Nuri Demirağ’ın Türk siyasi tarihinde ilk defa dile getirdiği, “Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeli” talebi Tek Parti tarafından şiddetle reddedilir.

O dönemi hatırlayalım; 30 Kasım 1923'te başlayan İsmet İnönü, Fethi Okyar, Celal Bayar, Refik Saydam, Şükrü Saracoğlu, Recep Peker, Hasan Saka ve Şemsettin Günaltay'ın başbakanlığındaki CHP’nin 27 yıllık Tek Parti diktası, 14 Mayıs 1950'de Adnan Menderes'in gerçekleştirdiği “beyaz ihtilâl” ile yıkılır. Tek Parti hükümranlığının sandığa gömülmesiyle Türk siyasetinde yeni bir dönem başlar.

İsmet İnönü'nün iktidarını 22 Mayıs 1950'de elinden alan Demokrat Partili Adnan Menderes, iktidarını kaybeden CHP’nin ölçüsüz muhalefeti karşısında, “Allah düşmanımı bile böyle bir muhalefetle karşılaştırmasın. Bütün seçimlerde mağlup olurlar, yine de ‘memleket bizimledir’, derler” isyanıyla Tek Parti’nin ruh halini çok çarpıcı bir ifade ile ortaya koyar.

Sonrası malum!..

“Recep Tayyip Erdoğan, faşist diktatördür...”

Dün Nuri Demirağ’a, Adnan Menderes’e kan kusturan Tek Parti zihniyeti bugün aynı salvolarını Recep Tayyip Erdoğan’a yapıyor.

İktidar yüzü görmeye hasret olan ve değişime direnen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlık sistemi üzerine yaptığı konuşmada, “Başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz. Açık ve net...” ifadeleri hafızalardaki yerini hâlâ koruyor.

Bu vatan hepimizin

CHP’lilerin defaatle değişik kişilerce “evet çıkarsa ortalık karışır” zorlamasının eski alışkanlıklarının tekrar nüksettiğinin tezahürüdür.

Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın, “Böyle bir yetkiyi peygambere versen peygamberi bozarsın. Olmaz, kimseye bu yetki verilmez, verilmemeli...” beyanıyla haddi aşması yetmezmiş gibi, “Halk oylamasında ‘hayır’ çıkması durumda, 1922’de İzmir’de düşmanı denize dökmüş gibi sevineceğiz” safsatasıyla zihni ihtirasını fâş etti. CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt ise Baykal’ı fersah fersah geride bırakarak ‘evet’ oyu verenleri İzmir’den denize dökmekle tehdit etti.

Geçtiğimiz günlerde ise, CHP Genel Başkan Yardımcısı Parti Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret eden Tekirdağ Süleymanapaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat’a destek vermek için Tekirdağ Meydanı’nda, “Recep Tayyip Erdoğan, faşist diktatördür... Şeddelisidir diktatörün şeddelisidir hem de” ifadesiyle hazımsızlığını ortaya döktü.

Bu mudur demokrasi, bu mudur milletin iradesine saygı?!..

Gelgelelim CHP zihniyetinin gerçekleştirrdiği “beyin fırtınası”nın özeti bu!..

Ve vesayetçiler kaybettikleri kaleleri tekrar alabilmek için her yola başvurup; milletin adamlarını alaşağı etme sevdalarından vazgeçmediler, vazgeçmeyecekler.

Zorda kalanları gözetirdi

Nuri Demirağ, sanayide, eğitimde, ticarette, siyasette güzel insan olduğu kadar sosyal hayatta da müstesna bir kişiliğe sahiptir. 27Aralık 1939 yılında Erzincan’da deprem olunca evdeki tüm giyecek ve yiyecekleri yanına alıp bölgeye koşma alicenaplığını gösteren Demirağ, aynı zamanda 1951 yılında, evsiz ve açıkta kalan Neyzen Tevfik’e de kucak açar. Bu türden yardımını esirgemediği kişilerden birisi de Nâzım Hikmet’tir.

Mehmet Emin Yurdakul, Mehmed Âkif Ersoy ve Neyzen Tevfik gibi dönemin şair ve düşünürleri ile yakın dostluk kuran Demirağ, sık sık bu şahsiyetleri evinde ağırlar, dünya ve Türkiye meseleleri hakkında görüş alışverişinde bulunur. Hatta çocuklarının ismi şair ve düşünür dostları tarafından konur. Mesude hanımefendi ile evli olan Nuri Demirağ’in bu evlilikten Galip ve Kaya Alp isimli iki oğlu, Mefkure, Şükûfe, Süveyda, Suheyla, Gülbahar ve Turan Melek adlarında kızları dünyaya gelir.

Annesinin 17 defa doğum yaptığını, ancak 8 kardeş hayatta kaldığını söyleyen Demirağların büyük kızı Nefkure Azak, İsmet İnönü ve çevresindekilerin babasına yaptığı kötülüklerden hep şitayişle bahseder.

Açık sözlü, dürüst ve cesur bir şahsiyet olan Demirağ, tıpkı babası Ömer Bey gibi yakalandığı şeker hastalığı sonucu 13 Kasım 1957’de İstanbul’da vefat eder. Demirağ, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedilir.

Vefasızlık...

Türkiye’nin temellerinin atıldığı bir dönemde çok güzel işlere imza atan Nuri Demirağ’a maalesef yeterince vefa gösterilmiyor. Kimbilir belki de  “İstikbalin Gözyaşları”nın atacağı işaret fişeği bekleniyor.

Fakat tarih nasıl binbir müsibet ve talihsizlik yüzünden cephe mücadeleleri yarıda kalmış kahraman askerleri hakları olan mevkilere oturtmuşsa, bir gün Nuri Demirağ da Türkiye ve Dünya tarihinde anılacaktır.

“İyiler Ölmez”

Ebedi istirahatgâhını ziyaret ettiğimiz Nuri Demirağ’ın kabri Abdurrahman Naci Demirağ’a nispetle sâde bir şekilde yaptırılmış. Dünya zenginliği ve şöhretinden iz yok. Sonsuzluğa açılan âlemin giriş kapısında üzerleri turabla örtülen Demirağ ailesinin büyüğü Nuri beyin solunda; Mesude, Şükûfe, Mefkure, sağında Nevzat, Galip, Mengücek ayak ucunda ise Kaya Alp Demirağ medfun bulunuyor.

Bir ada yukarıda ise, Turan Melek Darüşşifası formunda yaptırılan ve dikkat çeken gösterişli mezarlıkta kardeş Abdurrahman Naci Bey bulunuyor. Abdurrahman Naci Bey’in solunda oğul Uğuz Tarık, sağında Turgut, onun yanında torun Muhteşem ve ayak ucunda ise Koç Ailesi berzah komşuluğu yapıyor. Ne diyor üstad Mustafa Kutlu, “İyiler Ölmez”.

 “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.”

Rahmetle yâd ediyoruz.

Kaynakçalar:

Ziya Şakir, Nuri Demirağ Kimdir?, (Kenan Matbaası, 1947)

M. Necmettin Deliorman, Nuri Demirağ’ın Hayat ve Mücadeleleri (Nu.D Matbaası, 1957)

Fatih M. Dervişoğlu, Nuri Demirağ Türkiye'nin Havacılık Efsanesi

Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Bülteni, sayı: 4

Kokpit Dergisi, sayı: 31

***

NEREDEN NEREYE...

UMHURİYET’İN ilk döneminde “rol model” özellikleriyle ön plana çıkan değerli şahsiyetlerin nesilleri asıllarından travmatik bir şekilde koparılmış.

23 Aralık 1930 günü gerçekleşen Menemen Tertibi ile ilişkilendirilerek derdest edilen ve Şeyh Esad-ı Erbili’nin soy ağacının meyveleri atalarının zıddı şöhretleriyle arz-ı endam etmek zorunda kalmışlar. Cumhuriyet döneminin ilk Kur’an-ı Kerim tefsir ve mealini yazan Elmalı Hamdi Yazır’ın neslinin durumu da onlardan çok farklı değil. Şöhret var, para var; fakat dedelerini hatırlatacak duruş yok.

Gelelim hikâyemizin kahramanı Demirağ’ların varislerinin nerelere intisap ettiğine…

Oğullardan Galip Demirağ, Mekteb-i Sultânî’den (Galatasaray Lisesi) sonra University Of Michigan at Ann Arbor'da Makina Mühendisliği eğitimi alarak babası gibi istikbalin göklerde olduğu inancıyla mücadele ederken, Kaya Alp ise, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nda üst düzey bir mason olarak yolunu çizmeyi yeğler.

*

Abdurrahman Naci Demirağ’ın oğlu Turgut Demirağ, Tarım Mühendisi olmak için gittiği ABD’den sinemacı olarak döner. Babasının baş harfleri olan AND Film’i kurar. Yapımıcı ve yönetmen olarak Yeşilçam’da birçok filme imza atar. Rüçhan Çamay ve Afet Karacan ile olan evliliklerinden Muhteşem, Melike ve Nevbahar isimli çocukları dünyaya gelir. Muhteşem, babasının yolunu seçerek sinema sektöründe varlık göstermeye çalışır. Fakat şöhretin ağır yükünü kaldıramayarak bunalıma girip hayatına son verir.

*

Dedesi Abdurrahman Naci’nin kardeşi Nuri Demirağ’a yaşadığı dönemde dünyayı dar eden zihniyetle olmaktan mutluluk duyan Melike Demirağ’ın durduğu nokta aslında meşakkatli bir yolda yürüyen Türkiye’nin ruh durumunu resmediyor.

Melike hanım, AND Film’in patronu Turgut Demirağ ve caz sanatçısı Rüçhan Çamay çiftinin kızı olarak dünyaya gelir. Babasının yönettiği “Üç Kızgın Cengaver” filmiyle Yeşilçam’a adım atarken, “Arkadaş” şarkı ve filmiyle şöhretin ödüllü zirvesine yükselir. Lale Mansur’un ağabeyi Şanar Yurdatapan’la evlenir. 1980’de 24 Ocak Kararları’nın arkasından siyasi görüşleri nedeniyle eşi ve çocukları ile birlikte yurt dışına çıkar. Türk vatandaşlığı tehlikeye girmesine rağmen, 11 yıl boyunca birçok ülkede konser verip 24 Aralık 1991 tarihinde Türkiye’ye döner.

Şu günlerde eğitim neferi olarak koşuşturuyor…

*

Güzelliği dillere destan Nevbahar Demirağ Koç hanımefendiden bahsetmezsek alınganlık gösterebilir.

Nevbahar kim?

1970 yılının Türkiye Güzellik Kraliçesi Afet Tuğbay ve Turgut Demirağ’ın diğer kızı, yani Melike’nin kız kardeşi ve aynı zamanda Koç Ailesi’nin mustakbel gelini.

İlkokuldan üniversiteye kadar, tüm eğitimini Amerika’da yapan Nevbahar Demirağ, Ali Koç’la çocukluktan beri tanışır. Büyüyüp serpildikçe Ali’nin “ruh ikizi” olduğuna kanaat getirip evlenmeye karar verir. Yakın çevreleri Ali Koç’un çok şaaşalı bir düğünle dünya evine gireceğini düşünürken, o ağabeyi Mustafa Koç’un Anadolu Yakası’ndaki köşkünde, 21 Ekim 2005 tarihinde sâde bir törenle dünya evine girer.

*

Çocukluğu dedesi “sanayi neferi” Nuri Demirağ’ın Üsküdar Paşalimanı’ndaki korusu ile Yeşilköy’deki uçak atölyesinde geçen Profesör Doktor Banu Onaral, Drexel Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bilimleri ve Sağlık Sistemleri Fakültesi Kurucu Dekanı. Banu hanımefendi, bir taraftan Türkiye’nin ilk Tayyare İnşaat Mühendisi Mehmet Kum ve Prof. Dr. Nebahat (Demirağ) Kum’un kızı olmanın gururunu yaşarken, diğer taraftan da çalışmalarıyla bilim dünyasında adından söz ettiriyor.

*

TBMM 23. Dönem İstanbul, 24. Dönem AK Parti Sivas Milletvekili olan Mesude Nursuna Memecan ise Demirağ ailenin bir diğer torunu. Karikatürist Salih Memecan ile evli olan Mesude Nursuna hanımefendi, 24 Şubat 2012 tarihinden beri dedesinin isminin “Sivas Nuri Demirağ Havalimanı”nda yaşatılmasının mutluluğunu yaşıyor.

5 günde 1 asırlık yol yürümeye gayret gösterdik; sürç-i lisan ettiysek affola.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.