Seksenli yıllarda doğanlar iyi bilir. Evlerimizin yanındaki boş arsalarda futbol oynar, mahalle maçları yapardık. Bu maçların başlama düdüğü sabah kahvaltısından sonra çalarken bitiş düdüğü ise genelde akşam ezanı olurdu. Akşam ezanı ile birlikte herkes evlerine giderdi. Mahalle maçı dediğimize bakmayın! Yaptığımız mahalle maçları aslında sokak maçlarıydı. Bir kaç yanımızdaki sokakta oturan çocuklarla yapardık bu maçları. Yemek yemek isteyen evine gider sonra maça geri dönerdi. Dışarıda yemek yemek kesinlikle yasaktı. Bunun sebebi nimetin yere dökülmemesi ve belki diğer çocukların da canı çeker diyerek annelerin dışarda yemek yenmesine izin vermemesiydi.

Bu maçların en büyük artıları yaşadığımız sokağı, mahalleyi sahiplenmemize vesile olması ve aidiyet duygularımızı geliştirmesiydi. Biz aldığımız ayakkabının pahalılığı ile değil ucuzluğu ile övünürdük. Eğer bizden pahalı bir ayakkabı giyen biri olursa - kazık yemişsin - der güler geçerdik. Ülkemizin alım gücü o yıllarda iyi olmadığından ben mesela koca liseyi babamın nişanında giydiği lacivert ceket ile bitirmiştim. Kanaat önemliydi. Her şey eskiyene, kullanılmaz duruma gelene kadar giyilir, kullanılırdı.

Televizyon dizileri de başkaydı o yıllarda...

Süper baba dizisinde mahalle kültürünü ve yaşadığımız yeri sahiplenmeyi öğrenirdik. Arkadaşımızın bir zamanlar sevdiği kıza yan gözle bakmamayı, komşularımıza yardım etmeyi, mahallede biri dara düşse tüm mahalle el birliği ile dara düşenin sıkıntısını gidermeyi...

Sonraları bizim boş arsalar imara açıldı. Nerede bir boşluk olsa oraya hemen ev dikilmeye başlandı. Biz maç oynayacak stadyumlarımızı yavaş yavaş kaybediyorduk. Sonra yapılan yeni evlere olan talepler kira fiyatlarını artırdı. Bu vesile ile de arkadaşlarımızı kaybetmeye başladık. Mahalledeki yüksek apartmanlara çok fazla insanlar taşınır olmuştu. Fakat bizim yeni komşularımızı tanımamıza pek imkân yoktu. Çünkü karı - koca sabah çalışmaya giderlerken bir yandan da akranlarımız olan çocukları sabah apartman kapısına yanaşan servislerine binerek okullarına giderlerdi. Böyle böyle bizim komşuluk, arkadaşlık ilişkilerimiz bitmeye başlamıştı.

***

Bir dönem böyle kapanırken yeni bir döneme merhaba dedik iki binli yıllara girerken...

Birden izlediğimiz televizyon dizileri değişmeye başladı. Herkesin herkesle flört ettiği, arkadaşlık kavramının dibe vurduğu diziler. Bizim akşam ezanı ile eve girdiğimiz vakitler geride kalmıştı. Çünkü bu dizilere göre asıl hayat tam da bizim eve girdiğimiz saatlerde başlıyordu!

Okula son model araba ile giden liselileri gördük bu dizilerde. Biz aşkımızdan ölsek de utancımızdan kimseyle konuşamazdık. Fakat bu dizilerde daha çocuk yaşta sayılacaklar yemedik nane bırakmıyorlardı.

Biz umutlu, neşeli, küçük şeylerle mutlu olan çocuklardık. Yeni bir çift ayakkabı bizi mutlu ederken bu dizideki arkadaşlar son model spor arabalarla dahi mutlu olamıyorlardı. Bu dizilere göre mutluluk kadehlerde, gece hayatındaydı. Kazanmak için her yol mubah, ayıp ve utanma duygusu ise ne yazık ki yoktu.

Bu diziler ortaya mutsuz ve tatminsiz bir gençlik çıkardı. Yoktan anlamayan bir gençlik. Öyle güzel pazarladılar ki bu dizileri bize en büyük ahlaksızlıkları, utanmazlıkları yer yutar normal karşılar olduk! Televizyonda mini etekli kadın görsek gözlerimizi kapatır, kanal değiştirirdik. Oysa şimdi yengesi ile aşk yaşayanlar ayıplanacağı yerde ayakta alkışlanıyor. Dışarıda yemek yemenin ayıp olduğu zamanlardan, yediği yemeği anlık olarak resimli bir şekilde sosyal medyadan paylaşır duruma evrildik.

Hırsızları sevimli, ahlaksızlıkları normal gösterdiler. Bir nesli böyle ar damaları çatlamış, doyumsuz hale getirdiler. Nerde bir üç kâğıtçı karakter varsa hacı, hoca rolü verdiler. Din adamlarımızı da böyle itibarsızlaştırdılar. Aile kültürü yerini ana babaya karşı gelmeye, olmadı evi terk etme eylemlerine bıraktı. Ezan okunurken müziğin sesini kısan çocukların yerini ezanın ne olduğunu bilmeyen çocuklar aldı. Her çocuğa on puan veren Barış abinin yerinde şimdi milyonlar önünde halkı aşağılayan yarışma jürileri var. Emeğin kutsallığı yerini kolay paranın cazibesine bıraktı.

Çok değil, bir televizyon dizisi furyası çıkardılar on yılda üç kuşak genç neslimizi elimizden aldılar!

Anneler, babalar!

Çocuklarınızı lütfen televizyon dizilerinden uzak tutun! Onları spor yapmaya, kitap okumaya ve bir şeyler üretmeye teşvik edin. Unutmayın, manevi kalkınma olmadan maddi kalkınma insanlığa saadet getiremez. On yıl sonra keşke dememek için çocuklarımıza sahip çıkalım. Para için çocukları televizyonlarda zehirleyen şebeklere fırsat vermeyelim.

Unutmayın, yarın çok geç olabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
s.yavuz 2017-12-26 11:53:40

ağzınıza sağlik

Avatar
Remzi filiz 2017-12-26 19:40:33

Ahh be abicim,,gec hemde cooookk gec kaldik.hem artik televizyon dizileri belasindan daha buyuk bela olan internet var facebook youtub vs. Var hemde oyle varlarki donulmez aksamin ufkundayiz misali varlar

Avatar
Sibel Çetiner 2017-12-31 09:26:19

Dönülmez akşamın ufkundayız evet katılıyorum arkadaşa aynen öyle gençlik elden gitti internete kurban oldu maalesef.Başarılar dilerim.