Ahmet Necdet Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı iken Başbakan Bülent Ecevit tarafından aday gösterilmiş ve seçilmişti. 7 yıl tarafsız (!) cumhurbaşkanlığı yaptı. Nazik bir insandı. AK Parti iktidarının ilk yıllarında görevdeydi. Önüne gelen hiçbir dindar yöneticinin atamasını imzalamadı. AK Parti iktidarı, Sezer gidinceye kadar neredeyse tüm kurumları vekâlet sistemi ile yönetti.

Eski Türkiye’de cumhurbaşkanlığı sembolik bir makamdı. Vatandaşlar arasında da “noter” diye nitelendirilirdi. Bu noterliğin son temsilcisi, tarafsızlığı ve noterliği içine sindirmiş olan Abdullah Gül oldu. Gel gelelim, Türkiye’de tabular birer ikişer yıkıldı, sistem kökten değişti. Artık Türkiye’yi aktif şekilde yönetecek partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçildi. Cumhuriyet Halk Partisi ise kalkmış hala tarafsız cumhurbaşkanlığından bahsediyor. Aday gösterdikleri Muharrem İnce, 15 yaşında sokaklarda afiş asmaktan başlayarak 39 yıldır CHP’ye hizmet ettiğini söylüyor ve ekliyor: “80 milyonun tarafsız cumhurbaşkanı olacağım.” İnsanın aklına ister istemez “Kırk yıllık Kani, olur mu Yani?” hikâyesi geliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, Abdullatif Şener’i aday göstermeyi kafasına koyduğu için nasıl bir cumhurbaşkanı diye sorulduğunda “Ekonomiyi bilecek, kavgacı olmayacak, bir başarı hikâyesi olacak” diye tarif etmişti. Şener, ekonomiyi biliyordu, kavgacı değildi ve AK Parti bünyesinde başarı göstermişti. Ama partinin ilkelerine uymayınca da dışlanmış ve diskalifiye edilmişti. Kılıçdaroğlu’nun üç günde bir değişen sözlerini ti’ye almaya yetişemeyen basın, şimdi Muharrem İnce’nin başarı hikâyesinin peşine düşmüş durumda!

***

Abdullah Gül’ü muhalefetin ortak adayı gösterme dayatması tutmayınca, muhalefet partileri cumhurbaşkanlığı seçimi için havlu attı. Cumhur İttifakı dışında her parti kendi adayları ile seçime katılacak. Bu da ilkokul müsamerelerindeki gibi Meral Akşener’in Muharrem İnce ile kendi aralarında “Kim çok oy alacak” oyununa dönüşecek. Televizyonlara çıkıp gündemi yorumlayan uzmanların ortak görüşü, cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda biteceği ve Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimi açık ara kazanacağı yönünde. Dillendirmeseler de muhalefet partileri de bunun farkında. HDP eş başkanı bile ikinci tur için en çok oy alacak adayın kendi adayları olacağını iddia ediyor.

Yeni sisteme uyum sağlayamayan muhalefet partileri, ülkeyi yönetme şansları olmadığını görünce Meclis’e girme telaşına kapıldılar. Kuracakları ittifakla en azından milletvekilliğini kurtarmanın peşindeler. Üstelik eski alışkanlıklarını da devam ettirerek. Deniz Baykal’ın yeniden aday gösterilmesi örneğinde olduğu gibi postu Meclis’e atan dönüp genç ve dinamik adaylara bakmıyor bile…

***

Aday belirleme işini bile son ana bırakan muhalefetin en büyük açmazı ise programsızlığı. AK Parti’nin yarın büyük bir şölenle açıklayacağı seçim bildirgesinde temel haklar ve özgürlükler ön plana çıkıyor. Muhalefetin ise bu konuda neler yapacağına dair elle tutulur bir hazırlığı gözükmüyor.

Uzun süredir değişim, dönüşüm ve atılım için neler yapabileceğini araştıran AK Parti, yeni dönemde daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve daha güçlü bir hukuk sistemi konusunu öne çıkarıyor. İkinci sırada ise büyümenin, buna bağlı olarak da refah ve zenginliğin artması hedefleniyor. Yürütmenin tek elde toplanması ile birlikte Meclis’in itibarının artacağı, yargının daha bağımsız hale geleceği bir sistem vadediliyor.

AK Parti’nin yeni dönemde yapacağı ilk uygulama, reformist yönünü öne çıkararak devletçi bir partiye dönüştüğü iddia ve algısını ortadan kaldırmak olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kenan şahin 2018-05-05 09:32:32

Demokrasi ve adalet dediğiniz kavramlar türkiyede varmıydı .