Şiddet olgusunu tüm boyutlarıyla konuşmaya devam etmekte ve şiddetin niçin bu kadar artış gösterdiğini sürekli olarak sormaktayız. Acaba şiddet modern toplumlarda artan bir olgu mudur? Yoksa tarihin bütün dönemlerinde aynı oranda var mıdır?

Doğrusu bu konuda elimizde bir veri yok. Ancak modern bir olgu olarak şiddetin tartışılmasını ve bu konuda esaslı sorular sorulmasını anlamlı kılacak durumlar yaşamaktayız. Şimdi sırasıyla bunlara kısaca değinelim.

Öncelikle şiddet konusunda daha tekil, tikel meseleler üzerinde durulduğunu belirtelim. Meselâ; şiddet gösterenler için alınacak maddi tedbirlere odaklanmak. Maddi tedbirler önemli olmakla birlikte, insanların niçin şiddet gösterdiğini ve buna nasıl bir yaşam ve perspektifin sebep olduğunu daha öncelikli olarak konuşmalıyız. Yine kadına şiddet bir olgusal durum olmakla birlikte, bunun genel şiddet olgusundan bağımsız ele alınamayacağını ve öncelikle bunu üreten bakış açısına odaklanmamız gerektiğini bilmeliyiz.

Peki şiddetin özellikle modern zamanlarda konuşulmasını anlamlı kılan husus nedir? Bunu modern zamanlarda Tanrı ile bozulan ilişki düzeneklerine bağlamakta bir mahzur olmasa gerektir. Baudrillard, çılgınlığı globalizmin ürettiğini söylerken, bunu tersinden okuyarak söylemektedir. Bizdeki medya ve bazı anlayışlar, şiddetin dinden ve Tanrı’dan kaynaklandığını ima eden ve hatta açıkça söyleyen ifadeler kullanırlar. Ancak temel sorun; varlığın düzeneği bozulduğundan, bugün birçok şeyin kendi tabiatının tersine zorlanması; dolayısıyla şiddet üretmesidir.

Peki bu ilişki düzeneği nasıl bozulmuştur. Öncelikle insan merkezli bir evren anlayışına geçişle birlikte, modernizmde hakikatin yegane referansı da insan haline gelmiştir. Bu durum, yeniden dünyanın inşa edilmesi ve ona anlam yüklenmesini de zorunlu kılmaktadır. Baudrillard’ın bu konuda söylediği dikkat çekici bir cümle daha vardır. O, Tanrı ölünce insanın hakikati inşa etme mecburiyetiyle yüzyüze kaldığını ifade etmektedir. Bunun anlamı; Dünyaya insanın Tanrı’dan bağımsız bir anlam yüklemesidir.

Dünyaya, eşyaya ve insana “hakikat” bağlamında yeniden anlam yükleme teşebbüsünde modern insan bulunmuştur. Yalnız önemli sorun; yüklenen anlam ile eşyanın ve evrenin anlamının örtüşüp örtüşmemesidir. Zaten bu konuda geçen yüzyıldan başlayarak kriz daha da derinleşmiştir.

Peki bunun şiddet olgusu ile ne ilintisi vardır? Bu konuda iki boyuta değinilmelidir. Birincisi, Eşyayı, dünyayı ve insanı kendi hakikatine zorlamaktır. Batı dünyası bunu yapmış ve neticesinde sistematik baskı, tahakküm ve sömürü üretmiştir. Öyle ki, eşya bile bu baskıdan zarar görmüştür. Bugün genel anlamda bu şiddetin sonuçlarını yaşamaktayız.

Bunun toplumsal boyutlardaki yansımaları ise, yeniden okunan insanın ve değişen geleneğin karşısında yeni hakikatten kaynaklanan ilişkilerin insanlar arası ilişkilerde şiddeti sonuçlamasıdır. Kadına karşı şiddet de bunun bir parçasıdır.

Meseleye böyle yaklaştığımızda, şiddet olgusunun “genel insan kategorisi” için konuşulmasının zarureti anlaşılır. Dolayısıyla sorunun daha derinlerde yatan sebeplerine inmek gerektiği, tekil örnekler üzerindeki tartışmaların bazen tümeli görünmez kılacağı ifade edilmelidir.

Çoğunlukla din ve Tanrı’nın şiddet ürettiği kalıp yargısından hareketle din olumsuzlanmaktadır. Halbuki, meselenin varlık alanındaki karmaşa ve insanın Tanrı yerine ikamesinden kaynaklandığı anlaşılmalıdır. Kendisini Tanrı yerine koyan insanın şiddet göstermesi ise beklenebilecek bir durumdur. Çünkü insan Tanrı değildir ama bunu kabul ettirmek istemektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ömer Faruk 2018-03-03 08:09:32

Şiddet uygulamanın ilkellikle olan bağına da dikkat etmek gerekir. İlkel insan bir sorunla karşılaştığında ilk olarak şiddet ve kaba kuvvete başvurur. Maalesef bunun karşılık gördüğü de olmuştur. Ancak medeni insan bir sorunla karşılaştığında şiddet uygulamayı düşünmemelidir.

Avatar
Ömer Faruk 2018-03-03 08:15:03

Medeni insanla ilkel insanı ayırmanın bir yolu da sorunla mücadele etme biçimidir. Medeni insanın sorun çözme yöntemi konuşma ve ikna iken ilkel insanın ki fiziksel şiddettir. Bir nevi doğada hayvanlar arasındaki denge gibi. Doğada güçlü klan güçsüz olanı yer. Temel kuraldır. Ancak insanlar için böyle olmamalıdır. Ancak meşhur "insan insanın kurdudur" söylemi dahi liderin nasıl düşünsel olarak işlendiğini göstermeye güzel bir örnektir. İnsanlar arasında güçlünün tahakkümünü önlemede en etkili çözüm yollarından biri İslam dininde vaaz edildiği gibi "mazlum korumak, güçsüz olanı güçlüye edinememek" üzerine bina edilmiş bir adalet sistemi tesis etmektir.