İnsanoğlu yüzyıllardır bir şekilde Tanrı ile ilişki kurmaya devam etmiştir. Tanrı ile ilişkinin en önemli boyutu, insanın varoluşu ile yakından ilintili olmasıdır. Bu sebeple, tartışmaların odağında olmaya devam edecektir. İnsanın ölümlü bir varlık olarak “mutlak”a olan yönelişi, hiç şüphesiz farklı biçimlerde tezahür etmektedir.

Teizm, deizm, panteizm ve hatta ateizmi bu ilişki biçimlerini farklı tezahürleri olarak görmek mümkündür. Teizm, deizm ve panteizm Tanrı fikrini kabul etmeleri ile ateizmden ayrılmaktadırlar. Ateizm genel anlamda, Tanrı’nın varlığını kabul etmeyen bir tavrın adıdır. Fakat pratikte kendi içerisinde bir çeşitlilik taşır. Nihayetinde ateizm, Tanrı’yı bir tek şekilde kabul etmeme yani yekpare bir din gibi değildir. Tanrı’nın varolup olmadığı konusuna nötr yaklaşan, yani bunun bilinemeyeceğini belirtenler ise agnostik olarak nitelendirilir.

Panteizm, Spinoza’da örneğini bulduğu üzere tabiatla Tanrı’yı özdeş sayan; dolayısıyla Tanrı’yı tabiata yayan bir anlayışı ifade etmektedir. Burada personal bir Tanrı fikri geri çekilmektedir. Teizm ise, her an dünyaya, insanlara, tabiata müdahale eden; dolayısıyla insanla tarih boyunca ilgili bir Tanrı düşüncesini resmetmektedir. Peygamber ve kutsal kitaplar teistik inanç üzerinden konuşulan fenomenlerdir. Deizmde ise Tanrı artık insanla ilgilenmemekte; yaratıcılığının gereğini yerine getirdikten sonra; her şeyi ilkelerin işleyişine terk etmektedir. Çokça belirtildiği üzere, deistik Tanrı inancı, Newtonyen dünya görüşü çerçevesinde modern düşünceyle uyuşmaktadır.

Bugün Tanrı ile ilişkiler bağlamında dile getirilen bazı yargılar var. Meselâ; deistik Tanrı inancının gençler arasında yaygınlaşması. Gerçekten böyle bir yaygınlık, sözgelimi Türkiye’de var mı bilmiyorum. Ancak dünya ölçeğinde gözlemlenen bazı fenomenler, bazen direkt bazen da dolaylı olarak deizmin yaygınlaştığına işaret sayılabilir. Meselâ; kurumsal dine olan ilginin giderek azalması, seküler hayatın yaygınlaşması bu bağlamdaki örneklerdendir.

Buradaki esas soru; gençliğin niçin deizme doğru kaydığıdır? Öncelikle kurumsal dini anlayışların, insanların ama bilhassa gençlerin varoluşsal sorunlarına tam olarak cevap veremediklerini belirtmeliyiz. Kurumsal dini anlayışlar, uzun süredir kalıplaşmış, katı biçimde formüle edilmiş anlayışlarla ancak morfolojik temrinler yapmakla yetiniyorlar. Halbuki sorunlar varoluşsal. Peki bununla söz gelimi İslam’ın modern dünyalara yetemediğini mi kastediyoruz? Tabii ki hayır. Ancak Müslümanların bugünkü varoluşsal sorunlara cevap verecek şekilde bir dil üretememelerini sorun olarak ortaya koyacağız.

Peygamberler, geldikleri toplumda yeni bir dirilme sağlayıp, insanları özgürleşmeye çağırırlarken, bugün peygamberlerin bu misyonlarını devam ettirdiğini iddia eden kurumsallaşma, kişi ile kendisi ve varoluşu arasına mesafeler koyarak onu yabancılaştırıyor. Böylece giderek bir imkan olma özelliğini de kaybetmeye başlıyor.

Tam da böyle bir zafiyet noktasında deizmin yaygınlaşmasını (direkt veya dolaylı olarak), kişinin kendisini varoluşsal bakımdan en asgariyi kabul etme şeklinde algılamalıyız. Yani kişi, var oluşsal anlamda mutlak gerekli bir varlığı yani Tanrı’yı kabul ediyor ve kendisini tabiata bırakıyor. Fakat sorunlardan biri şu ki; insan sıcak bir Tanrı bekliyor; yani hayatında her an ilişki kurabileceği ve kendisine tekabül eden bir Tanrı. Fakat böyle bir şeyi bulamadığından, Tanrı konusunda bir iç gerilim yaşadığını düşünebiliriz.

Açıkça söyleyelim: Tanrı adına davranan ve hakikat tekelciliği yapanlar arttıkça, gençler için teizm cazibesini kaybedebilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.