacağını söylerdi. Soylu ve kahraman Türk insanı, şereflendiği İslâm ile en yüce mertebeye ulaşmıştı. Süleyman Yalçın, tarihçi İbrahim Kafesoğlu ve arkadaşları tarafından da benimsenen bir tespitle Türk'ü “Türkçe konuşan Müslüman” olarak tarif ve tavsif ediyordu. Yıllar boyunca gereksiz tartışmaların, saçma münakaşaların önü kesilip atılmış ve aziz milletimizin mayasının İslâm olduğu böylece vurgulanmıştı. Ancak bundan rahatsız olanlar vardı. Bu yerli, millî ve insanî fikirleri hazmedemeyenler, Süleyman Yalçın Hocayı ve dava arkadaşlarını hedef seçmişti. Onu karalamaya ve aydınlık fikirlerine çamur atmaya yeltendiler. Ama güneş balçıkla sıvanmazdı elbet. O nurlu nesle “karanlık” yaftasını asmaya kalkan gazeteciler mahcup duruma düştüler ve izbe sokaklara saptılar. Zira Süleyman Yalçın Hoca ve idealist, serdengeçti dostları, her zaman bu mübarek toprakların değerlerine sahip çıkmış, hayırlı nesiller yetiştirmek gayesiyle gece gündüz çalışmışlardı. Bundan dolayı isimleri aziz milletimizin gönlünde yer bulmuştur. Bunun için her zaman rahmetle, şükranla ve saygıyla hatırlanacaklar.

 


Etiketler: