İnsan ve tarih arasında sağlıklı bir ilişki ve anlayış kurulmadan insanlık tecrübemizi anlamlandırmak zordur. İnsanlık tecrübesi, hiçbir tarihsel dönemle sınırlanmayacağı gibi, tarihsel bir dönemi de insanlık tecrübesinin tamamı olarak vehmetmek de sağlıklı değildir. İnsan ve tarih arasında, sürekli olarak bir ilişki ve alış veriş vardır.

Tarih, artık geçmişte olanın bugün yaşandığı referans bir durum olmaktan çıkmıştır. Tarihe hep kendisini tekrar eden olaylar dizisi olarak bakmak yerine, sürekli yeni tecrübelerle oluşan yeni süreçler olarak bakmamız lazımdır. Tarihteki bir pratiği asli referans konumuna getirerek onu sürekli olarak günümüze, gündemimize ve güncelliğe taşımak, o spesifik olayın tarih ve insan üstü olduğu anlamına gelmemektedir. Tarihte olup bitenin sürekli olarak güncel olduğu vehmiyle yaşamak da, tarihin ilerleyişine engel olmamakta veya durdurmamaktadır. Tarihteki bir olayın, kişinin, durumun, inancın veya değerin sürekli olarak güncel olduğunu vehmetmek, Sünnetullah’a aykırı bir şekilde tarihin akışının, isteklerimiz çerçevesinde akacağını vehmetmekten başka bir şey değildir.

İnsanın maneviyatını, felsefesini, siyasetini, ahlakını, bilimini, iktisadını ve toplumsal tasavvurunu sürekli olarak güncellemesi ve yenilemesi gerekmektedir. Tarihin belirli bir dönemine ait belirli bir hukuk, ahlak, maneviyat veya bilim anlayışının mutlak değişmez olduğunu vehmetmek, ölümcül bir akıl ve tarih körlüğü anlamına gelmektedir. İnsan tarafından insana dair yapılan hiçbir şey kutsal, aşkın ve değişmez değildir. Tarih, insan tarafından insan yapımı tecrübelerden oluşmaktadır. Din, sanat, felsefe, bilim ve siyaset dahil olmak üzere bütün alanlarda tek aktör insandır. Tarihin her alanının insani tecrübelerden oluştuğunu unutan insanlar olarak, kendimize özgü maneviyat, ahlak, sanat, felsefe, edebiyat, bilim, toplum ve siyaset tecrübesi oluşturmakla sorumlu olduğumuzu unutuyoruz.

Tarihteki hiçbir pratik, uygulama veya gelenek, din, ideoloji veya kutsal statüsüne yükseltilemez. Geleneğin kutsallaştırılması, dinselleştirilmesi ve ideolojileştirilmesi, bizim otantik, sahih ve sahici olana sahip olduğumuz anlamına gelmemektedir. Tarihsel nitelikteki spesifik bir pratiğe gelenek adı altında din ve ideoloji muamelesi yapmak, insanın, hayatın ve tarihin inkârı anlamına gelmektedir.

Tarihsel bir pratiğin bütün zamanlarda ve mekanlarda geçerli olduğunu iddia etmek, hak, hakiki ve sahici dindarlık değildir. İslam’a göre otantik olan Tevhit hakikatidir. İnsan, Tevhit hakikatine uygun bir şekilde bir ahlak, hukuk ve maneviyat tecrübesini hayatında gerçekleştirmekle yükümlüdür. Tarihsel bir pratiğin aşkın kutsal bir ideoloji ve din haline getirilmesi, Tevhit hakikatini, kulluk sorumluluğunu, ahlaki ve hukuki olana uygun olarak yaşama gerekliliğini ortadan kaldırmaktadır. Tarihsel bir geleneğin kutsallaştırılması, İslam’ı ve insanı birlikte iptal ve tasfiye etmektedir. Tevhit, imanın ve İslam’ın, insan tarafından maneviyat, ibadet ahlak ve hukuk olarak sürekli ve dinamik bir şekilde gerçekleştirilmesini istemektedir. Hayatın ibadet olarak yaşanması için, İslam’ın ve insanın dar, sığ ve yapay kişisel isteklere sıkıştırılmasını değil, geleceğe bakan ve tazelenmeyi esas alan bir insan ve hayat perspektifine ihtiyaç vardır.

Tarih, insanlık tecrübesinden oluşan sınırsız imkanlar ve seçenekler alanıdır. Kişi, tarihsel seçenekler ve imkanlar içerisinde kendisine özgü felsefi, manevi, ahlaki, bilimsel, siyasal, hukuki ve sosyal seçeneği veya tecrübeyi oluşturmakla yükümlüdür. Din dahil bütün alanlarda içinde bulunduğumuz insanlık durumunu sağlıklı ve olgun bir şekilde okumayı ve anlamayı gerçekleştirerek kendimizi her açıdan sürekli olarak güncellemeliyiz. Güncellenmesi gereken insani durumumuzdur. İnsani durumumuzu İslam’ın evrensel iman, ahlak, hukuk ve ibadet ilkeleri çerçevesinde sahici anlamda okumalı ve güncellemeliyiz. İnsanların, kendilerini güncellemeyi tartışmadan, İslam’dan başlayan bir yenilenme tartışma başlatması, anlamlı, sağlıklı ve verimli değildir.

İslam, tarihsel bir geleneği dinle özdeşleştiren bir din değildir. İslam, insana fıtratını tanıtan ve fıtrata uygun şekilde Allah’a kul olmanın, insanlara ve varlıklara hukuk ve ahlak çerçevesinde muamele etmenin yolunu gösteren hidayet rehberidir. İslam ve Kur’an, tarihi ve zamanı bir noktada durduran ve donduran bir din ve metin değildir. Tarih, insanın üstünde gelişen kutsal bir drama değildir. Kur’an ve İslam, tarih ve zaman denilen açık imkanlar alanı içinde insanın, İlahi olanın muradına uygun bir şekilde insanca yaşamasını istemektedir. Hidayet rehberi ve kalplere şifa olarak gönderilen Kur’an, insanlığa maneviyatın, kulluğun, ahlakın ve hakkın yolunu göstermeye devam etmektedir.

Hayat ve tarih, kuralları ve sonucu değişmeyen bir tecrübe değildir. Hayat ve tarih içerisinde ruhumuzu, aklımızı ve ilişkilerimizi yenileyerek, insani durumumuzda ahlaki, manevi ve hukuki yöndeki ilerleyişimizi sürdürebiliriz. Tarih, bizim arzularımıza, isteklerimize, değerlerimize, geleneklerimize, mitlerimize veya ütopyalarımıza göre akan bir yöne doğru seyretmemektedir. Tarihin akış yönü içerisinde insani durumumuzu İslami, ahlaki ve manevi, akli, hukuki ve içtimai açılardan sürekli olarak güncelleme sorumluluğumuz vardır. Müslüman insanın sorumluluğu, tarih içinde kullanım süresi dolmuş bir hayatı değil, sürekli işlevsel ve güncel olanı temsil eden bir hayatı yaşamak olduğu unutulmamalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner624