Dinin hayatımıza girmesiyle birlikte elbette Müslümanlar kendi manevi standartlarına bağlı olarak ardına düştüğü imam ve liderin de hayat standardında yükseklik bekliyor.

Tabi bunu yaparken her Müslüman kendince bazı standartlar ortaya koyuyor.

Mikrofunu eline alan bu standartları dinleyiciye sunarken kalemi eline alan da bu standartları köşesine taşıyor.

Bu tür söylemler ilk etapta kulağa pek bir hoş geliyor.

Ayetin tabiriyle sarhoşluk verici maddelere benziyor bu tür söylemler.

Bu durumlarda hoşa gitmeyen şeyler hoşa giden maddelerin içine şeytani bir mantıkla gizlenip alıcıya ustalıkla servis ediliyor.

Hak ve batılın hem de Müslüman eliyle karıştırılarak servis edilmesinden başka bir şey değildir yapılan.

Tanımlama hastalığı…

Biz Müslümanlar maalesef birbirimizi tanımlamak ve tanıtmaktan bir türlü vazgeçemedik.

“Makbul Müslüman…”

“Tabi olunacak imam…”

“İmam da aranacak şartlar…”

“Lider dediğin adam…” hitaplarıyla başlayıp devam eden cümlelerin tamamı birer tanımlama cümlesi.

Müslümanın ne olacağı ya da olmayacağı ile ilgili sarf edilen cümlelerin tamamı sübjektif tanımlamalardan hareketle edilmiş cümleler.

“Müslüman dediğin tasavvuf ehli olmalı. Bir mürşide bağlanmalı ama uçan kaçan mürşide değil…”

Veya aksine, “Müslüman dediğin tarikat ehli olmamalı. Mürşidin karşısında ölü gibi olmak Müslümanın hangi vasfı olabilir?”

“Lider/imam dediğin tarihselci olmayacak. Fazlurrahmancı olmayacak. Ehli Beyte sövmeyecek. Fısk ve fücur içinde olmayacak…”

“Lider/imam yenilikçi olmayacak. Harici olmayacak. Mutezili olmayacak...”

“Müslüman, ehli sünnet vel cemaatten olacak. Dört mezhebi bilecek ve tabi olacak…”

Allah'ın Kur'an'da tanımladığı, Resulü'nün de uygulama ile gösterdiği tanımlar, Kur'an ve Sünnette yeterince varken yapılan tanımlamalar sonucunda kendimiz dışında herkes bir anda cehennemlik olup çıkıyor.

Bu tür tanımlar ulu orta edilen, Kur'an ve sünnet bilgisine vakıf olmayan insanlarca yapılan tanımlamalar.

Tanımlama içerikli her bir cümleyi, Kur'an ve sünnete vurduğunuzda çoğunlukla sakıncalı görülen Müslümanların Kur'an'da övgüye mazhar görüldüğü, cennetlik ilan edilenlerin ise cehhennem ehli olduğu görülecektir.

Hele bir de bu tanımlamayı yapanların sözü kendi fırkasına getirip şerefli ilan etmeleri yok mu?

Dananın kuyruğunun koptuğu yer tam da burada…

Kendini şerefli ama kendinden olmayanı şerefsiz görmek…

“Şeref/İzzet, Allah'ın Resulü'nün ve mü'minlerindir” (Münafikun, 8) ayeti ortada iken bir kimsenin ortaya çıkıp belli fırkaların diğer fırkalardan daha üstün olduğu gibi bir iddia ile ortaya çıkması cahilliğin daniskasıdır.

Unutulmamalı ki her grup kendini diğer gruplardan daha şerefli gördüğü için ait olduğu gruba devam etmektedir.

Allah ise ‘Ey Müslümanlar! Hepiniz bu kitaba ve peygambere tabi olmakla ancak şerefli olursunuz. Şerefi, kendinizde ve fırkanızda umduğunuz an zelil olursunuz' diye uyarıyor.

Hakkı yaymada yarış, hizmette kalite için elbette çeşitli nedenlere bağlı farklı grupların olması muhtemeldir.

Vardır ve olmalıdır da…

Ama rakip olarak değil.

Yeri geldiğinde bir araya gelmesini, konuşmasını, kucaklaşmasını bilerek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.