Felsefenin bilinen yazılı tarihi içerisinde Yunan felsefesinde tabiattan insana doğru dönüş, önemli bir kırılma noktası da sayılır. F. M. Cornford, Sokrates Öncesi ve Sonrası isimli kitabında, Sokrates’ten önce İyonya doğa bilimini daha sonra tüm Avrupa biliminin gelişimini sağlayan bir başarı işareti olarak görmektedir. Ona göre, Sokrates İyonya bilimini insanın kendisi ve doğru yaşam yolu hakkında bilgi edinmek açısından fayda içermediğinden faydasız görmüş ve yaşamın buradaki ve şimdiki amacına yoğunlaşmıştır. Yazarın uzun vadede temel iddiası, Sokrates’le birlikte bilim ve felsefenin, inancın egemenliğine girdiği şeklindedir.

 Doğrusu bu cümleler hem tarihte hem de bugün birçok önemli konuyu zihinlerde çağrıştırmaktadır. İlkin, tarihsel sürece bir bakalım. Ortaçağ’da katı dogmaların bilimi egemenliği altına aldığı bir zaman diliminde çıkış, insanın kendisi dışında tekrar tabiata bakışı ile sağlanmıştı. İnancın kendi içerisinde sürekli kendisini doğrulayan ve evrenselleşme ihtiyacı hissetmeyen doğası, kilisenin de tahakkümünü birlikte getirmiştir. Bu sebeple Bacon’ın Batı tarihinde başlangıç noktası olması bağlamında önemli bir yeri vardır. O, Novum Organum’da tabiata yöneldi.

Bunu takip eden süreçte gözlem, tümevarım gibi bilgiyi elde etmede öne çıkan yöntemler, aynı zamanda dış dünyanın, nesnelerin dogmalar ve inançlar dışında bilgisini elde etmenin çabaları olarak ortaya çıkarmıştır. Nihayetinde bu süreç, Batı dünyasındaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerle kendisini göstermiştir.

İslam dünyası ise, ilimlerin tedvini ve inancın felsefileştirilmesi ve bilimsel gelişmeler ile kendisini ortaya koymuşken, bu bakış açısını 13. Yüzyıldan itibaren kaybetmeye başlamıştır. Bugün gelinen noktada ise inanç ile bilgiyi özdeşleştirmiş halde, kendi sınırları içerisinde patinaj yapmaya devam etmektedir. Bugün kabul edilmelidir ki, dış dünya ve nesnelerin bilgisini elde etmek ve perspektif geliştirme noktasında Batı dünyası egemenliğini sürdürmektedir.

Şu anda İslam dünyasının bu bağlamda iki şeye ihtiyacı vardır. Dış dünyanın ve nesnelerin bilgisini üretme ve yöntem geliştirerek bilim yapma. Bunu, bir anlamda realitenin betimlenmesi ve bilgisinin elde edilmesi olarak da sunabiliriz. İkincisi de, realiteyi metne sıkıştırmaktan vazgeçerek, metni tekrar realite ile açmaya çalışmak. Kur’an-ı Kerim’de, modern teknolojik gelişmelerin birebir kaynağını arama tavrının devam etmesi, realiteyi metne sıkıştırmaya çalışmanın bariz göstergesidir. Müslümanların bilimsel bir tavır ve tartışmaya ihtiyaçları bulunmaktadır.

Kitabın ikinci iddiasının Sokrates’in sorduğu soru ve bilimin inancın egemenliğine girmesi meselesidir. Esas itibarıyla Sokrates’in insan yaşamının temel hedefine dair sorduğu soru yanlış değildir ve bugün de kanaatimizce hayatiyetini sürdürmektedir. Batı dünyası bilimleri geliştirirken, bu arada metafizik olanı ihmal ettiğinden, insana dair bu önemli soruyu da cevaplandırmakta problem yaşadı. Fakat bu, bilimlerin değersizleştirilmesi gibi bir tavrı da gerektirmez. Modern zamanlarda Müslüman dünyada yaşanan önemli sıkıntılardan birisi de, bilim ile inanç arasında yaratılan karşıtlıktır. Böyle olunca, inanç bilimin karşısına bir alternatif bilim olarak çıkarılmıştır. Halbuki bu mesele geçmişte, İbn Rüşd’ün din ile felsefe birbirinden emen süt kardeşidir ifadesiyle bir zemine oturtulmuştu.

Tam da bu sebeple İslam dünyası tabiata biraz uzak durmuştur; dolayısıyla bilime. İşin kötü tarafı; içinde yaşadığımız dünyada “insan”a dair  kuşatıcı bir cevap da üretememiştir. Dünya bu sebeple bir kriz yaşamaya devam etmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner624