Zorlanıyordum zaten. Vicdanım ile vücudum arasındaydım. Tazeliğim ve gösterilecek güzelliğim sürekli beni bu tarafa yönlendiriyordu. İnancım ve görünmeyen güzelliğim öte taraf diyordu. İki taraf arasında gidip geliyordum.

Ailem de hep düşünceliydi. Bir gün geri dönersem bu kararımdan. Fakat başarmıştım bu emri uygulamayı. Zaman da bana alkış tutuyordu ne güzel olmuş diye. Ancak ben bunun yüzünden sadece bizim mahallede rahat ettim gönlümce. Bazen başka mahalleye seyahat ederken yolumuz düşüyordu kokonaların arasına. En büyük tacizi görüyordum orada.

Çok güzeldim ve herkes tarafından sevilecek yaştaydım. İstemeden de olsa bana bu güzelliğim hatırlatılıyordu. En büyük hatırlatmayı da hem cinsimden olanlar yapıyordu. Hep böyle iltifatla karşılaşacağım diye güzelliğime odaklandım. Ama bugün çok üzüldüm. Size anlatmalıyım.

Minik bedenimle yine etrafa cilve saçıyordum. Benim gibi görünenlerin duasını alıyordum. Çok yakışmış diyorlardı. Bizleri de mutlu ettin söylüyorlardı. Tam bu anı yaşarken. Bir kaç kez yaşadığım ama böyle bir hanımefendiden hiç ummadığım sorularla karşılaştım. Güzel giyimliydi. Kültürlü ve şehirliydi. Hatta hatırladığım kadarıyla üniversitede hoca mıydı neydi. Bir taraftan kendiyle meşguldü ve etrafı da kendiyle meşgul etmek istiyordu. Diğer taraftan da benimle konuşma fırsatı kolluyordu. Usulca yanaştı yanıma. Birazcık benimle ilgilendi. Sonra can sıkıcı soruyu o güzel dudaklarından döküverdi.

-Yavrucuğum yaşın küçük hava da sıcak. Neden başını örttün sen. Körpecik biri olarak sıkılmıyor musun böyle şeylerden.

Hemen cevap vermek istedim. Çünkü bu sorulardan gına geldim.

-Teyzeciğim ben buradaki sıcakta yanmaya razıyım cehennemde yanmamak için. Bunu bilmenizi isterim dedim.

Cevabım onu şok etmişti. Böylesini hiç işitmemişti. Ama o sormaya devam etti. Ben de cevap vermeye.

-Ama evladım sen daha küçücüksün. Yaşın büyüyünce bunu düşünürsün. Hatta daha fazla o zaman yakışabilir sana. Neden şimdi girdin böyle bir kılıfa.

Tahammülsüzlüğün bu kadarına pes demiştim. Biraz nezaket dışı da olsa cevabımı vermiştim.

-Siz büyüdünüz de ne oldu. Sadece başınız değil her tarafınız görünür oldu. Bence yılanın başını küçükken ezmelisiniz. Yoksa ömür boyu sizin gibi vicdanın ezikliğiyle her yerde inlersiniz.

Galiba bu cevabıma çok kızmıştı teyze. Ne yapalım her tahammülsüzlük bir gün mağlubiyetle karşılaşır böyle.

Bu konuşmadan sonra dönmüştüm ailemin yanına. Bir tarafım zafer kazanmış edasındaydı diğer tarafım ezada. Anlattım olanları ebeveynime. Üzülmüşlerdi onlar da bu elim hadiseye.

Annem verilen cevaplara sevinmiş gibi duruyordu. Çünkü bu durum onun da hatıralarını tazeliyordu. Bir ah çekti derinden.

-Ne zaman ülkem kurtulacak bu geri kafalı tiplerden dedi.

Yutkundu ve biraz bekledi. Sonra:

-Keşke biraz daha nazik olabilseydin evladım. Belki kötü niyetli değildi o teyzen. Sadece vicdanen rahatsız olduğu için böyle konuşmuştu seninle. Biz örselensek de insanları örselememeliyiz. Bu emrin sevabını Allah’tan beklemeliyiz dedi.

Babam ise koltuğunda bizi dinliyordu. Çok üzülmüştü bu duruma. Bir asırlık bu bağnaz tartışmanın ne zaman biteceğini düşünüyordu. Bunu yapanlar çağdaş görünümlüydüler. Lakin bağnazlığın en koyu karanlığındaydılar.

Biliyordum babam hep arkamdaydı. Beni bu tiplerden koruyan meleğim gibiydi. Hüznümü önce babamla paylaşırdım. Onun sesini duyunca bu tacizlere aldırış etmezdim. Ama bu defa fena içerlemiştim. Ülkemin aydını ve kültürlüsü böyle yapıyorsa avamı ne yapardı kestirememiştim. Bu nedenle de babamın tavrını öğrenmek istiyordum. O da isteğimi hissetmiş gibiydi. Yerinden doğruldu ve şefkatle elimden tuttu. Sevgiyle yanağıma öpücük kondurdu.

-Bak evladım bu ülkenin avamında yok problem. Esas problemli olanları aydınlarıdır. Çünkü onlar ne kendi gibi kalabildiler ne de başkası olabildiler. Doğu ile batı arasındaki alaca karanlıkta varlıklarını herkese kabul ettirmek istediler. Hayatı yaşamak istediklerinde batılı oldular ve her değeri unuttular. Ölümle karşılaşınca bizden daha doğulu oldular. Bütün inancı bir seremoni gibi uyguladılar.

-Sevgili yavrucağızım sen üzülme bu tarz muamelelere. Onlar senin gibi olamadıkları için taciz ediyorlar. Vicdanlarını karanlıkta bırakıyorlar. Yaş ilerleyince senin gibilerle övünürler. Ama kendi değerlerine yabancılaşmayı çağdaşlık diye ileriye sürerler. Doğru biz çağdaş değiliz belki. Ama Allah’ın emrine uymakla çağlar üzereyiz tabiki.

-Sen merak etme babişim. Bu günler de geçecek. Sana bunu reva görenler o tarafta seninle yüzleşecek. Sen yine de hakkını helal et. Asıl hak sahibine bırak onun emrine itaat et. Ha bir de lütfen nezaketi elden bırakma. Ne olursun kendini rahatlatacaksın diye etrafı yıkma. Elbette benim hakkım ne olacak diyebilirsin. Ama bir tanem sen zaten Allah’a kul olmak ve emrine uymakla ücretini alıvermişsin.

-Babinin bir tanesi bu ne ilktir ne de son olacak. Allah yolunda gidenin etrafı dikenlerle dolacak. Sen yalnızken yalnız değilsin bunu bil. Her derdinin devası Rabbindedir daima önünde eğil.

muzaffer edalı halim gitmişti ve kendime gelmiştim. Babamın konuşmasından sonra bu halime daha çok sevinmiştim. Ama bir de anlamıştım ki ağzıma gelen her kelimeyi söylememeliyim. Bu eziyetlerin sevabını Allah’tan beklemeliyim.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Huseyin ZAVALSİZ 2017-09-30 11:52:33

Allah razı olsun Mehmet Emin beyden yazisi için inançlı ve vicdanlı insanları Allah ım hayatımizdan eksik etmesin.

Avatar
Muhammed Şerif AZARKAN 2017-09-30 12:10:58

Kaleminize sağlık M.Emin ULUDAĞ HOCA