Yirmi birinci yüzyılda modernleşmenin zirvesine çıkarken, sanayi ateşinde en fazla erittiğimiz şey ne yazık ki tabiattır. Üretirken de yok ediyoruz, tüketirken de yok ediyoruz. Onu korumak için yasalar çıkarıyor ve yasalarla birlikte tabiatı da acımasızca çiğneyip geçiyoruz. Oysa tabiatın yasaları, bizim yaptıklarımızdan her zaman daha şiirsel ve bir o kadar da akıllıcadır. Kendine hayran bırakır. Bütün canlıların ortak yaşam alanı olan tabiat, (bütün inanç ve düşüncelerin ötesinde) herkesin ortak paydası ve müşterek sorumluğu olmalıdır. Ancak böylece korunur ve geleceğe aktarılır.

Tabiat bize olması gerekeni çok zaman kendi dilince hatırlatır. İyiyi, güzeli, doğruyu ve faydalıyı öğütler. Tabiatın tercümana ihtiyacı yoktur, onun güzelliğini anlamak için, açık bir ruh yeter. Daha önceleri ateşi söndüren tek hayvan olan gergedanın, kendine hayran bırakan bu meziyetini görmüştük. Hayvanların hepsi doğası gereği ateşten korkmasına karşın; orman yangınlarında ateşin üzerine basa basa söndürmeye çalışan gergedanlar çok defa kameralar yansımıştır.

Gerçek, kurgudan daima daha enteresandır. Bu, tarih boyunca böyle olmuştur. Öyle ki insanı hayrete düşürür ve derin düşünmesini sağlar. O kahraman kediden sonra tabiatı yeniden düşündüm. Daha iyi bir hayat bahanesiyle, her gün biraz daha kirlettiğimiz, yok ettiğimiz, öldürdüğümüz tabiatı. Nasıl olurda insan en büyük dostuna, yaşam kaynağına bu denli bir zarar verebilir? Bu nasıl izah edilebilir?

Çöplerin tabiatta yok olma süreleri göz önüne alındığında, tek bir insanın ömrü boyunca tabiata verdiği zarar, astronomik rakamlara ulaşıyor. Düşünmeden çevremize attığımız çöpler, atıklar tabiata korkunç zararlar veriyor. Bu günden, binlerce yıl sonrayı yok ediyoruz. Binlerce yıl toprakta çözümlenmeyen, yok olmayan maddeler var. Bunlardan, günlük hayatta en çok kullandıklarımızın, tabiatta yok olma sürelerine bir bakmakta fayda var. 

Cam şişe 4000 4500 yıl, çiklet 5, teneke kutu 10, Pet plastik şişe 450 yıl, izmaritler 2 yıl, plastik çakmak 100 yıl, gazete ve kâğıt atıklar 3 ay. Poliüretan köpük 1000 yıl, Alüminyum 100 yıl, karton süt kutusu 3 ay, yün çorap 1-5 yıl, çay bardağı 50 yıl, olta ipi (Misina): 600 yıl, kontrplak: 1-3 yıl, atılabilir bebek bezi 450 yıl.

Eskiler tebdili mekânda ferahlık vardır, derler. Bu sebepledir ki her fırsat bulduğumuzda şehrin gürültüsünden dağlara, kırlara en azından doğayla baş başa kalacağımız yerlere kaçarız. Pikniklerde, eğlence ve mesire yerlerinde günümüzü gün ettikten sonra, geride bıraktığımız çöpten enkazın nasıl bir tahribata sebep olduğunu gerçekten bilsek acaba buna cesaret edebilir miyiz? Umarsızca fırlattığımız bir cam şişenin beş bin yıl bir vebal gibi orda kalacağını düşünsek, bunu yapabilir miyiz?

Yeni yaşam alanları, toplu konutlar ve muhtelif inşaatlar inşa ederken, tabiatı nasıl bir nefretle öldürdüğümüzün gerçekten farkında olsak, bu cinayeti gene de işleyebilir miyiz? Kendi geleceğimize bu kadar kolay ve rahat bir şekilde beton dökebilir miyiz? Değil mi ki hiçbir kazanım tabiatın kaybını telafi edemez.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Rize'de il danışma meclisi toplantısında Ayder Yaylası ve Uzungöl ile ilgili olarak açıklamalarda bulundu. Çok hassas ve hayati bir noktaya parmak bastı. İkazı adeta tabiatın feryadıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şu andaki Ayder, bizim temsilimiz olamaz. Allah'ın bize verdiği Ayder bambaşka, biz Ayder'i kirlettik, rezil ettik. Bu yerler üzerinde İnşallah devlet olarak da özellikle duracağız. Ayder'i kentsel dönüşüm ile hakikaten şanına yakışır hale getireceğiz. İçişleri Bakanımız ile Uzungöl'ü görüştük. Aynı değişim dönüşümü Uzungöl'de yapmamız lazım. Bunlar çekim alanı. Anlık kazançlar uğruna güzelliklerimizin tahribine asla müsaade etmemeliyiz." Diyerek doğal güzelliklerimize sahip çıkılmasına ve tabiatın korunmasına işaret etti.

Hiç şüphe yok ki değerli olan her şeyin mutlak manada muhafazası söz konusudur. Onu muhafaza edecek olan da ona sahip olan, ondan istifade edendir. Bu bağlamda söz konusu değer tabiatsa, onu korumak ondan istifade eden herkesin asli ve öncelikli vazifesidir. Devlet yasalarıyla, kurum ve organlarıyla tabiat için seferber olurken, insanımız da tabiatı korumak için harekete geçmelidir.

Henüz İlkokul çağında çocuklarımıza tabiat sevdirilmeli ve hayatları boyunca tabiatın koruyucuları haline getirilmelidirler. Tabiat yoksa hayat da yok gerçeğini ilke edinmelidirler. Eğitmen ve öğretmenlerimiz, akademisyenlerimiz, din adamlarımız tabiatın korunması noktasında büyük gayret sarf etmelidir. Basın ve medya tabiatın korunması için insanları bilinçlendirmelidir. Çünkü tabiatı ancak bilinçli insanlar korur.

İnsan sadece sevdiğini koruduğu gibi, tabiatı da ancak, seven insanlar korur. Korunan tabiat, korunan yarınlar, muhafaza edilen gelecek demektir. Tabiat, daima gülümseyen bir anne gibidir, rüyalarımızı doldurur ve kederlerimizi dağıtır, der bir düşünür. Hiç unutulmamalı ve daima hatırlatılmalıdır ki tabiat ancak bir anne gibi görüldüğü ve sevildiği sürece korunabilir. Anlık kazançlar, hele de tabiat söz konusu olduğunda büyük hüsranların körebesidir. Dünden aldığımızı yarına devretmek tabiata karşı borcumuzdur. Dileğimiz, temennimiz ve umudumuz, tabiatın bu anlayışla korunmasıdır. 

Selam ve dua ile


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.