28 Şubat günlerinin birinde müfettişler bir camiyi teftiş etmektedirler. O dönemde diplomasını getirmeyen öğrencilerin Kur’an-ı Kerim ders alması yasaktı ve ders veren hocalar hakkında soruşturma açılırdı. Asırlar öncesi değil bundan yirmi yıl kadar öncesinden bahsediyorum.

İşte o melun dönemde, müfettişlerden biri, yaşça küçük çocukların da camide ders aldığını görünce sert bir şekilde hocaya sorar:

-Bunlar kim hocaefendi?

-Gördüğünüz gibi mahallenin çocukları.

-Küçüklere ders vermenin suç olduğunu bilmiyor musun?

-Ben camiye gelen birine gelme diyebilir miyim?

-Bunlara da mı Kur’an dersi veriyorsun?

-Hayır, Kur’an dersi vermiyorum.

-Ne dersi veriyorsun peki?

-Tevrat! Ben bunlara Tevrat öğretiyorum

Müfettişler, aldıkları bu cevap üzere hiçbir şey demeden çıkarlar.

Yıllar önce okuduğum bir haberde, bir cami görevlisinin 5 yılda 100’e yakın esnafa Kur’an-ı Kerim öğrettiği yazılıyordu. Hocamız, öğle ve ikindi sonrası, belirlediği esnafa giderek Kur’an ve dini dersler veriyordu. Böylece hem cemaatiyle sıcak bir temas kurmuş hem de onların temel İslami bilgilerle donanmasını sağlamış oluyordu. Zaten şimdi belli sayıda bir guruba ders veren hocalarımız bunun için ücret de alabilmektedirler.

Ne güzel bir uygulama…

Bu millet, kendisi Kur’an bilse de bilmese de çocuğuna öğretmek için çok sıkıntılara katlandı. Bunu hep önceledi, önemsedi. Çocuğunu muhakkak Kur’an öğrenmeye teşvik etti. Bugün hamdolsun yaz döneminde camilerimiz çocuklarla bayram yaptı. Milyonlarca çocuğumuz Allah’ın kitabını öğrenmek için camileri doldurdu. Şimdi okullarda, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ve Din, Ahlak ve Değerler Alanındaki seçmeli derslerle eksiklerini tamamlamaya çalışıyor. Oysa daha yakın bir zaman kadar, Kur’an öğrenmek, öğretmek hayli zorlu bir işti. Ne doğru dürüst öğretecek hoca ne de rahat bir şekilde ders alma imkânı… Hamdolsun inanmayanlara ve dahi istemeyenlere baskı yapmadan, zorlamaya kaçılmadan bu imkân, devletimiz tarafından sunulmaktadır.

Burada ders veren hocalarımıza ve öğretmenlerimize birinci derecede büyük sorumluluk düşmektedir: çocuklarımıza ve gençlerimize Allah’ı, Kitabı, dini, Peygamberi sevdirmek.

Sağlam, sarsılmaz bir inanç yerleştirmek, güzel örnek olmak, onlara şefkatle yaklaşmak.

Çocukluk ve gençlik döneminde verilen yanlış din öğretimi ve eğitiminin, daha sonraları nasıl bir inkârcılık doğurduğunun sayısız örnekleri var. Bu da büyük bir vebal getirmektedir.

Sevap kazanalım derken günah kazanma.

Mümin kazanalım derken münkir yetiştirme.

Cemaat kazanalım derken insan kaçırma.

Buna hiç kimsenin hakkı yok.

Sabırla, bir arkeolog misali adım adım ham bir insandan olgun bir Müslüman çıkarma. Belirsiz bir yığından antika ölçüsünde eserler ortaya koyma.

Tıpkı Efendimiz Aleyhisselam gibi.

Mus’ab b. Umeyr, Ubey b. Ka’b, İmamlarımız, âlimlerimiz, Süleyman Efendi, Bediüzzaman, Gönenli, Gürses, Aşıkkutlu ve sayısız Kur’an hadimleri gibi.

Hepsine selam, rahmet ve hürmetler olsun…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.